Az sakin olun

Gündemlerimizin ne kadar değişken olduğu konusunda hemfikiriz sanırım. Çoğu şey de istediğimiz gibi gitmiyor.

Soma faciasını yaşadık, unutmamak lazım.

Fenerbahçe; son 10 yılda bir klüp bu kadar sarsılabilirdi. Başkanı tarafından bir grup taraftara şampiyonluk kutlamasında siktir çekilmesi bile artık krizlere alıştığının göstergesiydi. Unutmamak lazım.

Erdoğan coştukça coştu. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de tansiyonu hiç düşürmeyecek belli. Unutmamak lazım.

Okmeydanı karışık, unutmamak lazım.

Geziyi asla unutmamak lazım.

Daha dün deprem oldu, unutmamak lazım. Daha Fazlasını Oku

Şişko Patates, Yarım Kilo Domates

Lise zamanlarımda kaburgalarımın tek tek sayıldığı bir fani iken, tartının üstüne çıktığımda 3 haneli rakamlara ramak kaldığını görünce kararımı verdim. Artık kilo vermenin zamanı geldi. Şişman ve kilolu esprilerine “kemiklerim iri oğlum” kontrası ile cevap vermekten sıkıldım. Zaten o espri de Tosun’dan çalıntı. İnsanın kendi ile barışık olması da bir yere kadar arkadaş. Hep bu Tosun’un yüzünden.

Böyle bir hevesle başlayıp sıkıldığım çok şey oldu. Dört defa İngilizce kursuna başlayıp –şu yazıyı yazarken 3 idi 4’e tamamladım-, dördünü de yarıda bırakıp, başlangıç seviyesini geçememiş biriyim. Aynı başarısızlığımı 2 kez fitness-body salonlarında, 1 kez de tekvando kursunda da tekrarladığımı söylemeliyim. Ama artık böyle olmayacak. Bu devran son bulacak, hedefim 10-15 kilo arası. Tabii gönül ister ki dilim dilim baklavaları dizelim ama onun için de ciddi bir mesai harcamak lazım. Şimdilik göbeğimizdeki baklava tepsisini kaldıralım kâfi. Bu baklava muhabbeti de Tosun’dan çalıntı. Özledim şişkoyu. Bak şimdi aklıma geldi başkalarına şişko demeyi de özlemişim. Daha Fazlasını Oku

Seni Yeneceğim Cevahir!

Ey ahali bu para düzeni, bu AVM sistemi dağ gibi delikanlıyı nasıl muma çevirir, nasıl yolar onu anlatacağım sizlere.

Bilen bilir resmi kıyafetlere meraklı değilim ama iş yerinde takım elbise giymem gerekli. Hepi topu 3 adet takımım olduğundan, dönüşümlü olarak kirlilik oranına göre giyiyordum. Baktım resmen yürüyen mikroba dönüşüyor takım elbiseler, bir kuru temizlemeye vereyim de kirlerinden arınsın dedim. Zaten ne olacak ki? Tanesini en fazla 5–10 liradan hallederim diyerek Cevahir’in içindeki DRY kuru temizlemenin yolunu tuttum.

Kibar bir hatun karşıladı sağ olsun. 3 takım elbiseyi verirken bir özen, bir nezaket değme gitsin. Sanırsın “Barney Stinson” takım elbisesini getirmiş. Ben de o göt kalkıklığıyla orası böyle leke var, şurada şöyle leke var diyerek fotoğraf albümü sergilercesine lekelerin tarihçelerinden bahsediyorum. Benim getirdiğim askıları iade etti. Poşete koydu. 3 askı kar ettim diye sevindim çocukça. Parasını kredi kartı ile ödeyeyim de kurtulayım diye hatuna uzattığım anda hatun 57 TL ücreti söyleyince bir şeyler boğazıma düğümlendi resmen. Ben daha hık mık diyemeden cart diye de çekti. O hırsla birden içimdeki canavarı serbest bırakarak “Bak yarın geliyorum. Benim için bu takımların manevi değeri çok büyük. En ufak zarar gelirse maddi manevi tazminat davası açar sürüm sürüm süründürürüm” diyerek çirkinleştim. Hatta ertesi gün öğlen Mecidiyeköy’de bulunmama hiçbir ihtimal yokken “Yarın saat tam 12 de gelir alırım 1 dakika bekleyemem en ufak aksilik istemiyorum” dedim. O sırada işaret parmağımı istemsiz olarak salladığımı fark ettim. Sağ avucumu yumruk yapıp, sol göğsüme iki kez vurduktan sonra işaret ve orta parmağımla gözlerim üzerinde hareketi yaparak hatunun şaşkın bakışları arasında oradan uzaklaştım. Bu aptalca çıkış benim ciğerimi soğuttu mu? Tabi ki hayır. Tuvaletlerin köşesinde gözyaşlarımı kimseye göstermeden biraz ağladıktan sonra “Lan ne kadar limitim kaldı acaba?” sorusuna cevap almak için ATM’lerin yolunu tuttum.

ATM’lere doğru, sümüklerimi genzime çeke çeke yürürken, bir otomobil firmasının düzenlediği çekiliş için milletin kuyruk olduğunu gördüm. Marka söylerdim ama başka bir otomobil firmasında çalışıyorum, neden rakibin reklâmını yapayım değil mi? Baktım 100 TL harcayan çekilişe katılabiliyor. Zaten anneler günü yakın, bari ufaktan bir hediye alırım, hem de çekilişe katılırım diyerek –nedenini sormayın hiçbir fikrim yok- Koçtaş’a girdim. Bir de ne göreyim, şirkete uzun zamandır almak istediğimiz şarjlı matkap 60 TL. Müdüre telefon açtım. “Kemal’ciğim iyiymiş fiyatı, iki adet alalım” dedi. Telefonu kapattım. Hemen çözümleme yaptım. “Çetin nasıl olacak bu iş?” “Başkanım iki karttan ayrı ayrı çekersek olayı çözeriz.” Aldım 2 adet matkap, geçtim yazarkasa kuyruğuna. Önümde bir aile var. Muhabbet ediyorlar. İster istemez kulak misafiriyim. Aile ufak bir paspas almaya girmiş, beş teneke boya ile yazarkasa da bulmuşlar kendilerini. Lan ne saflar var diyorum içimden. (Öküz sen önce aynaya bak)

Adamın ödemesi gereken tutar 178 TL. Kart ile ödeyecek. 178 çekti olmadı, 170 çekti olmadı, 150 çekti olmadı, 44 bonus parası varmış, 134 çektiler olmadı, 100 çektiler olmadı 50 çektiler olmadı, olmadı, olmadı. Matkaplar ağırlaşa ağırlaşa 150 kilo oldu resmen. Sonra adam nakiti verdi geçti. Amca sana sadece şunu söylüyorum, hanımına, çocuğuna dua et. Yoksa matkap ile deldiydim seni. Gözümden çıkan kıvılcımı kasiyer kız fark etmiş olacak ki; resmen göz kapaklarını kullanacak mors alfabesi ile “Farkındayım sinirlendiniz, kusura bakmayın sakin olun” yazdı.

Son durum. 57 + 120 = 177 İçimdeki Çetin durdu mu? Tabi ki durmadı. “Başkanım zaten olan oldu, son bir alış-veriş ile çekiliş sayısını iki yapalım.” “Bravo Çetin”

Girdim Migros’a. Hazır pizza, Traş kolonyası, diş macunu, kaşar peyniri aldım. Bir yandan da oğlum az kaldı sabret diyorum. Yanlış bir hesapla 47 liralık alış veriş yapmışım. Cebimde ki son 50 TL’yi de Migros’a kaptırdım.

Girdim çekilişe katılım kuyruğuna, önümde 15 kişi var. 15 dakika falan bekledim. İlerleme yok. En öndeki abla nasıl bir alışveriş yapmışsa boyum kadar fişleri dizdikçe çekilişe katılım formu çıkıyor yazıcıdan. Arkamdaki biriken 5–6 kişiye bakarak kendime moral pompalıyorum. Formları düzenleyen abla tiz bir sesle höykürmeye çalıştı. “Kusura bakmayın saat 22.00 da mağaza kapanıyor, bu beyefendiden sonra son.” Bahsettiği beyefendi 2. sırada duruyor. Nasıl lan? Ne demek son? 3–5 saniye süren aptallıktan sonra bir çeviklikle en öne zıpladım. Matkapların fişini göstererek “Yarın bu fişi şirkete vereceğim. Fotokopi çeksek olur mu?” dedim. Kaşesini bastı, üstüne notunu aldı. “Yarın bununla gelin yardımcı olurum” dedi. Ayrılıyorum ama burnumdan soluyorum. Kuyruktan şaşkınlığını atamamış bir eleman bana “kaşeletmek mi gerekiyor fişleri?” diye sordu. İçimdeki canavarı tekrar serbest bıraktım. “Evet, kaşeletmeniz lazım, yoksa fişleri yarın kullanamazsınız” diyerek hızlı adımlarla uzaklaştım. Bunu duyan 20 kişi, hatunun başına akbaba gibi üşüştü. Arkadan gelen sesleri özetleyeyim.

“Bunu da kaşeleyin”, “bunu da kaşeler misiniz”, “gerek yok kaşeye”, “bunu da kaşeleyiver hanım kızım ne olur ne olmaz”, “bir şey olmaz teyze beyefendinin ki özel bir durum”, “ya sen olmazsan yarın”, “buna da kaşe”, “buna da kaşe”

O an ki uzaklaşma mizansenini gözünüzde canlandırmak için biraz tarif edeyim. Arkada kargaşa çıkmış ben koşuyorum. Bir elde kuru temizleme poşeti içinde askılar, ve bir adet matkap, diğer elde diğer matkap ve migros poşeti, poşetleri burgu yaptıra yaptıra, Şener şen gibi kahkaha ata ata koşuyorum. Aptal avuntusu işte.

Kuru temizlemeye vereceğim 25–30 liranın hesabını yaparken, 224 lira harcayarak çıktım Cevahir’den. Hele o araba çıkmasın. Bitiririm seni Cevahir. O kadar diyorum sana.

Bu arada “Barney Stinson” ve takım elbise demişken bu klipte benden hediye olsun.

Barney Stinson – Nothing Suits Me Like A Suit from Bono van den Hork on Vimeo.

Kanadanın dikmeni, gidersem öpsünler beni!

Ülkenin “siyaset mi hukuku döver, hukuk mu siyaseti?” tartışmalarına kanalize olduğu şu günlerde, naçizane bendeniz de gündemimizi biraz değiştireyim istedim. Zaten bu siteye siyasi içerikli bir yazı yazsam ne olur tahmin etmek bile istemiyorum. Yazılara yorum kanalıyla laf sokuşturmak daha çok işime geliyor sanırım.

Konumuz Vancouver kentinde düzenlenen kış olimpiyatları. 5-6 Oyuncu ile katılmışız. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) başkanı Togay Bayatlı “Komite olarak müthiş destek olacağız, 4 sene sonra daha fazla sporcu ile katılım olacak” falan demiş. Doğrudur yapar. Togay Bayatlı’nın bir işi daha var komite başkanı olarak, o da bizim Eurovizyon hikayesine dönen olimpiyatları Türkiye’ye getirmesi. Bu işlerden pek anlamam ama kulis mulis dönüyordur herhalde, e malum kış olimpiyatlarının yapıldığı yerde de illa muhabbet edilesi 3-5 adam vardır. Komple bu kulis işini geçtim. Netice de sporcun katılmış oraya gidip destek olman gerekir değil mi? TMOK başkanı dellez olsa “Kanka karda kışta ne işimiz var, s.ktiret soğuktur şimdi oralar.” der, onun yardımcısı da ben olsam “kanka o zaman sıcak denizlere geçelim,mohitoları çekelim” derim. Hah işte adam da aynen böyle düşünmüş.

Şimdi adamın ciddi bir işi vardır. Bağlantılarını kovalıyordur falan orasını ayrı tutuyorum. Netice de bir basın toplantısı düzenleyip, cüzdanı çıkarıp sallayarak “para mı alıyoz ulan biz” diye höykürebilir de. Ama hacı ayarlanır be o iş-güç. Sonuçta ne zaman, nerede, hangi tarihlerde yapılacağı yıllar önceden belli olan bir şey.

Bir detay daha. Haberin kendisini ayrıca tebrik ediyorum etmesine de. Bu fotoğraf fotomontaj ise -ki ben çok anlamam ama öyle gözüküyor-  Havaii denince akla nedense bu çiçekten yapma çelenkler ve abik desenli uzun gömlekler gelir ve montaj buna göre düzenlenmiş. Montaj yapmaya karar verilmiş ise ve ironiye bağlamak istiyorsam konuyu -ki fotoğraf der ki millet olimpiyatlar da ben her gece barda- ben olsam sörf yaparken yaparım ki adamın sporla bir ilişkisini kurardım. İroninin kralı olsun.

Not:Yazı yazarken şöyle bir uyarı notu vardı. Günahı benden gitsin. WordPress 2.9.2 sürümü çıkmış! Lütfen site yöneticisine haber verin.

Kendime Yeni Bir Ben Lazım

Bu şarkı “yeni bir aşk” kısmı hariç bana ve bütün ihtiyacı olanlara gelsin.

Bu sene iyi geçmedi söylemem lazım
Kader beni seçmedi ama görmemem lazım
Belki birden bire yeniden başlamam gerek
Eskiden taptığımı bugün taşlamam gerek

Yeni bir aşk yeni bir iş
Yine gülecek bir neden lazım
Yeni bir haber yeni bir kader
Bunlar için bana şans lazım

Yeni bir duruş yeni dokunuş
Tek tek keşfetmem lazım
Yeni bir hayat gerisi bayat
Kendime yeni bir ben lazım

Günler güzel geçmedi unutmam lazım
Asıp yüzümü kalmışım azcık kırtmam lazım
Hep içime atmışım anlatmam gerek
Hepsini bir kazana atıp toptan kaynatmam gerek

Metrobüs Kazası

Dün metrobüs ile Mecidiyeköy istikametine gidiyorum. Körüklü otobüste, tam körüğün yanındaki koltuklarda, gidişin tersine doğru sağ tarafta oturuyordum. Çağlayan durağına kadar girmek üzereydik ki önce acı bir fren koydu metrobüs, ardından kornaya bastı, dedim “werdure sıkı tutun oğlum giriyoruz bir yere”. Çat diye bir ses duydum, Ardından bir şeyi ezdik. Çığlıklar falan basıldı ön taraftan. Metrobüs durdu. Sağ tarafıma baktığımda yerde yatan adamı gördüm. Düşünün adama çarptık adam körüklerin yanında iken durabildi otobüs. Başından feci şekilde kanlar geliyor. Hemen fırladım ön kapıya doğru şöför şaşkınlıktan bana açıklama yapıyor. “Önüme birden çıktı” falan. Dedim ki boşver şimdi kapıyı aç. Daha Fazlasını Oku