Anasayfa / Tarih / Ezberin Dışında: Mondros Ateşkesi
Ezberin Dışında: Mondros Ateşkesi

Ezberin Dışında: Mondros Ateşkesi

DEA 30.10.2010

1. Dünya Savaşı neticesinde en ağır darbeyi alan ülkelerden birisi kuşkusuz Osmanlı İmparatorluğu’ydu. Ve aslında Osmanlı girdiği çoğu cepheden ya zaferle ya da takdire şayan neticelerle ayrılmıştı. Koskoca imparatorluk eriyip, tükenmiş; yetmezmiş gibi bu cihan harbi ile bitme noktasınagelmişti. Ateşkesin zamanlaması da çok ilginç aslında. Yılardır dayatılan “Almanya yenilince biz de yenilmiş sayıldık” efsanesinin ve tarih derslerinde okutulan “Almanya yenilince Osmanlı çaresiz kalmıştı” söylemlerinin aksine Osmanlı Mondros Ateşkesini imzaladığı günlerde henüz Almanya yenilmemiş, ya da en azından savaştan çekilmemişti. Dolayısıyla Osmanlı Almanya’dan önce savaşı terketmiş, İtilaf Devletleri’ne teslim olmuştur.

Hatta kronolojisini çizmek adına belirtelim Osmanlı 30 Ekim’de Mondros ile, Avusturya-Macaristan 3 Kasım’da Villa-Giusti Anlaşması ile, Almanya 11 Kasım’da Compiègne Ateşkesi ile yenilgiyi kabul etmişlerdir. Yani “Almanlar yenilince biz de yenilmiş sayıldık”tan ziyade, belki de “biz tornistan yapınca Almanlar yan basmıştır” demek daha doğru olacaktır.

Ateşkes süreci genel hatlarıyla şu şekilde vuku bulmuştur: Osmanlı ordusunun Filistin’de İngiliz’lere karşı hezimete uğraması ve Şam’ın düşmesi karşısında çaresiz kalan Talat Paşa hükümeti; son olarak Bulgaristan’ın İtilaf kuvvetleri ile anlaşması ve başta Fransızlar olmak üzere, diğer müttefiklerin Bulgaristan’a asker çıkarması ve düşmanın sıradaki hedefinin İstanbul olacağı endişesi ile, 5 Ekim’de İngilizlerle anlaşma zemini oluşturabilmek için Amerika Birleşik Devletleri’ni arabuluculuğuna başvurdu.

8 Ekim’de Talat Paşa İngilizlerle masaya oturamadan istifa etmek zorunda kaldı. Ahmet İzzet Paşa’nın kurduğu yeni kabinede Rauf Bey (Orbay) de Bahriye Nazırı görevine getirildi. Rauf Bey eski İttihatçı olmasına rağmen İngiliz yanlısı olmasıyla biliniyordu. Ve elbette, bence, bu göreve getirilmesinin ana sebeplerinden birisi, İngilizlere Almancı siyasetin terkedildiğini, artık bu topraklarda İngilizlerin sözünün geçeceğini belirten bir jest, bir mesajdan ibaretti. Eski İttihatçı Rauf Bey İngiliz yanlısı bir tutum sergilerken mevcut İttihatçılar da gizlice yurdu terkediyorlardı.

mondros ateskes antlasmasi 1 Fasulyeden

Neyse, 18 Ekim’de Osmanlı’da esir tutulan İngiliz Generali Townsend Osmanlı’nın ateşkes şartlarını ve iyi niyetini bildirmek üzere gizlice Midilli adasına gönderildi. 24 Ekim’de İngilizler amiral Calthorpe’a ateşkes görüşmelerini yönetme yetkisi verdi. Osmanlı Devleti adına da Rauf Bey ve Hariciye müsteşarlarından Reşat Hikmet Bey, Yarbay Sadullah Bey Limni adasındaki görüşmelere katıldı.

Antlaşmanın tanımı Osmanlı orijinalinde aşağıdaki gibi nakşedilmiştir.

“İngiltere hükümetinin müttefikleriyle bilitiláf Seláhiyettar kıldığı İngiltere hükümeti Bahr-i Siyah Donanması Başkumandanı Ferik Amiral Arthur Calthorpe hazretleri ile hükûmet-i Seniye Canibinden haiz-i saláhiyet Bahriye Názin devletlû Rauf Beyefendi hazretleri, Hariciye Müsteşarı Utufetlü Reşat Hikmet Beyefendi hazretleri, Erkán-i Harbiye-i Umumiye Kaymakamlarından Sadullah Beyefendi arasında kararlastırılıp akdolunan mütareke seraiti…”

Bu arada ortaokul ve lise tarih derslerinde de öğrendiğimiz gibi Mondros, İngiliz hakimiyetindeki Limni Adası’nın limanının adıydı. Antlaşma bu limana demirli halde bulunan Agamemnon zırhlısında imzalandı. Rauf Orbay ise anılarında -sanırım serbest çağrışım yaparak- bu gemiden Ağamemnun olarak bahsetmiştir. Bu geminin daha önceki görevi de, 1915 yılında Çanakkale’de Osmanlı tabyalarını bombalamaktır.

agamemnon mondros Fasulyeden

Agamennon için parantez açalım. Agamemnon Yunan mitolojisinin önemli isimlerinden bir tanesi. Sparta Kralı Menelaos’un büyük kardeşi olan Agamemnon, Miken Kralı. Truva (Troy) savaşında da ismine rastladığımız kral, orduları bu savaşa götüren komutan olarak karşımıza çıkıyor. İlyeda Destanı’nda oldukça eli kanlı bir kral olarak adı geçen Agamennon savaşcı kimliğine rağmen savaşta, kılıçla, düşmanlarınca değil; yatak odasında, zehirlenerek, karısınca öldürülüyor.

Ateşkese dönecek olursak, ateşkes 1 Kasım’da geçerli olmak üzere, 30 Ekim 1918 akşamı, yani tam 92 yıl önce bugün imzalandı.

Ateşkesin koşulları neydi, uzun uzun anlatmaya gerek yok. Lisede bol bol ezberlemişizdir. Hatta orijinaline de ilk fırsatta burada yer vereceğim zaten. Lakin burda ilginç bulduğum noktalardan birisi de Osmanlı’yı savaşa sokan Yavuz yani Goeben zırhlısının durumu. Bilindiği gibi Yavuz, aslında Almanların gemisi. Kolpadan Osmanlı bayrağı çekilip, liman liman bombalama yapmasına, adının Yavuz olarak değiştirilmesine rağmen tüm mürettebatı ve komutanı da Alman. İngilizler Yavuz’un tekrar Almanların eline geçmemesi için Osmanlı’ya gemiyi Haliç’e hapsetmeleri yönünde baskı yapıyorlar. Bu durum 6. maddede şu cümlelerle karara bağlanıyor: “Osmanlı kara sularında zabıta ve buna mümasil hususat icin istihdam edilecek sefain-i sagire müstesna olmak üzere Osmanlı sularında veya Devlet-i Aliye tarafından işgal edilen sularda bulunan káffe-i sefain-i harbiye teslim olunup gösterilecek Osmanlı liman veya limanlarında mevkuf bulundurulacaktır.”  Nasıl olduğundan tam emin olmamakla birlikte gemiyi Osmanlılar ele geçiriyorlar. Alman mürettebat mukavemet gösteriyor mu, yoksa paşa paşa teslim mi ediyorlar bilmiyorum. Bunu araştırmak lazım.

Ateşkesin diğer ilginç bir boyutu ise, imzaların ardından kamuoyunda o beklenen dirençle karşılanmaması. Ateşkes fiilen tüm toprakların işgali ve hatta Osmanlı Devleti’nin fiilen sona ermesi manasına gelse de milliyetçi küçük bir topluluk dışında, İstanbul’da genel hava başkentin işgalden kurtulduğu görüşü ile gayet olumlu. Bu bile tek başına Osmanlı’nın, Osmanlıcılığın neden İstanbul’dan öteye gidemediğinin kanıtı sanki.

Ve bu noktada, çok büyük yaralar alındığını kabul etseler de, Al-i Osman’ın son bulmaması nedeniyle ateşkesin başarıyla tamamlandığını düşünenler de yok değil.

Misal 1 Kasım tarihli Minber Gazetesi Kemal Paşa’nın da görüşlerine yer verdiği anasayfasında “Bir devletin küçülmüş bile olsa herhalde bir siyasi mevcudiyet ve milli birlik muhafaza ederek böyle bir badireden kurtulabilmiş olması en büyük siyasi başarı sayılmalıdır.” cümleleriyle ateşkesi başarılı bulan yorumlara yer verilmektedir.

İleride de TBMM hükümetine başkanlık yapacak olan Fethi Okyar ise aynı tarihli gazetede “Cihan Harbi henüz her tarafta bitmemiştir. Ne zaman sona ereceği de katiyetle hesap ve tahmin edilemez. Anlaşma koşullarının ağırlığı bundan ileri gelmiştir. Dünya durumunun fevkaladeliği karşısında İtilaf devletleri tarafından konulan bu kayıtların, bu anlaşma maddelerinin devamı olamaz. Sulh zamanına kadar alınmasına lüzum görülmüş geçici ve ihtiyati tedbirler kabilindendir” demektedir.

Antlaşma Türk Kurtuluş Savaşı’na da şekil vermesi açısından son derece önemlidir. Örneğin Kurtuluş Savaşı’nın manifestosu sayılan Misak-i Milli beyannamesinin birinci maddesi “30 Ekim 1918 tarihli anlaşmanın çizdiği hudutlar dahilinde, dinen, ırkan ve emelen müttehit Osmanlı İslam ekseriyetiyle meskûn bulunan aksamın tamamı, fiilen ve hükmen gayrı kabil-i tecezzi bir küldür” demektedir. Bölünmez bütünlük kavramı ısrarla vurgulanırken Mondros’a atıfta bulunması önemlidir.

91 önce bugün, Limni adasında, Mondros Limanı’na demirli Agamennon zırhlısında bir ulusun kaderi çizildi. Bir daha o günleri yaşamamak, bir daha Mustafa Kemal ve kurmayları gibi kahraman insanlara ihtiyaç duymamak dileğiyle diyelim…

Bir başka “Tarihte Bugün” yazısında görüşmek üzere…

dea

Yazan

561 yazi

2004'ten beri FasulyedenKom sitesinde "dahi anlamında dea" olarak çalışıyor. Likya yörüğü.