Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Susmanın sırası savıldı.

Cuma akşamı, çok geç planlanmış, çok geç iştirak edilmiş ve Osman Tanburacı'ya komşu bir toplantının sonlarına doğru dedik ki; yavaştan başlayalım. Osman Tanburacı ile alakası yok elbette, sadece, susmak iyi gelmiyor bünyeye. Mavra yapmadan durulmuyor, olmuyor. Yaz da geldi ya, herkes ufak ufak tatil planları konuşurken, deniz, kum, güneş ulaşılmaz bir sevgili gibi bizi bekler ve biz, Müslüm Gürses romantikliği ile yanık yanık duygu seline kapılırken; ya da tam tersi be abi, Metrobüs'te sağdan soldan ter nüfuz ederken bünyeye, işe geç kalırken, uykusuz sabahlara yorgun akşamları katık ederken, tüm hızıyla, cayır cayır, odun ateşinde kelimeler ile aklınızı başınızdan almanın tam sırası. Susmanın sırası savıldı, şimdi konuşma zamanı!

Nerede o eski Ramazanlar?

Yıllardır duyup geyiğini çevirdiğimiz bu "Nerede o eski Ramazanlar!" deyişinin anlamını ben bu sene anladım. Yaşlanıyor muyum nedir, ben de çocukluğumun Ramazanlarını özlemeye başladım. Çocukluğumuzun sahurları bir başkaydı. Benim çocukluğumda ve ergenliğimde Ramazan kış aylarına denk gelirdi. Annem ya da babaannem beni sahura uyandırdığında, yataktan çıkar çıkmaz ilk işim yorganla yatağı örtmek olurdu. Yoksa sahuru yapıp gelene kadar yatağın içi soğur, geri geldiğinizde mezar gibi soğuk yatakla karşı karşıya kalırdınız. O yüzden çok önemliydi, mutfağa gitmeden yatağı örtmek. Geri gelince sıcak bir yatak bulmak için, gitmeden dikkatli olmak zorundaydınız. Kış hata affetmezdi çünkü.

Dea at work: Halk Bankası noldu?

"Bahar da geliyor inceden" diye gevezelik etmeye fırsat bile bulamadan bugün "Yaz gelmiş ulan" derken buluverdim kendimi. Akşam 6 sularında işten çıkıp pert vaziyette kapkaranlık, buz gibi havada servise doğru yürüyordum birkaç gün önce. Bugün çıktım binadan, sanki saat 13:00'de yemeğe çıkmışım gibi. Hava aydınlık, güneş sırtıma sıırtıma vuruyor, aynı pert vaziyet hakim bünyeye ama mevsim başka. Servise biner binmez terlemeye başladı bizim hantal vücut. Ee, işte yaz bu!

Bu şehrin mevsimi, figüranları

Felek çemberi daraldıkça daraladursun şu yorgun kent yeni bir sonbahara daldı tam da orta yerinden. Kendi sonbaharına elbette. Bu şehirde mevsimler bizim değil çünkü, biz figüranlarıyız bu oyunun ve sıramızı bekleşiyoruz otobüs duraklarının ortak bölenlerinin en büyüğü arasında... İstanbul'da... Yaz, kış farketmez tabi otobüs durakları ve bilakis durakların sadık aşıkları otobüsler için. İçindekiler için de belki, bilmiyorum. Ama mevsim demek yeni bir amaç demektir bu şehir için. Misal baharda yeni aşıkları aldı koynuna, sonbaharda da o aşıkların gözyaşlarını alıcak boğazına...

ben böyle sıcak görmedim, böyle hava…

FasulyedenKom olarak bu sıcakları protesto ediyoruz ve gavur kukusu gibi sıcaklar bitene kadar her gün 12.00'de 1 dakikalığına klimaları, vantilatörleri, yelpazeleri kapama eylemi yapıyoruz. Evet üşüttük, dellendik, sıyırdık. Elinin ayarı olsun…

Bir bahar akşamı

Perşembe günü, Kadıköy'de, saat 6:30 gibi işten çıkıp Deniz Otobüsleri iskelesine inerken günün çok farklı olduğunu farkettim. Saatlere yaz ayarı çekildiğinden beri ilk defa işe gittiğimden, ilk defa 6:30'da havanın ne kadar da aydınlık olduğunu farkettiğimden olsa gerek, güzel havayla, Kadıköy ritüeli olarak sokakların denize çıkmasıyla birlikte "O kadar da kötü değil yaşamak" anatemalı düşüncelerin arasında gelip, gidiyordum. Bir kitapçının önünden geçerken, kitap pazarlama aracı olarak tasarlanan albenisi yüksek afişlere bakıp, "evet bu kitabı okumalıyım"; kulağıma çalan bir müziğe "bu albümü almalıyım" diyordum. İkisini de yapmayacağımı çok iyi biliyordum oysa ki. Ama bu güzel atmosferde kendimi olduğumdan daha farklı kılacak küçük yalanlara ihtiyacım vardı. "Bu filmi muhakkak görmeliyim"

Kar ve şarap şisesi

Birbiri ardına yetkili felaket tellallarının çığırtkanlıkları ile haberdar olduk Kar'ın geleceğinden.. Valisi çıktı, belediye başkanı çıktı, Meteoroloji yetkilisi çıktı, bir yığın laf etti.. Sonrası dost sohbetlerinde "lan sibirya soğuğu geliyormuş lan.. -20 olcakmış olum.. Gölgede -30 off off" şeklinde çalındı kulaklara.. Kar Pazartesi gecesi yavaştan yavaştan girdi hayatımıza.. Kadıköy şu durumda, Beşiktaş kara boğuldu, Mecidiyeköy' de tık yok filan derken Salı akşamı herkes bir garip kar orgazmına kaptırdı kendini.. Bir de "Aha bembeyaz la heryer.. Demek Sibirya böyle biryermiş, hımm.." dedik kültür turizminin müşterisi edasıyla..

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?