God save the Queen

Majestelerinin ülkemizi ziyaret ettiği şu günlerde böyle bir yazı yazmak farz oldu. Aslında Kraliçelik fazlaca sembolik bir görev olduğundan ülkemize yaptığı ziyaret de politik değil magazinsel boyutuyla (politik magazin diyelim, en bayağı tabloid gazetesi bile kraliçenin çıplak fotoğrafları için tıklayınız gazeteciliği yapamaz heralde, yemez!) ilgi çekmekte. Ziyaretle ilgili satırları süsleyen haberler Cumhurbaşkanının giyeceği kıyafetin rengi, kraliçenin elinin nasıl sıkılacağı gibi ilgi çekici konulara odaklanmış durumdaydı. Böyle kavramlara çok da alışık olmadığımız bu yazının garip başlığından ve giriş kelimelerinden belli. God Save the Queen’i tercüme edince “Tanrı Kraliçeyi Korusun”, “Her Majesty”i tercüme edince “Majesteleri” gibi güdük çeviriler yapıyoruz çünkü hakikaten anlamıyoruz bunları.

Majestelerinin ülkemizi ziyaret ettiği şu günlerde böyle bir yazı yazmak farz oldu. Aslında Kraliçelik fazlaca sembolik bir görev olduğundan ülkemize yaptığı ziyaret de politik değil magazinsel boyutuyla (politik magazin diyelim, en bayağı tabloid gazetesi bile kraliçenin çıplak fotoğrafları için tıklayınız gazeteciliği yapamaz heralde, yemez!) ilgi çekmekte. Ziyaretle ilgili satırları süsleyen haberler Cumhurbaşkanının giyeceği kıyafetin rengi, kraliçenin elinin nasıl sıkılacağı gibi ilgi çekici konulara odaklanmış durumdaydı. Böyle kavramlara çok da alışık olmadığımız bu yazının garip başlığından ve giriş kelimelerinden belli. God Save the Queen’i tercüme edince “Tanrı Kraliçeyi Korusun”, “Her Majesty”i tercüme edince “Majesteleri” gibi güdük çeviriler yapıyoruz çünkü hakikaten anlamıyoruz bunları.

God Save the Queen Birleşik krallığın ulusal; Avustralya, Kanada, Jamaika, Man Adası ve Belize’nin kraliyet marşı (royal anthem de heralde böyle çevirilir, biz de bu da yok ki). Korkmayın yahu İngiliz milli marşını anlatacak değilim, koca kraliçenin hatrı için bile katlanamam milli marş irdelemesi yapmaya şimdi. Bu yazının konusu olan God Save the Queen, İngiliz marşı olan değil punk marşı olan God Save the Queen. Eh yazıyı okurken de şu linkteki şarkıyı dinlersiniz o zaman…

Şarkının neden bir punk klasiği olduğunu anlatmak için ufak bir giriş yapmak gerekiyor, punk müziğin ortaya çıkması hakkında az biraz okuyanların bildiği hikayeler. 1970’lerde tüm Dünya’yı sarsan ekonomik durgunluğun İngiltere üzerinde de etkileri büyüktür. Bu ekonomik durgunluk siyasi istikrarsızlığı da tetiklemiş 1974’deki ilk genel seçimin ardından hükümet kurulamayınca ikinci kez seçime gidilmiş ve İşçi Partisi seçimi kazanmıştı. İngiltere’de son 60 yıldaki en büyük işsizlik oranına bu yıllarda ulaşmıştı. Bugünlere benzer şekilde İşçi Partisi de sosyal eşitlik adına bir şey yapamamıştır. Bitmek bilmeyen grevler yüzünden Londra’da her köşe başı çöp tepeleriyle dolmuş, baskı rejimi özellikle göçmenleri canından bezdirmişti. Anlatılanlara göre polisler siyahilerin yaşadığı bölgelere gidip önlerine geleni tekme tokat dövmektedir. İnsanlar da artan hırsızlık ve işsizlik nedeniyle göçmenleri suçlamaktadır ve ırkçılık tırmanıştadır.

Politik iklimden dönemin kültürel iklimine gelecek olursak, artık rock müzik devrimini tamamlamış, geniş kitlelerce kabul görmüş ve kendi başına bir endüstri olmuştur. Müzik şirketleri 1960’larda ünlü olan gruplara büyük paralar vermekte ve kazancını garantilemek istemekte, yeni gruplar çok şans bulamamaktadır. Led Zeppelin ve Black Sabbath gibi grupların başlattığı hard rock akımı popülerliğinin doruklarına ulaşmıştır ve Deep Purple, Uriah Heep, Judas Priest gibi gruplar akıma öncülük etmektedir. Pink Floyd altın çağlarını yaşamakta, gençler Eric Clapton gibi gitar üstadlarının dakikalarca süren gitar sololarına tapmaktadır.

İşte 70’lerin ortasındaki punk ateşini fitilleyen temel unsurlar bunlardır. Kendileri işsiz olan arka mahallenin fakir çocukları hem adaletsiz düzenden hem tekdüze müzikten sıkılmaya başlamıştır. The Stoges, Alice Cooper Band, MC5 dinleyen bu gençler 20 dakika süren emprovize gitar sololarını değil rock ‘n’ roll müziği doğuran isyankarlığı, kısa ve basit blues tınılarını özlemişlerdir. Sex Pistols da Londra’nın arka mahallelerinde doğan, dönemin “serseri”lerince kurulmuş bir gruptu. Kısa sürede yarattıkları anti-moda akımı yayılmaya başladı ve katıldıkları bir televizyon programında en ağır küfürleri edip halkta şok etkisi yaratınca plak şirketleri EMI tarafından kovuldular ve şöhretleri tüm ülkeyi sardı. İşte punkın marşı God Save the Queen böyle bir ortamda doğdu.

Şarkı 1977’de, tam da kraliçenin Silver Jubilee’si yani tahta çıkışının 25. yılı yurtta ve dış temsilciliklerde coşkuyla kutlanırken piyasaya sürüldü. Sex Pistols’ın kendi yarattığı imaja bir de uçaklarda hosteslerin üzerine kustukları gibi şehir efsaneleri eklenince tüm ülkede istenmeyen adamlar ilan edilmişlerdi bile. Üstelik aşağıdaki vereceğim sözler Kraliçe’nin kişiliğine hakaret olarak algılanmıştı ve İngiliz halkı için bir yöneticiden fazlası olan Kraliçe’ye yapılan bu saldırıya göz yumulamazdı. İşte sözler, Türkçe’ye çevirmeye çalıştım ama ne kadar anlamını korumuşumdur bilmiyorum.

God save the queen, (Tanrı kraliçeyi korusun)
The fascist regime, (ve de faşist rejimi)
They made you a moron, (seni bir morona,)
Potential H-bomb. (patlamaya hazır bir hidrojen bombasına çevirdiler.)

God save the queen, (Tanrı kraliçeyi korusun)
She ain’t no human being. (Haşa! Beşer değil o.)
There is no future, (Gelecek yok)
In England’s dreaming. (İngiltere’nin hayallerinde)

Don’t be told what you want, (Ne arzuladığını başkaları söylemesin)
Don’t be told what you need, (Ne istediğini başkaları söylemesin)
There’s no future no future, (Gelecek yok, yok, yok)
No future for you! (Senin için gelecek yok!)

God save the queen, (Tanrı kraliçeyi korusun)
We mean it man (ciddi söylüyorum)
We love our queen God saves. (Seviyoruz Tanrı’nın koruduğu Kraliçemizi.)

God save the queen, (Tanrı kraliçeyi korusun)
‘Cos tourists are money (Çünkü turistler iyi para yapıyor)
And our figurehead (Bizim sembolik lider de)
Is not what she seems. (aslında hiç öyle göründüğü gibi değildir.)

Oh God save history (Tanrı tarihi kutsasın)
God save your mad parade (ve gösterişli geçit törenlerinizi)
Oh lord god have mercy (Tanrı şüphesiz ki bağışlayıcıdır)
All crimes are paid (ve bütün suçların bedeli ödenir)

When there’s no future (Gelecek olmadığında)
How can there be sin? (Günah nasıl olabilir ki?)
We’re the flowers in the dustbin, (Biz çöp tenekesindeki çiçekleriz)
We’re the poison in your human machine, (Biz çarkın dişlerini kıran demirleriz)
We’re the future; your future. (Biz geleceğiz, sizin geleceğiniz)

Grubun vokalisti Johnny Rotten şarkının Kraliçe’ye kişisel hakaret değil, Kraliyet rejimine gösterilen yapay saygıyı ve onun temsil ettiği değerleri konu alarak adaletsiz baskı düzenini yeren bir şarkı olduğunu söylüyordu daha sonra, ama o sıralarda zaten nefret edilen grup çizgiyi aşmıştı. Şarkı yasaklandı, Sex Pistols zaten yerel yöneticilerce yasaklanmıştı bile. Şarkı İngiltere’de bir numaraya ulaştı ama listelerde yasaklı olduğu için görünmüyordu ve aşağıdaki komik görüntü vardı listelerde:

Şarkı yayınlandığında plak kapağındaki Jamie Reid imzalı kraliçe tasviri öfkeleri daha da kabarttı (resim aşağıda). Bütün bunların üzerine 25. yıl kutlamalarının olduğu gün grup tekne kiralayıp Thames Nehrinde parlementonun önüne çekip gürültülü bir konser vermeye başlayınca polis tarafından gözaltına alındılar. Johnny Rotten istemeden düzene karşı savaş ilan ettiklerini, o günlerde ülkedeki en büyük sorun olarak görüldüklerini söyleyecekti daha sonra. “O gün şehrin en işlek meydanında asılsak 56 milyon kişi gelip alkışlardı” diyordu.

Grup ve zamanın uçuk punkları medyanın da provakasyonuyla hedef insanlar olmuşlardı. Tüm şehirlerde yerel yöneticiler tarafından lanetleniyor, gazetelerin manşetlerinde ne kadar iğrenç olduklarından bahsediliyordu. Bu kışkırtmaların da etkisiyle saldırıya uğramaya başlamışlar, John Rotten bir kulüpten çıkışta bıçaklı saldırıya uğramış ve elinden yaralanmıştı. Gittiği hastanede bile suçluymuş gibi yarasına müdahale etmeden önce polisi arayıp haber vermişler, polis gelip sorgusunu bitirince tedavisine başlamışlardı. Bu elinden aldığı yara kalıcı bir hasardı. Johnny Rotten yıllar sonra bu nefreti söylememesi gereken şeyleri söylemiş olmasına bağlıyor ve ekliyordu “kraliçe gebersin demedik, kraliçeyi beceriyim de demedik, ama duymak istemedikleri şeyleri söyledik, onların sevmek istediği sikik şeyleri söylemek zorunda değildik ve biz kendimizi ifade ettik” diyordu.

Biz bir şeyler yapmak istedik, herkes hayattan bıkmış ve şikayet ediyordu ama biz bir şeyler yapmak istedik diyorlardı bu şarkının 25. senesinde. Sex Pistols bir şeyler yapmıştı. Müzik tarihini değiştiren bir albümle, müzik tarihini değiştiren God Save the Queen’i bırakarak müzik sahnesine veda ettiler. God Save the Queen her ne kadar birilerinin duymak istemediği şeyleri söylese de 30 sene sonra hala müzik sahnesinde yankılanmaya devam ediyor. 30 senelik yankı baskıcı despotların kulaklarında çınlıyor “Sizin sevmek istediğiniz şeyleri söylemek zorunda değiliz! Biz geleceğiz, sizin geleceğiniz!”. Nesilleri aşacak, 100 sene sonra da baskılara verilecek en iyi cevap olduğu için, hiç bitmeyecek çöp tenekesindeki çiçekleri anlattığı için punkın marşı olmuştu God Save the Queen, öyle kalmaya da devam edecek.

Müzik üzerine yazılarımız devam edecek, arayı uzatırsam hatırlatırsınız artık…

Kaynaklar:

1- The Filth and the Fury,
2- Blood on the Turntable,
3- Punk: Attitude,
4- Rock And Roll: A Social History,
5- Punk Bir Altkültürün Oluşumu,
6- Wikipedia 1 2

God save the Queen” üzerine 10 yorumlar

  1. Benim yıllardır aklıma takılan bir şey var . Sanırsam cevabını buldum gibiyim. Gerçi yazıyla alakası ne kadar vardır ya..

    Fifa 96 zamanları , yeni İngilizce öğreniyorum . Andy Gray ve John Motson üstadların futbol deyimlerini sorardım hocalara , kimse bilmezdi.

    Gol kaçınca “ohh the wood work” derlerdi. Tehlikeli bir atak sırasında “bişey bişey SEX PİSTOLS ” derlerdi. Yıllardır bu terimi anlama çalışır dururum.

    Hani bloglardan ve Altınsay yazılarından öğrendiğim kadarıyla Margıret Tiiçer döneminden sonra holiganlık ve futbol muhabbeti bu kadar ön plana çıkmış

    Acaba diyorum , o günlere değinen bir futbol deyimi mi?

  2. At izi , it izine karışmış durumda ülkemizde. Geçen gün bir üniversitemizin bahar şenliğine düştü yolum. Sahnede kendi “rockçı” diye tanımlayan bir sanatçımız. Dinleyeci kitlesine de öyle denebilir. Giyim/kuşam en azından.

    Neyse konser başladı . Abinin 3 albümü olduğu için hitleri okuyabildi. Sonra bilindik “yeni gitar öğrenenlerin çaldığı rock şarkıları” na geçildi. Sonra anadolu’dan görünüm faslı. Bir ara futbol muhabbetine girildi.

    Sahi punk,rock,hip-hop…Ülkemizde gerçekten “muhalif” olabilmişler midir?

    Bi grup çıkıp , “genelkurmay” la ilgili bir şarkı yaparsa “sex-pistols” un başına gelenlerden daha beteri mi gelir?

    Bizdeki punk çılık daha çok karı kız kaldırma amaçlı sanki.

    Gerçi dünya hep onun üzerine dönüyo ama , o da ayrı konu.

    Ayrıca sex-pistols u kötüleyenler de var. Müzikal açıdan özellikle.

    Derin devlet muhabbetine girenlerde..

    Ama hoş bir yazı oldu , kafamızın bi köşesinde kalsın.

    Bu fifa96 repliğini inşallah biri hatırlar.. veya bilir..

  3. Avutulmuş çocuklar çoktan sustu mu?
    Yoksa
    İşi gücü olanlar çoktan sustu mu?

  4. İki satır yazayım dedim ama Fifa serisine 97 ile başlamıştım ben. Del Piero Togon filan. Andy Gray’in cümlesini bilemedim o yüzden. Zaten punk munk gelmez bana pek. İbocuyum ben 🙂

  5. 3 gundur internete giremiyordum. Bu tezahurati hatirlayamadim maalesef, internette aradim taradim pek bir sey de bulamadim, o yuzden maalesef bilgim yok. Yalniz muzikal acidan bir degerlendirme yaparim, simdi uyumam lazim ama cok yorgunum, onu yarin okursunuz.

  6. Sex Pistols deyince aklıma geldi, o oyunda spiker yahut yorumcu ara sıra şöyle bir cümle kurardı

    “Now Raul is left with lots of Sex Pistols”

    Benim aklıma direk bu geldi..İşe yarar mı, bilmem..

  7. Tezahurat olayini arastirmaci gazeteci ruhlu arkadaslara birakip muziksel yonunu kisaca anlatiyim o zaman.

    Sex Pistols icin muzikal anlamda kotu bir gruptu seklinde iddialar bolca duyulabilir. Zaten dunyada basarili olmus hangi grup varsa mutlaka birileri “oeverrated” demistir o grup icin. Ingilizce’de en nefret ettigim kelime bu oldu hatta artik. Isin icinden cikamayan herkes bir seyleri kotulemek icin overrated diyor.

    Sex Pistols’un kalitesiz muzik yaptigi inancinin temelinde punk muzigin felsefesi var tabii. Herkes istedigi gibi muzigini yapabilir hatta yapmali felsefesi bu. Boyle olunca eline gitar alip 3 akor ogrenen muzik yapabilir diye dusunuyor insalar. Bir noktaya kadar haklilar, fakat yukaridada uzun uzun anlatildigi gibi zaten ilk punklar uzun ve teknik gitar sololari istemiyorlar. Tempolu, hizli, kisa, eglendirici muzikler yapmak istiyorlar. O yuzden gitari Jimi Hendrix gibi calmaniza gerek yok zaten. Sex Pistols’un tek albumu var, onlari ancak o albumle degerlendirebiliriz.

    Never mind the bollocks albumu sanilanin aksine muzik olarak ve teknik olarak iyi bir album. Davullar metal gruplari veya daha sonra ortaya cikacak hardcore-punk gruplari gibi hizli degil ama tempoyu cok iyi tutuyor ve ritmi iyi yakaliyor. Ayrica davullarin basla uyumu neredeyse mukemmel. Bu yazida bahsi gecen God Save the Queen sarkisinda bu uyumu cok net hissedebiliriz. Zaten gitarist Steve Jones iyi bir gitarist ve sarkilarin bir kisminda ilk basci Glen Mattlock var. Bunlar cok yetenekli muzisyenler. Daha sonra gruba alinan Sid Vicious basci oluyor ama bastan da gitardan da haberi yok, yalniz bu albumde onun caldigi parca yok. Tek parcada calmasina izin veriyorlar gonlu olsun diye fakat Steve Jones onun uzerine dubbing yapiyor daha sonra. Bu albumun punk ritmini billurlastiran bir album olmasinin bir sebebi de enstrumanlar arasindaki bu mukemmel uyum. Rotten’in vokali tabii ki Robert Plant ya da Freddy Mercury degil cunku vocal range dedikleri sesinin frekans araligi daha dusuk ama onun kisitli sesiyle gelistirdigi bazen kulak tirmalayan vokal stili daha sonraki butun punk gruplarinin taklit ettigi bir stil oluyor. Ayrica bu albumu onemli yapan baska bir ozelligi de mukemmel sozleri. Punk muzigi anarsist ve politik anlamlar yukleyip tarzin yonunu belirleyen bir album bu.
    Grubun 1976 basinda Manchester’da verdigi bir konserin tum izleyicilerinin daha sonra onemli gruplar olmasi da ne kadar etkili olduklarinin ve gerek muzikleri gerek sahne performanslari ile felsefelerini ne kadar iyi yansittiklarinin gostergesi. The Damned ve The Clash buradan cikan iki grup mesela.

    Tabii sadece tek album, bir kac senelik bir omurle grubu daha fazla degerlendiremiyoruz. Bu noktadan sonra punk’in ve muzigin yonunu anlamak icin The Clash’e bakmak gerek artik. Onlarin muzige getirdigi yenilikleri simdi radyoyu acarsak hemen duyabiliriz. Belki baska bir yazida da The Clash’ten bahsederim…

  8. “Now Raul is left with lots of Sex Pistols”

    Aha işte bu..Eyvallah beyne , gri hücrelere kurban 🙂

  9. “Now Kemalettin is left with lots of Grup Yorum”

    Bu anlamda kullanıyor herhalde de mi?

Yorumlar Kapalıdır.