“Kıl”işe

Eskiden sabahlardık ya, hatırlıyorum. Savaş Ay’dır, Siyaset Meydanı’dır, Ceviz Kabuğu, bilimum Okan Bayülgen Show’ları… Haftasonları da böyle konuklu programlar olurdu, ne bileyim konuk çağırılır, onunla ilgili mini bir cv-vtr (ne demekse) izletilir, sonra ropörtajlardan alıntı yapılarak sohbete koyulunur. Çanak sorular, klişe sorular da cabası. Bu programlarda hep “ben olsam şöyle cevap verirdim” diye düşünmüşümdür hep. “Bu alıştırmaların meyvelerini iş mülakatlarında topladım” demek isterdim ama malesef bi erkeklik cinsel organına yaramamıştır bu güne kadar.

Hadi gelin itiraf edelim (E.Özkok mode on), çok acı ya. Bazen size de oluyor mu bu? “Herkes 15 dakikalığına ünlü olacak” muhabbeti gibi biraz. Sanki böyle ölünce Uğur Dündar özel program yapacak sizin için ya da Okan Bayülgen dostlarınızı çağırıp sevdiğiniz şarkıları söyleyecekler, anılar anlatılacak falan. Özel siyaset meydanı yapılacak, arşiv görüntüleri (doğum günü, sünnet v.s) İlkokul öğretmeniniz falan konuşuyor. Neyse konu bu değildi.

“Bir röportajınızda demişsiniz ki…” diye başlayan körler/sağırlar programları gibi bir oyun oynayalım mı? Ya da bir zamanlar Ayşe Arman ablanın yaptığı gibi sanal röportaj gerçekleştirelim. Tümüyle copy-paste, tümüyle “nereden bakmak istiyorsanız oradan bakarsınızla alakalı”… “Bana Bir Şeyhler Oluyor” da vardı bu muhabbet. Medyanın olayları nasıl çarpıttığı, nasıl cımbızladığıyla ilgili. Daha Fazlasını Oku

Hoşgörü, İsyan ve Aykut

103 gollü şampiyonluğu saymazsak bizim kuşak için en belirgin şampiyonluk 1996 Mayıs’ında kazanılandır. 40 gün 40 gece bayram edecekken Oğuz-Aykut’un kadro dışı kalmasıyla boğazımızda bir şeyler düğümlenmiş sevincimiz kursağımızda kalmasa da o noktaya ramak kalmıştır. Kim haklı, kim haksız hala tartışır dururuz ama noktayı koyamayız; bu gidişle de koyacağımız yok zaten.

“Nasıl koydu Aykut Kocaman” tezahüratı şampiyonluk yarışında Trabzon deplasmanından sonra efsane haline geldi biz Fenerbahçeliler için. Senelerdir söyledik; söylemeye de devam edeceğiz. Sadece bir slogan değildi bu; bizim kuşağımızın bir dışavurumu, haykırışıydı adeta. Bir bağımsızlık kazanma nidasıydı. Öylesine içten öylesine vurguluydu ki ne zaman söylense bir anlamı olacaktı hep. Kaybolan sesler mezarlığında hiçbir zaman yerini almayacak olan bir fenomen olmuştu bizim için. Daha Fazlasını Oku

“Artık Yoruldum”

Uzun zamandır yapmak istediğim bir röportajdı. Kendisine ulaşabilmek için çok kazalar yaptım, kafamı duvarlara vurdum ve sonunda istediğimi elde ettim. Randevu almak gerekiyordu aldım, intihar edenlere yüzünü göstermiyordu saygı duydum. Prensipli bir adam, karşı gelsen o dakika seni küşleme yapar, ekmek banar. Sırat Köprüsü’nün yakınlarında ateş kenarında bir kafede buluştuk, off the record olmasını istediğinden herhangi bir kayıt aleti de almadım yanıma dolayısıyla aklıma kalanları sizlere aktarıcam.

Herkesin merak ettiği soruyla başlamak istiyorum, bu işler nasıl yürüyor?

Doğrusunu söylemek gerekirse çok yoruldum, artık başkasına devretmek istiyorum. Kaldırmıyor bünyem, en ücra yerlere bile ben gidiyorum. Bazen gönderildiğim yerde saatlerce beden aradığım oluyor, insani yardım ekiplerine onların görmeyecekleri şekilde yardım ediyorum. Eceliyle ölmek üzere olan adama bile git bir bak deniyor. Uzaktan göründüğü kadar kolay değil bu işler. Sizin en çok eğlendiğiniz Cumartesi akşamları bizler için azap oluyor, bu pazarı da etkiliyor tabi. İlk röportajımda bu kadar dürüst olduğuma bakılırsa baya dolmuşum bu konuda.

İşiniz hiç kolay değil anlayabiliyorum, peki canlarını yaktığınız insanlardan aldığınız beddualar için ne söylemek istersiniz?

Lütfen beni bağışlasınlar, çünkü ben de emir kuluyum. Sistemin bana biçtiği bir rol bu, hem ayrıca beddualarını boşa harcamasınlar bana işlemiyor. Ben kendimi öldürmek istemedim mi sanıyorsunuz, sizin gibi ölümlü olmak istemedim mi sanıyorsunuz. Dostum senin aracılığınla bütün insanlığa sesleniyorum, şu siktiğiminin ölümsüzlük iksirini bulun artık yeter. Mahşer çizgimden çıktım yemin ediyorum.

Diğer meleklerle aranız nasıl, geçinebiliyor musunuz kendileriyle?

En haytaları benim aralarındaki, bütün gün ölüm işleriyle uğraşınca insan kendini komikliğe vermeye başlıyor. Devamlı uğraşıyorum onlarla, saolsunlar hoşgörüyorlar beni. En son İsrafil’in elinden boruyu kaptığım gibi üflüyordum, dur dedi o an aklıma dank etti. Milyonlarca insanı galeyana getirecektim nerdeyse, vuvuzela gibi bir sesi var diyorlar gerçi resmen soykırım yapıcaktım. Bazen Mikail’e oğlum havada yağmur havası var falan derim, bu da inanır gider yayar herkese. İklim değiştirdiğim oldu bir dönem yanlışlıkla, siz de zaten konuşuyorsunuz kendi aranızda duyuyorum doğa bizi sınıyor diye. Yok aslında öyle bir şey, her şey Mikail’in bir lafına bakıyor buralarda.

Dünya üzerinde en fazla şarkı yazılan kişilerdensiniz, işten fırsat bulduğunuzda dinleyebiliyor musunuz?

Bu aralar Six Feet Under’ın son sezonunu indirdim, onun soundtrackini dinliyorum gün içinde. Kendime yazılan şarkıları çok umursamıyorum, genelde bana gider yapıyorlar sözlerinde. Popüler kültürle genelde Cebrail ilgileniyor, insanlara oku-dinle gibi emirler veriyor. Ben de o yattıktan sonra karıştırıyorum bilgisayarını, çok güzel bir arşivi var gerçekten.

Sizin isminiz üzerinden DJ’lik, rapçilik müesseselerinde prim yapılıyor, rantlar yeniyor. Telif konularındaki bilgisizliğinize mi yoralım bu konuyu yoksa gönlübol kişiliğinize mi?

Ruhları önümde diz çökücek hepsinin, bazı not aldığım isimler var onlar kendilerini biliyor akıllı olsunlar. Dualara, cevşenlere sarılmasınlar çünkü ben unutmam bana yapılanı. Benim adımla başkalarına diss atmasınlar, başka bir şey demiyorum ayrıca bol gönüllü değil bol gömüllüyüm.

“Evini temiz tut misafir gelebilir, kendini temiz tut azrail gelebilir.” gibi bir atasözü mevcut bizim oralarda, burdan pis ve leş insanların aslında siz gelmeyesiniz diye o yolu seçtikleri gibi bir anlam çıkarılabilir mi? Nedir bu hijyen takıntınız, kokluyor musunuz önce insanları?

Yok insan ayırmam, bu arkadaş kendi dininin propagandasını yapmış. Kendi temizliğime de çok önem vermiyorum, bazen şöyle bir gir çık yapıyorum ateşe o kadar. İnsanlık böyle dogmatik şeylere inanmasın, gelmek istediğim zaman gelirim.

9 canlı kedi efsanesine ne diyorsunuz, size karşı bir müstehzi oyun var gibi sanki?

Oyuna satanizm patchi yükledim, doya doya oynayabilirler artık. Level atladıkça coşuyor piçler, çok sevdim kendilerini. Efsaneler bozulmak içindir unutmayın dostum.

Şu anda sizle röportaj yapıyorum diye büyük tepki alacağımı biliyorum, tanık koruma programı dahilinde can güvenliği rica ediyorum sizden.

Sen esprili bir çocuğa benziyorsun, yanımıza alıp bir iş bulalım burda sana 🙂

Değerli vaktinizi bana ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum, söyledikleriniz insanlığa ışık tutucaktır eminim. Son bir can alıcı cümleniz var mı paylaşmak istediğiniz?

.

Fasulyeden Muhabbetler IV : Altar Tuco bin Samsa

atbs

İnsanlara Altar’ ın en belirgin özelliği nedir diye sorsak, yüzde doksan oranında çok keskin köpek dişleri vardır cevabı alırız. Bir insanın sadece bu farklılığıyla anılması ben bu hayatta bir şeyleri yanlış yapıyorum ama neyi diye sorgulamasına yol açar mı?

Kimilerince nefretle, kimilerince sevgi ile anıldığımız doğrudur. Ancak bunu kalsiyuma indirgeyen tek kişi sensin. Her zamanki gibi realitede tek alkışlayanı sen olan sağlıksız fikirlerini, genele yayarak sanal destekçilerin adına çoğul konuşuyorsun. Şizofren olman, gerek bu düşünce yapın -ki zamanla kendi söylediklerinin en büyük iman edeni, hatta fanatik militanı da sen oluyorsun- gerek tipin icabı bence kaçınılmaz. Elektrik verilerek tedavi edileceğin günleri sabırsızlıkla bekliyorum.

Soruna dönecek olursak, bahsettiğin anlamda değil ama diğer pek çok konuda senin aksine sıklıkla kendimi sorguluyorum. Şöyle ki senin de çok iyi bildiğin gibi; eleştirmeyi ve eleştirilmeyi seven bir insanım. Kendimi eleştirmeye de bu sorgulamalardan başlıyorum. Bütün bunlar bir yana, sorunun tamamına bakıyorum da, tipmiş modelmiş diye konuştuğunu göz önüne alırsak, insan bazı anlar senin ne derece hastalıklı bir özgüvene sahip olduğunu unutuveriyor hakikaten. Ama sen kendini kıymık misali hemen belli ediyorsun. Yani düşünüyorum, neticede bünye çirkinliği bazında temel reis kılıklı, karakteristlik anlamda menfaati nereye yanaştırırsa oraya oturan safinaz ruhlu bir ULVİ olarak aynaya baktığında bizim gördüğümüzden farklı bir şey görüyor olamayacağına göre, geriye sadece bu hastalıklı özgüven kalıyor. Ne yani Brad Pitt mi var o aynada?

Ordu aşığı Dellez ve karşısındakini hor görür bakışlı kardeşiniz Ebru ile tam bir hırçın aile portresi çiziyorsunuz. Bu dikta rejim severliğiniz her ortamda kutuplaşmalara yok açmakta. Örnek verirsek dea’yı chuck piyonuyla devirme girişimleriniz etrafça gülünç bulundu, ama sizi dizginlemedi sanırım. Fasulyeden’deki derincilik faaliyetlerinizin sonu nereye varıcak? Biz tünelde ışık görmüyoruz da, sormak istedik.

Göremediğin anlardaki gibi gözlerini iyice kısarak daha bi çirkin bak bakalım görebilecek misin o ışığı? Dea’ yı devirmek gibi bir niyetim hiç bir zaman olmadı. Olsaydı çoktan onun adına imzalanarak verilmiş bir erken sevk dilekçesi ile hak ettiği şefkate kavuşturabilirdim. ( Bunu Dea adına yapmamış olmam senin için yapamayacağım anlamına gelmemeli. Ondan daha az nefret ettiğim için değil, senin için uygun konjüktürü beklediğimdendir. Şu İran bi yapsın hamlesini de seni davul zurna ile göndereceğiz inşallah.) Dediğim gibi hiç bir zaman Dea’ yı devirmek gibi bir niyetim olmadı. Aksine tüm çabamız onu biraz olsun yuvarlandığı miskinlik diyarındaki yanlışlık çukurundan çıkarabilmekti. Eğer şimdiye kadar yap dediklerim bir kenara yapma dediklerimi yapmamış olsa, en basitinden ruhunda daha az kırık olurdu. Teşbihte hata olmaz -ama cuk diye oturuyor- yontmaktı gayemiz. Evet kimi zaman farklı yöntemler izlemiş olabiliriz ama neticeye bakmak lazım.Geçmişe şöyle bir dönüp baktığımızda, 62′ den tavşan yapamayan bir feodal yavrusu olarak geldiği ocağımızda farklı motivasyon tekniklerimiz sayesinde, webmaster olarak çıktı. Bu seferde kendinden geçip tanrı sendromuna girdiği anlar oldu. Hatırlarsınız belki bi ara kendi kendine Kenan Evrenliği’ ni ilan edrek siteyi filan kapatmıştı. İnsanlara zorla yazdırmak gibi bi hayale kapılmıştı. Ama bir reset tuşu bulduk ve kendine getirdik. Gerçi ara sıra baş veriyor içindeki Neron. (Kafasında defne yaprakları ve tuniki ile zihinlerde hemen bir Dea yartılabilir.) Yok kendisiyle aynı görüşte olmayanlara saldırmalar, yok kimseye sormadan sitenin şeklini değiştirerek içine sıçmalar..vs. reseti geldiğini belli ediyor zaman zaman.

Chuk ise sevdiğimiz bir kardeşimiz. Canımız ciğerimiz. Değerli bir yetenek. Senin çakma, özgür ruh sechonun yanında sönük kalan tarzının aksine farklı tarzı, farklı yazı lezzeti olan bir arkadaşımız. Baldırı yeşil çimenlerde beyaz ve çıplak Dea’nın kaprisleri ile küstürülmeye çalışıldığı anlar olmuş olabilir ama yenik düşmeyecek-düşürülmeyecek bir yetenek. Ondan çok şeyler bekliyoruz.

Senelerdir 1907Ünifeb uğruna varoştan, elitten ve dahi orta sınıftan kum tanesi kadar sabiyi stand uğruna derslerine sokturmadınız, ellerine afiş vererek dekana gider yaptırdınız. Nice kimyagerler tüp göremeden, nice cerrahlar fare kesemeden mezun oldular. Hadi vicdanı geçtım, ulusa karşı işlenmiş bu cinayeti görmezden nasıl geliyorsunuz? Geceleri kuştüyüne kafayı koyunca tüyü bitmemişlerin çaresizliği batmıyor mu oranıza buranıza?

1907ÜNİFEB güzel gir şey. Sömürme değil de paylaşma odaklı olduğu için sana pek gelmez. Gelmedi de. Ha adam olan için de onlarca dost edinme imkanı var bi de. Sırada sınıfta elde edilecek şeyler değil. O bakımından vicdanımız sapasağlam çok şükür.

Rafine zevkleriniz olduğunu türlü kaynaklardan teyit ettirdik, hatta bazıları animeyi cüceli pornoya tercih ettiğinizi kulağımıza fısıldadı. Irkçı tavrınızı bu seçiminizde de kabak gibi görüyoruz. Burdan yola çıkarsak, hobilerinize ve fobilerinize ne kadar zaman ayırıyorsunuz? Gün içinde terasa çıkıp aşağı baktığınız oluyor mu hiç ya da en son ne zaman vampir maskesi takıp aynada suratınızı görünce vahoy diye bağırdınız?

Animeyi severim. Değil cücelerin, senin bile üstünden geçildiği bir pornoya bile her zaman tercih ederim. Zaplamarım esnasında en çok duraklama sebebim daima çizgi filmler olmuştur. Hele bu japonların melakonlik yapısı ile daha bi güzel oluyor çizgi dünya. Ailecek beğenerek izleriz. Bi şekilde anime için zaman yaratırım. Sırf bunun için, şurda burda fırsat bulunan ilk anda izleyebileyim diye aldığım medya oynatıcım var. Hatta bozuldu da werdur’ un iyi edeceği günü sabırsızlıkla bekliyoruz.

Laf lafı açtı, bakın nereye geldi. Gasp ettiğiniz kitaplarımı ne zaman geri vericeksiniz? İnsanların dişinden tırnağından artırdıklarıyla okumak için aldığı kitapları arkadaşlarıyla paylaşması ulvice bir davranıştır. Peki o arkadaşların bu kitaplara el koyması ve sahibiyle dalga geçmesi ne derece ulvicedir? Hayır o kitapların laneti sizin peşinizi bırakır mı zannediyorsunuz ahirde, eğer öyleyse iki kere düşünün derim.

Bir gün dişinden ve tırnağından arttırdığın para ile aldığın bir şey olursa emin ol kutsal bir emanet adleder ona göre davranırım. Ama o güne kadar kaybol. O kitaplardan bardak altlığı, yazın pencere çarpmasınlığı yaptım ben. Hele o tuğla kağıt israfı resmen. Belki de gözlüğünü zevk için kırdıklarına vermeliyim.

ULVİCE bir davranışın bizim termolojimizde tam tanımı götlük şeklindedir. Yani iki kitapla olacak şey değil.

Senin bi boka benzemeyen iki kitabının laneti beni bulur mu bilmem ama hsntprk’ nin kırdığın gözlüğünün laneti seni muhakkak bulacak ULVİ. Kendisini “sana zarar verenden tazmin edemiyorsan bari zarar ver” felsefesi ile yetiştiriyorum. Pahalı takım elbisene sigara basarak intikamını alması konusunda verdiğim telkinler bence baya baya kafasına yattı.

Bugüne kadar ortamlarda “Nargile közünden sigara yakılmaz.”, “Ballı hardal ortasından sıkılmaz.” gibi çeşitli raconlar kestiniz, mario misali primler topladınız. Hepsine eyvallah, ama sayısız duble rakı içip bilincinizi kaybedecek duruma gelmeyi, ağaç diplerine ve dahi ortanca saksılarına kusmayı kendinize yakıştırabildiniz mi? Hayır, sonra ceremesini çeken en yakınlarınız oluyor. Bugün onlara bir barış iskenderi uzatın gelin, ne dersiniz?

Alkol bende baya baya neşe yapıyor bunu kabul edip ona göre içmek lazım. Ha ULVİ sana olan nefretim iç güdüsel olarak devam ediyor ama. Geçen baya güzel olduğum geceki videoda gördüm. Konuşmayı hatırlamıyorum bile ama sözlerime sana söverek başlamışım.

Bi de şu var tabi soruları Dea’ nın yönlendirmesi ile hazırladın. Sınırlı bir tombalağın maksimumum manipüle edebileceği soru da bu olur. Size yağmurlu havada su yok. Helvanızını düşünürüz.

Mesleğinizin avukat olduğunu barodan öğrendik, hatta Lawyer Manager oyununda “Hot Prospect for the Future” olarak nitelemişler sizi. Bu meslekte en yukarı giden yol en çok can yakan olmaktan geçiyor, bunu en iyi siz bilirsiniz. Oyunda üç fukara evi ipotekleyince otomatikman level atlandığı, baklava çalan çocuklara karşı müesseseyi savunmanınsa iki bonus can kazandırdığı ve sizin de geceleri bu oyunla gerçek hayata hazırlandığınızı biliyoruz. Yine gizlicilik, yine can yakıcılık Altar bey. Vazgeçmeyeceksiniz.

Bankacılar ve onların oynaşları konumundaki yatırım uzmanları. Birader şu dünyada Bankalardan daha büyük haramzadeler var mı? İncilde dediği gibi “ilk taşı bu günahı işlememişler atsın. Bankacıları da aslanlara atabilir ya da yakabilirsiniz.”

Bana gelince kafi miktarda avukatlık yaptıktan sonra dersaadetten ayrılacağım. Gidip büyükbaş yetiştiriciliği ve narenciye seviciliği yapıcam. Ama o zamana kadar savunma hakkının kutsallığına hizmet etmeye devam.

Konu siyasete geldiğinde izlediğiniz odaksız ama saldırgan politika yüzünden genç insanlar sizinle tartışmaktan çekiniyorlar. Gün geliyor tribünde koltuk kırarken, ertesi gün ATM’lere zarar veren göstericilere tu kaka diyorsunuz. Dincilere düşmansınız, Kürtler içinizi cırmıklıyor, Baykal kimseye umut aşılamıyor, Tayyip’e küfretmekten sıkıldınız, “İş Aş Haydar Baş” diyene el sallıyorsunuz, Cem Uzan bedava telefon hattı dağıtsa ilk siz havada kaparsınız. Benim adım Hıdır, düşüncem budur arkadaş demenin vakti gelmiş sanki, buyrun.

Tamamen hatalı saptamalar bunlar. Öncelikle kendimi yaşadığımızı ülkedeki herhangi bir düşünceye ait hissetmiyorum. Tamamını samimiyetsiz buluyorum. Özetle ramazanda herkesin müslüman, 10 kasımda herkesin Atatürkçü olması gibi. Ama neticede hiç biri de değil. Menfaati nereye secde etmesini gerekli kılıyorsa o şekilde. Yabancılamamışsındır sen ULVİ. Misal ben kesinlikle ırksal üstünlüğe inanmam. (Varsa illa öyle bi şey sanırım Slav ırkıdır. ) Kan tahlilleri komik geliyor açıkçası. Kürtlerle ve kürt kimliği ile bi problemim yok. Bazı şeylerin kabulünün ve aşılması gerekliliğini düşünüyorum hatta. Ha bunu diyen ben aynı zamanda “milliyetçiliğe karşıyım ben solcuyum” diyerek devamında kürt şovenizmi yapanlara onlara çanak tutanlara da ayar oluyorum doğal olarak. Biraz daha dik omurga. Düşüncem budur.

İnsanlara ve özellikle canoğlan’a göbek adıyla hitap etme vakfının başkanısınız ve çeşitli hibelerle çalıştırdığınız sosyal köleleriniz mevcut. Dünyadaki 6 milyar kişi aynı anda Ulvi diye bağırsa düşsel bir orgazm yaşıcakmışsınız gibi geliyor. Peki minimal bir orgazm için kaç kişi gerekiyor ya da şölen havasında geçicek başka bir aktivite planınız var mı?

Bana biri nasıl bir düşünce sistematiğidir ki, yıllarca maddi ve manevi anlamda devamlı suretle beslendiği kendi kanından canından atasının adının yerine oğlanlığın tercihini haklı kılar anlatabilir mi lütfen?

Bir hatırlatmada fayda görüyorum ayrıca. ULVİ senin göbek adın değil adın. İnanmıyorsan kafa kağıdına aç bir bak. ULVİ!

Apartman ilişkileriniz arkadaşlıklarınızdan çok farklı, bunu kapıcınız bize her hafta rapor olarak aksettiriyor. Evinize komşularınızdan karides tabakları geliyor, ve siz o tabakları içine kuzukulaklı somon balığı koyarak geri gönderiyormuşsunuz. Mutfağınızdan çıkan zengin baharatlı gerdan ve döş kokuları yeme alışkanlıklarınızı da gözler önüne seriyor. Hayır müvekkilleriniz tarafından kurugöt olarak bilinen çelimsiz ama güçlü kollarıyla çok uzağa taş atabilen bir avukatsınız en nihayetinde. Ezcümle, Löp et/Attığınız Taş*Ürküttüğünüz Kurbağa oranındaki artışı neye borçluyuz?

Atış tekniğini bilmek lazım. Bi de sonuna kadar nefret ettiğiniz, acı duymasından zevk alacağınız, insanlığın onsuzken daha güzel günleri göreceğine inandığınız birini tanımalısınız. Onun o bet sıfatını gözünüzün önüne getirerek doğru teknikle salladı mı taşı taaa serencebeye kadar gider. O derece.

Eğlenceli ve komik tişörtlere meyliniz var, bunu mangal organizasyonlarında ve doğum günlerinde görebiliyoruz. Peki bu uğurda giyebileceğiniz en çılgın tişört nedir? Ten renginde ve koltukaltı bölgesindeki siyahlıkla kıl olduğu imajı verilen bir tişörte ne dersiniz? Charlize Theron’un kullanılmış vatkasını 1 milyar versem omzunuza takar mısınız? İnatlaşma eşiğinizi bulmaya çalışıyorum da kusura bakmayın çirkinleştiysem.

Ne kusuru, neysen osun. Bu saçma soruda söyleyebiliceğim tek şey; Charlize Theron gibi sevgilim olsa ertesi günüm olmasa da olur. Yauv hem güzel hem şirin olabilir mi bi insan? Hele o Sweet November’ da kumsalda koşturduğu sahne yok mu? böhüeeeeee…

Canımızdan çok sevdiğimiz İsmail’in ofisine çöküm suretiyle çullanmanız, koca adamı depikler hareketlerle kovmanız hala gözlerimizin nemli olmasında yegane sebeptir. Kuzeniniz Dellez’e Taksim’den Başakşehir’e dönüşlerde kolum kadar taksi ücretini iteleme çabalarınız da Akasya Durağı’na skeç oldu. Ozan’ı kardeşi Igor’a karşı fişteklemenizi de sayarsak en yakınlarınıza karşı bu davranışlarınızı “Nemrut Operasyonu” adı altında sonlandırmak istiyoruz. Lütfen ellerinizi arkada birleştirin ve duvara dayanın.

Yani?

Hayatta gelmek istediğiniz nokta nedir? Hedefleriniz doğrultusunda mı yaşıyorsunuz?

Hedefimi yukarıda yazdım. Büyükbaş hayvancılık yapacam. Bi de mandalina nar karışık meyve ağaçları. Antalya’ nın Dea’ dan uzak bir köşesi olacak kısmetse. Ya da sürecem ipneyi sokmayacam oralara. Gidiyorum 9 senem kaldı. Hedeflerim bu ve bunun doğrultusunda yaşıyorum kesinlikle. Tabi öledebiliriz bu süreçte. O ayrı mesele o zaman ikinci hedefimiz sırat köprüsünün senden ırak öteki yakası ilk sıraya yükseliyor otomatikman.

Dünya üzerinde gezmek ve tozmak istediğiniz yerler neresidir? Gezilerinizde siki taşşağına denk modeli mi takılırsınız, yoksa ben seyahatlerimde konfor isterim aga diyerek yine çirkin söylemlerde mi bulunursunuz?

Bi Lübnan furyası var. Baya baya sardı beni. Bu Tosun’ a da uzun dönem çıktığından beri daha bi cazip geliyor. Biriktirsin de gidelim onun asker dönüşü. Konfor eğer sensiz ve sivri sineksiz bi seyahatse evet kral suiti olsun lütfen.

Bu güzel sohbet için çok teşekkürler, yılların biriktirdiği nefreti güzelce kusmuşsunuzdur inşallah.

Adam Ol!

Fasulyeden Muhabbetler III : Ağa

Ben bir “Ağa” bilirim, o da Taksim Cami’nin yan sokağında Hacı Abdullah’ın kankası “Ağa Restaurant”. Ne de güzel yaparlar özbek pilavını, yanında vişne kompostosu. Çık ordan ver kendini Tünel’e Galata’ya, gez Mısır Çarşısı’nda Sirkeci’de. Akşamına bir mırra söyle Tophane’de, nargile üfle. Benim bildiğim ağalık böyle olur, peki seninki nasıl oluyor açıklar mısın?

Bu Ağa’nın hikayesi şu. Biliyorsun Fasulyeden’deki bu tayfa sabah akşam Türk dizileri izleyen adamlar. Sabah akşam bu dizide şu hatunu şu eleman yemiş, bu elemanın hatunu şuna yanaşmış, vay anam şu da çok komikmiş muhabbetinden başka muhabbetleri yok. Zamanında vatanımızın televizyonlarından birisini işgal eden başka bir gereksiz dizide de Erkan Ağa diye bir karakter vardı. Bu adamlar o dizinin de müptelası olduğundan ne zaman Erkan lafı duysalar yanına Ağa yapıştırıyorlar, bir nevi refleks. Sonra Ağa gel Ağa git derken Ağa kaldı adımız. Böyle kıytırık bir hikaye, hiç eğlenceli değil, buradan sana ekmek çıkmaz.

Burda militarizme karşı çıkar gözüküp Kanada’da ordunun önemi üzerine makaleler yazdığınızı öğrendiğimizde çok şaşırdık. Hatta olmayan düşmanlarına rağmen lejyoner olarak ordularında yer almak için başvuru kuyruğunda bir minibüsçü edasıyla kendine ayrı bir şerit yaratarak sıraya yaptığın kaynak “Tipik bir Türk çk çk çk” şeklinde basında yer buldu. Jetlag geçmedi galiba hala?

Bizim memleket Kanada’yla komple yer değiştirse çok ilginç şeyler olur. Bizde haftada 3 gündem değişir, takip etmeye çalışıyorum ama uzaktan her olayı takip etmek zor oluyor. Haftasonları evi arıyorum örneğin, konuşurken bizimkiler hiç duymadığım yeni bir terimle geliyorlar. Geçen hafta gedemo gibi bir şey dediler, ne olduğunu anlamadım. Genetiği değiştirilmiş bitkiler birden gündem olmuş memlekette, kısaltması bile çıkmış sözlüğe girmiş. Haftaya unutulur, olmadı bir katil falan bulunur, o gündem olur. Burada politik gündem 4 ayda bir değişiyor. Tartışma da yok pek, Afganistan’dan askerleri çekilim mi tartışması olmuştu ilk geldiğimde, tartışa tartışa çözdüler, şimdi o da kalmadı. Bizde olmaz böyle şeyler, çözüm falan boş işler, heyecan lazım bize. Genel seçim vardı geçen sene, bizim mahalle muhtarlığı seçimlerinde daha büyük gürültü kopuyor. İnsan bir tane duvarda kırmızı renkli bir afiş göremeyince seçim havasına giremiyor.

Bununla beraber Ozan ile birlikte sitenin iyi asker-kötü asker piyesini oynarmış gibi hissettiğiniz oluyor mu? Size sufleleri kim veriyor, kim sızdırıyor söyleyin. Andacınız var mı? Bu tartışmanın sonu nereye varıcak, dizi mutlu sonla mı biticek aydınlanmak istiyoruz. Spoiler manyağı yapın bizi n’olur.

İyi asker, kötü asker değil de siyasi tartışma mutlu ya da mutsuz sonla bitmez. İnsanlık tarihi boyunca farklı fikirler tartışmış, bir ütopyaya ulaşamamışlar. Daha önce de söylediğim gibi bizim insanımız bu tartışmaları hiç bitirmez, ben de dahilim bizim insanımıza. Tüm dünya ütopya bulsa biz yine başka rejim deneriz, sonra bizimki mi iyi, onlarınki mi iyi diye tartışırız. Bizde böyle.

Bilgisayarınızda hala porno site açmamaya direniyor musunuz? Basit bir anti-virüs programıyla bu sorunun üstesinden gelebilecekken nedir bu inat, bırakın insanlar sevişsin siz de izleyin zarar gelmez. Leylek pornosu bile çıktı, siz hala yerinizdesiniz neden?

Evet porno açmıyorum. Sorun sadece virüs değil, porno adı üstünde porno. Çirkin. Sevişmek var sevişmek var, belli bir amaca hizmet için porno izliyorsan bile bir estetik kaygın olsun. Porno izlemek canın müzik dinlemek istediğinde İsmail YK dinlemek gibi. Üstelik benim odamda ben yokken porno izlemen sadece bu nedenlerle değil başlı başına manyakça bir eylem. Ne yapacaksın, amacın nedir, neden benim sandalyemin üzerinde, benim odamda yapıyorsun, benim mouse’uma dokunuyorsun. Toplum kurallarından biraz haberi olan bir insan başkasının odasında izinsiz porno izlemenin arkadaşın arabısına binip radyo ayarlarını bozması gibi bir şey olduğunu bilmeli. Biraz medeniyet lütfen.

Papazınçayırı blogunda kelimelerle dans eden, onlara hayat veren okuyanları astral bir yolculuğa sulu götüren susuz getiren bir PVH iken, FasulyedenKom sathında köyünü satmış, koca şehirde domates satmaya çalışan bir Ağa olmanız nasıl bir kimlik bunalımıdır? Bu görev adamlığı rolünden teknik direktörlüğe evrilişi şişkin egonuza mı yoksa pişkin sırıtışınıza mı yoralım?

Böyle bir şey yok bir kere, açıp fasulyeden’de yazdıklarımı okursanız beni tanımasanız bile üsluptan tanırsınız “aaaa lan bu pvh” dersiniz. papazınçayırı‘nın ilginç bir hikayesi var. Ben bu spor, futbol bloglarını blog açılana kadar hiç bilmiyordum, yalan olmasın ama bir tanesini bir gün açıp baktım mı onu bile bilmiyorum, varlıklarından pek haberim yoktu. Biliyorsunuz facebook’ta gurbet ellerde yaşadıklarımı anlatıyorum arada. Geçen sene tribün ve Fenerbahçe özlemiyle ilgili bir iki yazım da olmuştu. papazınçayırı’ndaki aethewulf onu okumuş aklına böyle bir blog açmak için fikir gelmiş, biz blogu daha önceden birbirini tanıyan 5 kişi olarak açtık bu şekilde. Daha sonra anladım ki başka futbol blogları da varmış hatta yüzlerce varmış, hiç de orijinal bir fikir değilmiş. Sanırım biraz farklı bir dil geliştirmemizin sebebi de o olmuştur. Sonra tabii böyle bir ortamda adı duyuldu, geniş halk kitlelerine ulaştı falan. Şimdi günlük hakaret veya küfürümüzü yemeden rahat etmiyoruz.

Benim için de iyi bir geyik mekanı oldu. İstanbul’da haftada en az bir iki kere maçlara giden, arkadaşlarla Fenerbahçe muhabbeti yapan bir insandım, şimdi öyle bir imkanım yok. Senin tabirinle teknik direktörlüğe evrilmemin sebebi de odur sanırım, maçın önünde, sonunda kimse yok buralarda, ben de bloga konuşuyorum. Aslında fasulyeden’e de bolca yazmak istiyorum fakat Türkiye gündemini çok takip etmiyorum, o yüzden bolca yorumlarla geyik yapıyorum, sık olmasa da aklıma geldiğinde bir iki geyik yazısı karalıyorum.

Selçuk Üniversitesi’nde mezun olup huyu sütü temiz bir kızla yuva kurmak varken büyükşehiri seçtiniz. Konya insanının “Napıyon Orteaaaağm” gibi kulağı tırmalayan kalıplarından yılmış bir genç olarak kapağı İstanbul’a attığınızı düşünüyoruz. Peki buranın nesinden yıldınız da kendinizi denizaşırı ülkelere attınız?

Orta Anadolu’da hiçbir şehirde yaşamamak lazım. İstanbul gibi bir yere geçiş şart bir kere. Şimdi sebeplerini yazıp İstanbul Kayserililer derneğini isyan ettirmeyelim. İstanbul’dan memnundum. Şu anda bir şirket bana denizaşırı bir şehirde ve İstanbul’da aynı işi aynı olanakları sunsa İstanbul’u tercih ederim. Okumanın son demlerini yurt dışında geçirmemin sebebi bir de Türkiye dışında bir yerde yaşamak istememdi aslında. Eğer okula Türkiye’de devam etsem bir daha böyle bir fırsat bulamazdım, hazır fırsatını bulmuşken gidelim dedim. Yurt dışında yaşamak da bambaşka bir tecrübe, onu yaşamak istedim kısacası.

Akademisyen, profesör ve doçent kimliklerinizin hemen ardında usulca yatan “Sarhoş Erkan ve Apaçilikleri” isimli el kitabı basına sızdırıldı. Deplasman otobüslerinde ve rakı-balık gecelerindeki şiveli gülüşleriniz, bu da yetmezmiş gibi gerçekten çirkin mimiklerinizle bir garip insana dönüşüyorsunuz. Öğrencilerinize bu videoları göstersek, içtenlikle söylüyorum size sümük fırlatırlar. Bu konu üzerine diyeceğiniz bir şey var mı?

Yani aslında her insan sarhoş olduğunda bir miktar sevimli olur. Sarhoş olup kavga çıkaran bir tip değilim sonuçta. Örneğin dellez kafayı çekince senin esprilerine bile aralıksız 5 dakika gülecek kıvama gelir, şeker gibi olur. Senin çirkin mimikler, garip insan demenin tek sebebi de en son sarhoş olduğumda tamamen seni yıpratan, milli birlik ve bütünlüğünü ihlal eden, ayrıştırıcı bir politika izlemem. Aynı mekanda bulunan onlarca saygın insan arasında en saygın olmayan tip olarak seninle uğraşılmasını normal karşılaman lazım. Kapıları geniş açman lazım. Çok çirkin ve neredeyse dayaklık bir tipsin.

Bir ara ülkeye Çinli mi Filipinli mi olduğu ilk bakışta pek anlaşılmayan bir kız getirmiş, üzerine forma giydirip maça bile götürmüştünüz. Onun akıbeti n’oldu? Hala hayat onu bir oraya bir buraya savuruyor mu? Veyahut Ottawa’ya da değişik milletlerden kızları ülkeyi gezdirme bahanesiyle getirttiriyor musunuz?

Çinli idi kendisi, yakın zamanda bir çocuğu oldu, Fenerbahçe forması hediye edeceğim bebesine. Yaklaşık 6 senelik bir arkadaşım, Fenerbahçe diye diye Fenerbahçeli yaptım. Türkiye’ye geldiğinde ilk isteği Fenerbahçe maçına gitmek oldu. Pek güzel bir maç değildi ama olsun. O maç benim de son kez tribünde olduğum maçtı bu arada. Türkiye’de Uzak Doğulu görünce hele bir de Fener maçında görünce uzaylı sanıyorlar, ama burada öyle bir sıkıntımız yok. Hatta burada Uzak Doğulu değilseniz uzaylı muamelesi görebilirsiniz. İkinci dilin Fransızca olduğu büyük yalan, ikinci dil Çince.

Ülkenin çeşitli yerlerinden sabi sübyanı bir masa etrafında toplayıp kendi fikirlerinizi empoze ettiğiniz ve adını Münazara Şov koyduğunuz pespayelikten bahsetmek boynumuzun borcudur. Zillere vurup “Objection” diye bağırarak akşamki parti için kızlara kur yapıyorsunuz. Gidip kendinize başka bir eğlence bulur musunuz lütfen?

Gidip kendime başka eğlence bulalı çok oldu. 5 senedir münazara ile bir alakam yok. Üniversede kendi halinde bir gençken o turnuva senin bu turnuva benim takılıyorduk. Bir faydasını gördüğümü söyleyemem, gereksiz bir aktivite, yalnız mükemmel insanlar tanıma şansım oldu o sayede. Tribünden ve münazaradan kazandığım arkadaş sayısı, lise ve üniversitede kazandığımdan fazla. Ancak ona bir faydası olmuştur. Bizim memlekette kendini aç aç gecesinde sananlar, daha çok bağıranlar haklı çıkar. O yüzden münazara falan, boş aktiviteler bunlar.

Farkettik ki basket forumlarında at koşturmaya başlamışsınız. Bu kadar yıldır hukukumuz var, ribaund desek küfür sayıp bardak fırlatırdınız. Hukşat diyen birinin sol gözüne parmak soktuğunuz çocuğun mahkemesi hala devam ediyor. Duvarınızdaki Erdal Koşan posteri vizyonunuz hakkında önemli ipuçları vermesine rağmen yine de soralım, içinizdeki bu entel basketbolseveri yıllardır nerede sakladınız?

Bu kadar yıldır bir hukukumuz olmadığını sorduğun soruyla kanıtlamışsın. 5-6 yaşımdan beri Fenerliydim ama sağlam Fenerli olup maçlara ağlayacak duruma gelmem 90’ların ortasına denk gelir. O da Fenerbahçe futbol takımının en kötü zamanları, sonra zaten Galatasaray 4 sene üst üste şampiyon oluyor. O arada İbrahim Kutluay, Henry Turner, Marko Miliç gibi adamlar sayesinde sağlam Fenerli oldum, futbol takımı sayesinde değil. İstanbul’da değildim ama televizyon başından kalkmazdım basket maçlarında. Elendiğimiz Real Madrid maçından sonra ağlamaya başlayınca babam kızmıştı hatta. Daha sonra şube küçüldü, Ümraniye isimli kırsal kesimde maçlar oynanmaya başlandı, bizim de Fenerbahçe basketbol takımına ilgimiz azaldı. Ona rağmen yurtta, İbolu Panathinaikos’un Euroleague finalini izleyip çılgınca Bodiroga ve İbo’yu desteklediğimi hatırlıyorum, basketboldan kopmadım yani. Daha sonra Aydın Hoca döneminde belki Türkiye’yi sallamıyorduk ama yine ilgi arttı, Abdi İpekçi’ye taşındık. O dönemde gittiğim basketbol maçı sayısı gittiğim futbol maçlarının en az 2 katıdır. İbrahim Kutluay benim için Can Bartu kadar, Cemil Turan kadar Fenerbahçe efsanesidir, hatta canlı canlı izlediğim için daha değerlidir.

Koçlu Kanaryalar grubu olarak okulun altını üstünü getirdiniz, canoğlan’la beraber nice organizasyonda beraber yer aldınız. Şimdi soru sorma sırası bende, şu andaki okulunuzda stand açtınız mı hiç? New York’taki Fenerbahçe Korteji’nin bir benzerini orda gerçekleştirebilme şansınız nedir? Orda bayrağımızı bir şekilde dalgalandırın artık, istirham ediyoruz.

O iş zor. Geçenlerde Roberto Carlos’a verip veriştirdim blogda. Sonra aynı gün, giydim formayı okula halı saha maçına… Üzerinde Manchester forması olan Çinli bir eleman geldi “aaa Fenerbahçe forması” dedi. Nereden biliyorsun sen demeden “Roberto Carlos” dedi bana. Bu arkadaşlarla futbol anlayışımız geceyle gündüz kadar farklı. Bunlara sorsan hâlâ 3-5-2 oynatırlar takıma. Ayrıca canoğlan kod adlı Ulvi’nin Koçlu Kanaryalar’a gram katkısı olmamıştır onu da eklemem gerek. Herhalde Görkem isimli şahıs bile Ulvi’den daha faydalıydı.

Bir dost meclisinde Amerikan ve Anglosakson dizilerini öve öve bitiremeyip konu Türk ve yavruvatan Kıbrıs dizilerinden açıldığında onları itin götüne sokarkenki yaşadığınız orgazm SESAM tarafından anbean görüntülendi. Tamam “Bez Bebek” bu konuda bir milat olmuş olabilir ama yine de en azından bir şans vermek istemez misiniz diğer dizilere?

Şans verdim. Avrupa Yakası bile izledim zamanında. Şimdi de bu Geniş Aile. 1.5 saat sürüyor diziler, dört kere gülüyorsun. 1.5 saat film süresi gibi zaten, millet filmine 5 yılda senaryo yazıyor, bizimkiler 1 haftada 1.5 saatlik senaryo yazıyor. Bu kadar uzun diziyi sadece kelime oyunuyla götüremezsin, stand-up’ların bile bir kurgusu, senaryosu olur. Bu kadar yerlerde sürünen senaryoya da en fazla 10 dakika tahammül edilir. Sırf Ulvi isimli rezil bir karakter olduğunu duyduğumdan izledim mesela, lakin nasıl gerçek hayatta Ulvi’nin tükettiği oksijen ziyansa, bu dizideki Ulvi’nin aldığı her saniye ziyan. Doğaş değil, bayağı, zorlama, yanındaki sevgilisi abartılı; komik değil yani ve en az yarım saat bunu izletiyorlar. Kurgusuz böyle oluyor. Curb Your Enthusiasm’ın mesela 7. sezonu, şimdi sonuna yaklaştı. Dizi 25 dakikalık 10 bölüm ve 2 senede yazıldı bunlar. Sezon başlamadan 10. bölümün gösterim tarihi ve konusu bile belliydi. Senaryo ve konuyu sezonluk bütün olarak yazıyorlar, haftalık olarak değiştirdikleri şey espriler ve metin oluyor. Çok daha komik, dağınık olmayan, karakterlerin yeri belli bir dizi. Türk dizileri ve yabancı diziler arasında uçurum var, kıyaslanamayacak derecede.

Yöresel deyişler üzerine araştırma yaparken Konya’nın bir kazasından çıkan “Üzüm yiyen köpeği, pekmez sıçıncaya kadar kovalarlar.” atasözüne rastladım. Boş zamanlarında böyle şeyler yapar mısınız gerçekten Konyalılar olarak? Pekmez bu kadar zor bulunan bir şey mi oralarda?

Çok saçma bir atasözüymüş. Kendimi Konyalı gibi hissetmediğimden olsa gerek, istenilen duygusal bağlantıyı kuramadım atasözüyle. Konya gerçekten gereksiz bir memleket. Gidip yaşamayın orada. Belki turist olarak bir iki gün gidilebilir. Daha fazla konuşup dea’nın topuğuna Konyalılar Derneği tarafından tutulan tetikçinin sıkmasını istemem. dea ne kadar bazen tepkimizi çekse de senin kadar sevmediğimiz bir insan değil, hatta kendisini severim bile.

Dünya turunda öncelikli olarak nereleri gezmek istiyorsunuz ve bunları gerçekleştirebileceğinize inanıyor musunuz?

Avrupa’yı baştan sonra gezmek isterim. Baştan sonra derken saçma oldu tabii. Portekiz’den Yunanistan’a, Malta’dan İsveç’e canım kurban bu kıtaya. Avrupamız kıtamız, Barroso önderimiz, eğer susuyorsak, barış ister milletimiz. Avrupa’yı kısmen gerçekleştirdim ve bu kısmeni büyüteceğime inanıyorum, fakat tüm ülkeleri gezebilir miyim emin değilim. Umarım olacak. Orası bitince Güney Amerika, sonra Asya. Kuzey Amerika’yı kimse listesine almasın, bir şey yok.

Hayatta gelmek istediğiniz nokta nedir?

Gelmek istediğim bir nokta falan yok sanırım. Aç, işsiz kalmayım yeter. Örneğin şu anda ateşim var gibi ve acaba domuz gribi oldum diye tırsıyorum. Üç gün içinde ölmemek şu anda gelmek istediğim tek nokta. Kısmet diyelim.

Bu güzel röportaj için teşekkür ederim, son olarak söylemek istediğiniz şeyi Quebec’çe alırsak seviniriz. Tamam Fransızca da olabilir.

Aslında Fransızca, Çince ve Moğolca söylerdim ama bu mesajımın çok net iletilmesini istediğimden Türkçe yayımlamak isterim. Ulvi isimli şahısla tanışan herkesin, özellikle kıymetli büyüklerimizin fazladan dikkatli olmasını diliyorum. Bu şahıs çok tehlikeli, şirinlik kisvesi altında memleketim insanını soyup soğana çevirdi. Bu adama bundan böyle kimse 5 kuruş koklatmasın. En büyük temennim budur.

Dea’nın notu: Rasim Ozan Kütahyalı’ya röportaj için Helin Avşar gidiyorken Ağa’ya Ulvican’ın gitmesi FasulyedenKom’un ayıbıdır… Çok üzgünüm Ağam, benim hatam…

Fasulyeden Muhabbetler II : Tosun

rehavet

Sizin için tembel hayvanları bile kıskandıracak derecede bir miskindir, kanı akmaz onun, aksa da kokmaz türden bir insan deniyor. Çok ağır ithamlar değil mi bunlar sizce de?

Öncelikle bana bu fırsatı sunduğu için fasulyedenkom ailesine teşekkür ederim. Sorunuza gelecek olursak, tembel kelimesinden ne anladığınıza bağlı olarak değişir bu durum. Tembel kelimesini olumsuz bir sıfat olarak görebilen insanlarla zaten ben bu konuyu tartışmam bile. İnsanlık tarihi boyunca böyle olmuştur bu zaten, insanlar kendilerinden farklı olanı dışlayıp toplumdan uzaklaştırmaya çalışmışlardır. Biz ağırkanlı insanlar, sizlerin deyiminizle tembeller, tembelliğimizden utanmıyoruz. Tembellik bir yaşam biçimidir. Tembel adam yaratıcı olur. Bakın tarihe, mucitlerin çoğunluğu tembellerden çıkmıştır. Zamanında atalarımız, ayağına üşenmeseydi, heryere yürüyerek gitselerdi, buhar gücünden tut, motorlu taşıtlara, oradan devam et toplu taşıma sistemlerine ve hatta akbile kadar bütün bu icatlar silsilesi nasıl gerçekleşeceğidi be adam? Antep’e deplasmana gitmek istediğinde dabanların şişmeyecek miydi? Tembellerin t*şaklarını yiyin lan…
Daha Fazlasını Oku

Fasulyeden Muhabbetler – İlk Konuk: Dea

Öncelikle röportaja başlamadan bazı flu noktaları aydınlatmak istiyorum, size neden çirkin diyorlar? Vücudunuzda güzel bulduğunuz yerleri sıralar mısınız?

Çirkin olduğum için olabilir mi? Hem güzellik dediğin nedir yani? Vücut filan bunlar boş işler. Bak Behlül’e on numara, lokum gibi çocuk da noluyor? Yengesine askıntı… Halimden memnunum valla. Ömrümün hiçbir noktasında dış görünüşüme önem vermedim, “aman iyi görüneyim” gibi dertlerim olmadı. Vücudumda değil de, kendimde güzel bulduğum tek şey budur herhalde. Her konuda olduğu gibi, bu konuda da düsturum “Koy götüne, rahvan gitsin”

Blog Ödülleri için onlarca tanımadık insana oy için yarandığınız iddialarına ne diyorsunuz? Hatta caddeajanı’nın siz olduğunuz ve rekabeti çekici kılmak için böyle bir plana başvurduğunuz söylendi Dahke tarafından. Ne diyeceksiniz? Daha Fazlasını Oku