Birleşin!

Kürt kimliği üzerindeki baskıları kaldırdığın için,

Ülkeyi bir şantiye sahasına çevirip, duble yollar, viyadükler, köprüler, alt geçitler yaptığın için,

Türk Ticaret Kanununda yaptığın köklü değişiklikler ile ticareti teşvik ettiğin için,

Özel sektör ve teşebbüslerine verdiğin destek ile sermayeyi güçlendirdiğin, devletin denetleyici olduğunun altını çizdiğin için,

Türk sporuna, özellikle tesisleşme konusunda verdiğin üstün hizmetler için,

Olimpiyat Stadı gibi bir garabeti yapan senden önceki hükümetlere, TT Arena’dan,

Anadolu’daki birçok stada kadar cevap verdiğin için,

Ordunun, askerin demokrasilerde ve siyasette yeri olmadığını en sert biçimde muhalefet ettiğin ve engellediğin için, (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Az sakin olun

Gündemlerimizin ne kadar değişken olduğu konusunda hemfikiriz sanırım. Çoğu şey de istediğimiz gibi gitmiyor.

Soma faciasını yaşadık, unutmamak lazım.

Fenerbahçe; son 10 yılda bir klüp bu kadar sarsılabilirdi. Başkanı tarafından bir grup taraftara şampiyonluk kutlamasında siktir çekilmesi bile artık krizlere alıştığının göstergesiydi. Unutmamak lazım.

Erdoğan coştukça coştu. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de tansiyonu hiç düşürmeyecek belli. Unutmamak lazım.

Okmeydanı karışık, unutmamak lazım.

Geziyi asla unutmamak lazım.

Daha dün deprem oldu, unutmamak lazım. (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Güzel olan ne varsa…

Güzel olan ne varsa -ki çok azlar aslında- öldürüyorlar.

2 yaşında bir bebek kalıyor geriye, bir daha hiç gülmeyecek gözleri yaşlı bir kadın.

Bir bir,

Bir gün hesabı sorulmazmış gibi..

Öldürüyorlar…

Hepimizi…

Seçilmiş katillerin atanmış katilleri!

Fazlasını Oku

Yas Eşiği ve Sosyal Mutabakat

Kritik bir konu, sıkıntılı bir süreç. Kedi gözlü yetkili abiler keşke bizlere “Beyler, 2014 yas tüzüğünü açıklıyorum, instagram orucu 2 gün sımayli orucu 24 saat.” diye yol gösterse de bilgilensek. Yas eşiği neymiş, sosyal mutabakat sınırlarımız nelermiş. Kıyafete bağlı kısıtlamaları da Neslihan Yargıcı’dan veya Okan Bayülgen’den alsak aynı şekilde. Yoksa ayağında New Balance ile 1 Mayıs’a gidilmez ile gözünde Ray-Ban ile Soma’ya gidilmez gibi aynı familya ürünü eleştirilerden nasıl kurtulacağız? Yas evine veya eyleme giderken dolabından en ucuz kıyafeti seçip markalarını gözümüze sokmamalısın diye bir direktif verme keyfiliğinde nasıl bulunabiliyor insanlar?

Öte yandan İzzet Çapa gibi balık ve garnitürden tabağa Soma yazma veya canlı yayınlara baret takıp surata kömür sürerek çıkma gibi artık uç noktalarda işi magazine dökmenin eşik olduğunu düşünüyorum.

E şimdi ama senin de bir eşiğin var illa ki sevgili okuyucu, başkasının da var. Ne yapmalı? Toplumsal bir kırmızı çizgi çekip kutuplaşmak sağlıklı mı? Başta dediğim gibi kritik konu. İnsanları veya kurumları vicdanlarıyla baş başa bırakıp bekçiliğe soyunmamak sosyal mütabakat olarak belirlenmeli der yürüyen merdivenin sağına çekilirim.

Fazlasını Oku

Ölüm Üzerinden Siyaset Yapalım

Türkiye gibi kaderciliğin, biat etmenin, dizini kırıp oturmanın makul; sorgulamanın, şikayet etmenin, hesap sormanın, “yeter” demenin ise hainlik sayıldığı bir coğrafyada yaşıyorsanız, kitlesel ölüm haberleri izlemenin asla sonu gelmiyor.

Herhalde gelişmiş bir ülkenin ortalama bir vatandaşına son bir kaç yılda yaşadıklarımızı anlatsak, yani nasıl desem, kaçakcılık yapan köylülerin savaş ucakları ile bombalandığını, patlayıcı yüklü araçların ilçe merkezlerinde, hatta başkentlerde patladığını, ülkenin en büyük kentinin en işlek caddelerinde doğalgaz patlamaları olduğunu, zorunlu askerlik görevlerini yerine getiren 20’li yaşlarındaki askeri tecrübesi olmayan gencecik çocukların cephane patlamasında paramparça olduğunu, ülkenin en büyük ve muhtemelen en çok para kazandıran tersanesinde hemen her gün bir kaza yaşanıp tersane işçilerinin 3’er, 5’er öldüğünü, yine ülkenin en büyük şehrinin en kozmopolit ve işlek meydanına komşu küçücük bir parka yapılan hafriyat müdahalesini engellemek için sokağa çıkan barışcıl eylemcilere yapılan hayvani müdahalelerin tırmandırdığı olaylarda gencecik çocukların kah silahla, kah gaz bombası fişeği ile, kah sırf göstericiler hükümeti eleştiriyor diye delirip aracıyla gösterici ezen partililer tarafından öldürüldüğünü söylemeye kalksak mesela, adam der ki “siz nasıl bir lanetin tesiri altındasınız böyle?” (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Neye Yansak? Kime Sövsek?

İki gündür, Soma Katliamı hakkında yazı yazmak istiyorum. Ama yazamıyorum. Elim gitmediğinden, yüreğim elvermediğinden değil. İçim yanıyor, içim kanıyor; ama içimdekileri dökmezsem de rahatlayamam. Yazmam gerekiyor.

İlk gece yazmaya niyetlendim. Olay tam bir facia. Göz göre göre gelmiş bir katliam aslında. Maden kazası falan değil, az bir bakınca nasıl bir katliam olduğunu görüyor insan. Göz göre göre bile değil, insanın gözüne soka soka gelmiş bu katliam. Bağıra bağıra gelmiş. Ama tam yazacakken, öyle bir bombardımana tutuluyorum ki internette okuduklarımla, elim ayağım titriyor sinirden. Bir de umut var insanın içinde, yüreğini titreten o umut, dilsiz dualarla bekliyorsun ya içeridekilerin kurtarılabileceğini düşünerek iyimserlikle terbiye etmeye çalışıyorsun ya nefsini… İşte o duygularla bekledim biraz daha; belki ağıt cümleleri değil de şükür cümleleri yazarım diye.

Ama işte ondan sonraki gün başlayan olaylar zinciri, işi çığrından çıkardı. Hangisini nasıl yazacaksın ki? “Çizmelerimi çıkarayım mı” diye soran ürkek madenciyi mi yazacaksın? Avcundaki kağıtta oğlundan helallik isteyen madenciyi mi? “Mahmut’un eşi hamileydi, beni bırakın onu çıkarın” diye ağlayanı mı? Televizyonda her gördüğün madenci yakınında, kendini onun yerine koyup ciğerinin alev alev yandığını mı yazacaksın? (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Kötü Hayatlar, Kötü Yaşamlar, Kötü Ölümler…

Bu sitede yazdığım yazıların en az yarısı gibi başlıyorum buna da: Genel halet-i ruhiyemin tesiri, özellikle son birkaç haftadır hayatımın ne kadar saçma, boktan ve olması gerekenin çok çok uzağında olduğunu düşünüp kendimi depresyona sokmaya çalışıyorum.

Sigarayı mesela, sanırım daha fazla içiyorum. Alkolle arama koyduğum mesafeler yerle bir. Sağlıklı beslenme gazına gelip bir-iki gün kadar salata ve diyet bisküvileri yedikten sonra yine fast food’a, dürümlere, tostlara, poğaçalara geri döndüm mesela.

Evet, benim şu kıymetli “hayatım” çok kötü… Depresyona mı girsem? (daha&helliip;)

Fazlasını Oku