Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Kriz, sana kriz, bana kriz…

Malumunuz kapital dünya ve haliyle Türkiye’de ciddi bir ekonomik kriz yaşanmakta. Gerçi krizde en kötünün geride kaldığına dair inanışlar iyice arttı. Ancak yine de ABD finans şirketleri ile başlayan zor günler, reel sektörün, yani bakkalın, çakkalın da içine dahil olmasıyla aldı başını yürüdü. Hepimiz, az ya da çok bu krizin etkilerini hissettik, hissediyoruz. Gerçi Türkiye olarak krizlerle yaşamaya alışkın bir ülke olmamızdan dolayı, bu yaşananlar da nedir, bize koymaz ama en basitinden bu satırların yazarı olarak bendeniz de bu sene kriz bahanesiyle maaşına zam alamamış zavallı bir beyaz gömlekliyimdir -ki çevremizde çok daha kötülerini yaşayan insanları görüyor, yaşadıklarına uzak veya yakın bir şekilde tanık oluyoruz.

Ferah Ülkemizde Huzurlu Bir Gün Daha…

Malumunuz olduğu üzre kapitalist dünya çok ağır bir krizle sarsılıyor. “Resesyon mu değil mi?” sorusu ile başlayan süreç, “depresyon mu değil mi?” ile devam etti. Şu an tüm dünyadaki algı “bu depresyonun allahı lan” şeklinde olsa da, çok şükür başbakanımızın “bu kriz bizi teğet geçecek” sözüne olan sonsuz inancımız sayesinde, ülke olarak ayakta kalabiliyoruz. Hem ekonomik altyapımız, hem de sonsuz moralimizle dünyayı kasıp kavuran kriz, bizde ancak tatlı bir esinti tadında hissediliyor.

Ekonomistin kralı Kasımpaşalı!

Her ne kadar ana eğilimim köşe yazarları, keyif verici siteler, forumlar, bloglar olsa da lanet olasıca işim gereği gün boyu internetten, televizyondan, gazetelerden tüm ekonomik gelişmeleri takip etmek durumunda kalıyorum. Kriz lafları çıkalı beri, her yerde aynı can sıkıcı kelamlar mevcut. Tehlike çok büyük, çok ciddi boyutlarda, o battı, bu bitti, aman dikkatli olalım, önlem paketi lazım vesaire, vesaire… FED Başkanı çıkıyor konut sektörü için 300 milyarlık paket yaptık diyor, İngiltere merkez bankası başkanı çıkıyor otomotiv için 200, ona 100, buna 50… Paket paket üstüne, teknik terimler, bol bol dolarlar falanlar filanlar… Düpedüz kapitalizmin can çırpınışları…

Kriz ve Medya

Tüm dünyayı kasıp kavuran, Türkiye’yi ise hamdolsun ki teğet geçen krizin medya yansımaları da netleşmeye başladı. Akşam Gazetesi Ramazan Bayramı’ndan bu yana maaşları ödemekte zorluk çekiyordu. Tam da bu dönemde Amerika’ya gidip, içtiği şarapları anlattığı için tepki çeken Genel Yayın Yönetmeni Serdar Turgut görevinden alındı. Yerine Ankara bürosundan, muhabir kökenli, acar gazeteci İsmail Küçükkaya getirildi. Söylenene göre Küçükkaya yönetimindeki Akşam’da, köşe yazarlarından ücret istemediklerini belirten bir kağıt imzalamaları istenmiş. Beleş mi yazıcak bu adamlar anlamadım ama Oray Eğin gibi bir adamın para almadan 2 yazı yazacağını pek aklım almıyor. Hürriyet Gazetesi’nin de her departmanda %20 oranında tensikat yapacağı konuşuluyor. Aydın Doğan online!

Zam tarifesinde uzay/zaman kayması

Şimdi bundan birkaç ay önce petrol fiyatları 100 dolara tırmanmıştı. Kriz henüz başlamamış ama resesyon beklentileri had safhaya ulaşmıştı. Petrol yükselince pek tabii ki elektrik ve doğalgaza zam geldi. Gerekçe belli: "Petrole baksanıza 100 dolar oldu" Eyvalah dedik, Allah o global dinamikleri nasıl biliyorsa öyle yapsın. Allah başbakanımıza, maliye bakanımıza, ekonomik kurmaylarına zeval vermesin yeter ki... Günler, günleri kovaladı ve o gün 100 dolar olan petrol şimdi 60 dolara kadar indi. Ama bizim otomatik fiyatlandırma bozulduğu için bu indirim faturalara yansımadı. Açık konuşmak gerekirse öyle bir beklentimiz de yoktu zaten.

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?