Arenalarla Donattık Anayurdu

Fasulyeden ailesi olarak, Türk spor camiasıyla az çok içli dışlıyız. İçli dışlı dediğim de, Ali Koç’la kadeh tokuşturan igor eşeğini es geçersek, taraftar bazında takip etmek çerçevesinde geziniyoruz. Hâl böyle olunca da, spordaki gelişmelere sürekli göz kırpan bir sitemiz var. Hatta yazı konularımız arasında çokça yer alan bir konu da diyebiliriz.

Son zamanlarda dikkatimi çeken bir husus var. Futbol kulüplerimiz arka arkaya stadlarını yenileme projelerine giriştiler. Özellikle 2016 Avrupa Şampiyonası adaylığı sürecinde daha bir gazlanan bu mevzu, bu aralar bir çok kulübün gündemini meşgul ediyor. Buraya kadar eyvallah. Ben de istiyorum, ülkemin dört bir yanı birbirinden nefis stadyumlarla donatılsın, her kulübün batı standartlarında stadı olsun. Bu sevindirici bir gelişme.

Ancak beni çileden çıkartan çok ince bir detay var ki, her yeni stad haberinde sinirlerim hopluyor. Nedir bu detay? Tek kelime: “Arena”…

Benim gibi üşengeçler için, google’da yapılacak kısacık bir araştırmadan sonra karşıma çıkan sonuçlara bakın: “Bursaspor’un yeni stad projesi Timsah Arena”, “Gs’ın bitmekte olan stadı Türk Telekom Arena”, “Antep’in yeni stadı Gaziantep Kamil Ocak Arena”, “Altay’ın Gaziemir’de yapılması planlanan stadı Altay Arena”, “Sivas’ın 35.000 kişilik olması planlanan yeni stadı Sivas Arena”, “Şanlıurfa GAP Arena” vs. vs… Daha Fazlasını Oku

Slm ben Twitter’dan!

İlk yazım, kim bu ibne gevşek kalemli, gelmiş bize amarikan icadı sosyal paylaşım dertlerini anlatıyor demeyin, hak vermeye çalışın anlayın beni.

Lanet olası bomboş bir akşamdı, öyle bir saatti ki yapabileceğin işler için ya çok geç ya da zaman yok; yeni popüler şeylerle uğraşacaksın. Girdim egomu seveyim ne kadar site varsa hepsinin adımla soyadımla facebook.com/adımsoyadım’lı kurumsal bir adresini alayım dedim. Ve friendfeed, formspring derken twittera da giriverdim. Şöyle yan yana sekmeler açıp gurur duydum kendimle. Vay bee facebookla başlayan adımlı soyadımlı adresler çığ gibi büyüdü, pencerelere sığmaz oldu. Bravo! Şimdi uyuyabilirim! Daha Fazlasını Oku

Kanadanın dikmeni, gidersem öpsünler beni!

Ülkenin “siyaset mi hukuku döver, hukuk mu siyaseti?” tartışmalarına kanalize olduğu şu günlerde, naçizane bendeniz de gündemimizi biraz değiştireyim istedim. Zaten bu siteye siyasi içerikli bir yazı yazsam ne olur tahmin etmek bile istemiyorum. Yazılara yorum kanalıyla laf sokuşturmak daha çok işime geliyor sanırım.

Konumuz Vancouver kentinde düzenlenen kış olimpiyatları. 5-6 Oyuncu ile katılmışız. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) başkanı Togay Bayatlı “Komite olarak müthiş destek olacağız, 4 sene sonra daha fazla sporcu ile katılım olacak” falan demiş. Doğrudur yapar. Togay Bayatlı’nın bir işi daha var komite başkanı olarak, o da bizim Eurovizyon hikayesine dönen olimpiyatları Türkiye’ye getirmesi. Bu işlerden pek anlamam ama kulis mulis dönüyordur herhalde, e malum kış olimpiyatlarının yapıldığı yerde de illa muhabbet edilesi 3-5 adam vardır. Komple bu kulis işini geçtim. Netice de sporcun katılmış oraya gidip destek olman gerekir değil mi? TMOK başkanı dellez olsa “Kanka karda kışta ne işimiz var, s.ktiret soğuktur şimdi oralar.” der, onun yardımcısı da ben olsam “kanka o zaman sıcak denizlere geçelim,mohitoları çekelim” derim. Hah işte adam da aynen böyle düşünmüş.

Şimdi adamın ciddi bir işi vardır. Bağlantılarını kovalıyordur falan orasını ayrı tutuyorum. Netice de bir basın toplantısı düzenleyip, cüzdanı çıkarıp sallayarak “para mı alıyoz ulan biz” diye höykürebilir de. Ama hacı ayarlanır be o iş-güç. Sonuçta ne zaman, nerede, hangi tarihlerde yapılacağı yıllar önceden belli olan bir şey.

Bir detay daha. Haberin kendisini ayrıca tebrik ediyorum etmesine de. Bu fotoğraf fotomontaj ise -ki ben çok anlamam ama öyle gözüküyor-  Havaii denince akla nedense bu çiçekten yapma çelenkler ve abik desenli uzun gömlekler gelir ve montaj buna göre düzenlenmiş. Montaj yapmaya karar verilmiş ise ve ironiye bağlamak istiyorsam konuyu -ki fotoğraf der ki millet olimpiyatlar da ben her gece barda- ben olsam sörf yaparken yaparım ki adamın sporla bir ilişkisini kurardım. İroninin kralı olsun.

Not:Yazı yazarken şöyle bir uyarı notu vardı. Günahı benden gitsin. WordPress 2.9.2 sürümü çıkmış! Lütfen site yöneticisine haber verin.

Yazmayalı da epey olmuş be günlük!

“Sana da yazmayalı epey oldu be günlük!” diyordu ortaokullu bir genç uzak bir coğrafyada… Ben mi? Yok canım, şimdi elle, kodla yarattığımız bir internet sitesine 3-5 gün yazmadık diye pişmanlık mı duyalım?

Duyalım tabii, eşşoğlusu!

Yazmıyoruz etmiyoruz ama, neler neler yaşıyoruz bir bilsen be günlük! (Haha, bak hala!)

Hacı ben şimdi sigarayı bırakmış ve neredeyse bir aydan beri içmeyen birisi olarak abur cubura verdim kendimi. Eti Hoşbeş, Crunch çikolatalı gofret, tuzlu fıstık yemediğim, cola içmediğim gün yok neredeyse… Şahken şahbaz, 100 iken 120 kilo oldum yemin ilen! Sigara sağlığa daha az zararlı olabilir mi lan acaba? Yani ciğerleri kurtaralım derken obeziteden gitmeyelim?

Haftada bir halı sahada maç yapıyorduk. Artık yapmıyoruz. O kadar benimsemiştim ki “her hafta maçımız, on numara şeklimiz var” diye etrafımdakilere hava atmama, kendimi haftada bir maç yapmayı sağlıklı yaşam sanan kel mahalle dayısı sanmama ramak kalmıştı. Takım olma yolunda çok önemli adımları da atmıştık aslında. 3-1’ken, o 2. golü ataydık, ahh, kopmazdı o maç aslında… Neyse… Havaların anlamsızca soğuk ve sibiryasal olmasının etkisi var elbette. Yine de ben tekrar maç yapacağım, yeşil sahalara döneceğim günün özlemiyle yanıp tutuşuyorum.

Başka başkaa… Hah, bak bu cümleyi kurmayı çok uzun zamandır istiyordum, kuranlara da hep imrendim: Yeni bir proje var günlük, üzerinde çalışıyoruz şu anda… Çalışıyoruz derken, neozepron’u eve hapsettim, laptopu da kucağına bağladım; o kod yazıyor ben de işte abur cubur yiyorum. Çok yakında buradan duyururuz zaten… Eee Fenerbasket’ten duyurmuştuk zaten… Off çok karışığım be günlük! Ohaa olm ben neden günlük tutmuyorum ki sahiden?!

Pazar günü sabah 6’da yataktan kalkarken kurduğum “neyse iş yerine gideyim de, en azından sakin kafayla 2-3 yazı yazarım site için…” cümlesi güne dair tek motivasyonumdu ama işe geldim ve yine uyudum… Sonra uyandım, tv izledim, sonra uyudum, sonra uyandım… Öff nasıl hayat lan bu…

Şimdi mesai bitecek ve eve gideceğim diye telaş yaptım, bari salak saçma da olsa birşeyler karalayayım dedim… O yüzden “bu nasıl bir yazı lan, bu mudur yani?” demeyin rica ediyorum. Hassas dönemimdeyim zaten, kalp kırarım…

Bir daha haftasonu çalışırken fıstık getirmeliyim yanımda, bir de cola… Ama colayı nasıl soğutucam ki burda?! (Haa bak alınca da 2 litre alacak pezevenk)

O değil, ışıklar da yanmıyor… Delirecem!

Televizyon başında kısa notlar

Haftasonu mecburiyete dayalı bir evden dışarı çıkamama durumum olduğundan dolayı, ister istemez televizyon izlemek zorunda kaldım. Yoksa normalde, asla televizyon izlemeyen bir insanımdır. Açarım şarabımı, fonda illaki Barok dönemden bir senfoni, mumlarımı yakarım ve asırlık ahşap masamda kitap okurum. İşim olmaz televizyon gibi banal, avam hadiseleriyle normalde. Elitiz ya biz…

Neyse sevgili ve değerli okuyucularım, dediğim gibi çok da uzun sayılmayacak bir televizyon terapisinden iki yazı çıkacak kadar malzeme toplamış bulunuyorum. Birincisini şu anda okuyorsunuz, ikincisini yarınki köşemde bulacaksınız. Bayinizden ısrarla isteyiniz. Daha Fazlasını Oku

Endüstriyel futbola karşı durabilmek

Kayseri maçında lehimize verilen haksız penaltı üzerine kafamda şekillendi bu yazıyı yazmak. Tabi üşengeçliğim sağolsun, anca yazıyorum.

Çıkış noktam maçtaki lehimize yapılan hakem hataları olsa da, daha önce aleyhimize olanları gösterip “bunu da onlara sayın” demeyeceğim. Burayı okuyan rakip takım taraftarları da kendilerine pay ya da polemik konusu çıkarmasın lütfen baştan anlaşalım. Daha Fazlasını Oku

Tiksindim lan futbolunuzdan!

Pek bir Süper Lig’in sonuna doğru ilerledikçe, artık bir ritüel haline gelmiş futbol kavgaları da sahnelenmeye başladı. Biz de, ülkedeki milyonlarca insan ile birlikte en ön koltuğa kurulup izlemekteyiz sergilenen oyunu. Kutsal ittifak, TemizLigciler derken bu senenin mevzusu da “Beyaz Sayfa” oldu. Daha Fazlasını Oku