Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Baba naber?

"Baba naber?", "Naptın Baba", "Babuş akalım mı ortamlara" diyen insanlar var. Hitap terminolojisinin geldiği son nokta. Okulda, işyerinde, sokakta, otobüste, lokantada, maçta, her yerde bu adamlar... Baba, baba, baba... Baba…

Sokağa çıksana! Hayat sokakta!

Coca Cola’nın bir zamanlar çok beğendiğim reklamının mottosu idi: Sokağa çıksana! Hayat sokakta! Dünya kapitalizm listelerinin ilk sıralarında yer alan bir şirketin reklam sloganı olmasaydı eğer, mesela, 1 mayıs’ta ezilenleri sokaklara, meydanlara çekmeye çalışan sol bir örgütlenmenin, bir sendikanın sloganı olabilirdi. Ya da insan ve yaşam merkezli bir anlayışa sahip sivil toplum örgütünün toplumsal projesinin sloganı olabilirdi rahatlıkla. Hatta anarşist bir grubun basılı yayını için biçilmiş kaftandı. Süperdi anlayacağınız. Ama noldu?

Toplumsal ahlaksızlık

Türkiye'de toplum içinde neredeyse tüm bireylerin yara olarak kabul ettiği, şikayet ettiği, karşı çıktığı bazı çürüklüklerimiz var. Tüm diğer medeniyetlerin, ulusların, toplumların olduğu gibi. Lakin Türkiye'nin farkı yara olarak kabul ettiğimiz bu çürüklüklerin, toplumun şikayet edenler de dahil neredeyse tamamına sirayet etmesidir. Yani herkes bu yaranın varlığından şikayetçidir, ama yine herkes bu yaranın kapanmamasın, gitgide büyümesinin ve sürekli kan kaybedilmesinin de mümessilidir. Nedir mesela? Rüşvet vermek, emniyet şeridini ihlal etmek, torpil ayarlamak vs.

Beleş Gaste’cilik

Sabah erkenden kalkıp Ihlamurdere Caddesi'nden başlayan, Barbaros'taki Nobel'in önünde son bulacak olan rotamda can sıkıcı bir pantolon ve ayakkabı eşliğinde yürüyorum. Hacıoğlu'nun ordan Kartal Heykeli'ne doğru kıvrılırken görüyorum ilk kez. Turkuazımsı-yeşilimsi yelekli, şapkalı bir abi birşeyler dağıtıyor. Önünde binlercesi dağıtılmayı bekleyen şey bir gazete. Adı da "Gaste" Sokakta dağıtılan broşür, ilan, dergi, ıvır zıvır konusunda gayet muhafazakar ve can sıkıcıyımdır. Ama nezaketi de elden bırakmam. Kibarca bir "sağolun, almayayım" hareketi çekiyorum. Artık aklımdaki tekşey Uniş'ten peynirli bir poğaça alabilmek. Yani o olmalıydı, olamadı...

Hay sizin sigaranıza…

Hep olumsuzluklar da olmuyor yahu memlekette. Geçen hafta meclisten çıkan bir yasa var ki, Cumhuriyet'in ilk yıllarında kadına seçme ve seçilme hakkını veren ülkemizde uygulanabilirse benzer yasa gibi bir övünç kaynağı olacak. Bahsettiğim yasa sigara yasağı olarak bilinen ve halka açık kapalı alanlarda sigara içilmesini kayıtsız şartsız yasaklayan yasa. 20 sene öncesinde duman altı otobüslerde şehirler arası yolları kateden halkımız önce "Yok bu yasa uygulanamaz!" diyecek, böyle umacak. Philip Morris yetkilileri 3 ay önce savurdukları tehditlerin işe yaramadığını görüp daha da delirecek, kalemşörlerine sigara yasağının baskıcı ve faşizan bir yöntem olduğunu savunduracak, ama Türkiye nasıl otobüslerde sigara içme iğrençliğinden vazgeçtiyse, lokantada, birahanede içme iğrençliğinden de vazgeçecek.

Sokak ve Müzik

Yıllardır farklı din, dil ve ırktan milyonlarca insanın geçip giderken bıraktığı izleri taşıdığından mıdır nedir, İstanbul'un hep bir gizemi, çekiciliği vardır ya hani... Bu gizemi yaratan; senin benim gibi normallerle zengini, fakiri, genci, yaşlısını; travestisi, ibnesi, türbanlısını; ayyaşı ve tinercisini; hırlısı, hırsızı ve kapıp kaçanını kaldırım taşlarının üstünde birleştiren bir ruh var bu sokaklarda.

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?