Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Bir Facebook Yazısı Daha

Geçen sene yazdığım facebook yazısından sonra bir facebook yazısı daha göndermeye karar verdim. Normalde "facebook yazısı" mavi renkli olurdu ve o yazıya link verirdi ama vermiyorum çünkü sağ üstte arama kutusu var, oraya facebook yazıp arayın. Bunu neden yapıyorum çünkü dea uğraşmış, arama kutusu yapmış, muhtemelen site istatistiklerini incelerken kim ne için kullanmış diye bakıyor, görüyor ki kutu haftada olsa olsa dört beş kere kullanılmış, sonra hüzünleniyor, kafasını öne eğiyor ve hayatı sorgulayıp günü bir gotik gibi geçiriyor. Neyse, kısaca şunu demek istiyorum o yazıyı merak eden yazıp arasın.

Altın Gününde Dünya’yı Kurtarmak

"Abi şu herifler de sabah akşam yatıp ne para kazanıyor" geyiğini yapmadım diyen varsa bir adım önce çıksın iki tokat atayım, çünkü bu geyiği yapmayan bir insan evladı olduğuna inanmıyorum. Denetçi olur, futbolcu olur, köşe yazarı olur, Ahmet Çakar olur, başka bir şey de olur fakat bunlardan bir tanesi mutlaka bu geyiğin kurbanı olmuştur. Aslında birazdan bahsedeceğim mesleği düşününce "bu adamların aldığı her kuruş helal olsun abi, çok çalışıyorlar" diyeceksiniz.

God save the Queen

Majestelerinin ülkemizi ziyaret ettiği şu günlerde böyle bir yazı yazmak farz oldu. Aslında Kraliçelik fazlaca sembolik bir görev olduğundan ülkemize yaptığı ziyaret de politik değil magazinsel boyutuyla (politik magazin diyelim, en bayağı tabloid gazetesi bile kraliçenin çıplak fotoğrafları için tıklayınız gazeteciliği yapamaz heralde, yemez!) ilgi çekmekte. Ziyaretle ilgili satırları süsleyen haberler Cumhurbaşkanının giyeceği kıyafetin rengi, kraliçenin elinin nasıl sıkılacağı gibi ilgi çekici konulara odaklanmış durumdaydı. Böyle kavramlara çok da alışık olmadığımız bu yazının garip başlığından ve giriş kelimelerinden belli. God Save the Queen'i tercüme edince "Tanrı Kraliçeyi Korusun", "Her Majesty"i tercüme edince "Majesteleri" gibi güdük çeviriler yapıyoruz çünkü hakikaten anlamıyoruz bunları.

Başka bir pencereden türban meselesi

dea tarafından kaleme alınan bir önceki yazı sonrası yorumlar aracılığıyla yapılan tartışmaya katılmak yerine yeni bir yazı yazmamın sebebi bu yazıda olayın başka yönlerine de değinecek olmam ve yorum olmak için fazlaca uzun olması. Türban meselesinin dini, sosyal, siyasi, hukuki ve hatta ekonomik boyutları bile var. dea, yazısında meseleyi özellikle dini ve sosyal boyutu ile ele almış, ben de şu ana kadar yapılan eleştirileri tenkit edip, şu sıralar yapılmak istenen değişikliklere de değinerek sorunun diğer yönlerine bakacağım.

Daha kaç kişiyi feda edelim?

19 Ocak'ta Hrant Dink'i seven, sevmeyen; ölümünden önce bilen, bilmeyen insanlar toplanacak ve hepimiz kardeşiz diye haykırmak için hepsi Ermeni olacak. Böyle bir günde az bilinen bir olayı anımsamakta fayda var. Kardeşçe, nefret etmeden, birlikte yaşamanın mümkün olduğunu hatırlamak için daha uygun bir gün olamaz.

Hay sizin sigaranıza…

Hep olumsuzluklar da olmuyor yahu memlekette. Geçen hafta meclisten çıkan bir yasa var ki, Cumhuriyet'in ilk yıllarında kadına seçme ve seçilme hakkını veren ülkemizde uygulanabilirse benzer yasa gibi bir övünç kaynağı olacak. Bahsettiğim yasa sigara yasağı olarak bilinen ve halka açık kapalı alanlarda sigara içilmesini kayıtsız şartsız yasaklayan yasa. 20 sene öncesinde duman altı otobüslerde şehirler arası yolları kateden halkımız önce "Yok bu yasa uygulanamaz!" diyecek, böyle umacak. Philip Morris yetkilileri 3 ay önce savurdukları tehditlerin işe yaramadığını görüp daha da delirecek, kalemşörlerine sigara yasağının baskıcı ve faşizan bir yöntem olduğunu savunduracak, ama Türkiye nasıl otobüslerde sigara içme iğrençliğinden vazgeçtiyse, lokantada, birahanede içme iğrençliğinden de vazgeçecek.

Facebook üzerine dakikada 4 geyik

En başta belirtmekte fayda var, bu yazının amacı facebook iyidir veya kötüdür demek değildir. Facebook'a giydiren bir yazı buldum, bunu süperwallda forward ederim karizma yaparım umuduyla okuyan varsa hayal kırıklığına uğrayacaktır. Yazı, kısıtlı imkanlarına rağmen internet hadisesini başka boyutlara taşıyan ülkemiz gençliğinin bu siteye ilgisi sonucu facebook'un bir çılgınlık halini alması ve necip Türk basınının her popüler olaya olduğu gibi buna da cahil yaklaşımı neticesinde kaleme alınmıştır. Yapılan değerlendirmeler resmi kaynaklardan gelen verilerle değil tamamen kişisel tecrübe sonucudur.

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?