Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Yapılacaklar listesi

Çok duyduğumuz bir laf var hani, "Bu memlekete demokrasi fazla gelir arkadaş! " şeklinde. Bazen öyle anlar geliyor ki, şu lafın doğru olduğuna inanasım geliyor. Bazı şeyleri zorla yasaklamak gerekiyor bu memlekette, itirazlara aldırmadan, örneğin ben kendime şöyle bir liste yaptım. Ben bu ülkeye padişah falan olsam, ilk işim aşağıdakileri gerçekleştirmek olurdu:

Der-i Aliyye Günlüğü vol.1

Epey yorucu ve kısmi hayal kırıklıkları ile bezeli bir günün ardından insanı yorması kaçınılmaz olan en önemli şeyin Mecidiyeköy'den Yenibosna'ya İETT otobüsü ile gitmek olduğunu anladım sayın okuyucu. Yüzlerce kişilik yolcu kuyruğunun en arkasında kendime bir yer bulmuş, sıradaki otobüsün klimalı yeni otobüslerden olması için dua ederken, yapabileceğim tek şey "Allahım neydi günahım, Neden geldim İstanbul'a, Ben köyümü özledim" tadında şarkılar, türküler ile İstanbul'un kalabalık hüznüne dalmaktı. Daldım.

Top hala yuvarlak mı?

Mahalledeki abilerimizin, bizim topumuzla oynadığı ve o top sayesinde kendimize kadroda "fasülyeden" de olsa yer bulmamızla sevdiğimiz futbolun geldiği noktada milyonlarca dolarla, milyarlık kombinelerle, her sene yenilenen cicili bicili orijinal formalarla anılmasından rahatsız olmakla beraber, varolan düzenin bir parçası olmaktan da geri duramıyoruz. Geri durmaya çalışanlara bir kulak kabartmakta fayda var diye düşünüyorsanız İletişim Yayınevi'nin düzenlediği sohbetlerde yer almanız yeşil çimin kokusunu içinize çekmek için yeterli olacaktır.

Kocaelispor’un yeni başkanı: Taraftar

Kocaelispor taraftarları, gönül verdikleri kulüplerinin kongresinde başkanlık için aday olan isimlerin projelerini beğenmeyince kendi listeleri ile seçime girdiler ve yönetimi ele geçirdiler. Kocaelispor'un yeni başkanı seçilen KOSTAD (Kocaelispor Taraftarlar Derneği) Başkanı Cemal Derya, amaçlarının tüm şehirde ve belediyede Kocaelisporluluk ruhunu canlandırıp görevi bu işin ehli isimlere bırakmak olduğunu söyledi.

Boş kağıt verme sanatı

Üniversite sıralarından geçmiş veya geçmekte olan önemli bir çoğunluğun en az bir kere tattığını tahmin ettiğim "Boş kâğıt verme" sanatını icra etmenin inceliklerinden bahsetmeden önce, bu eylemin sanıldığı kadar kolay, basit ve şımarıkça olmadığını vurgulamak isterim. Hemen babam gibi "yok öyle bir şey işin ne lan otur çalış" diyenlerin kalbini kırarım. Tamam, belki bu işi adet hale getirdiğimden biraz içimi rahatlatmak ve kendimi kandırmak için başka yerlere bok atıyorum ama iki dakka dinleyin işte...

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?