Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Fenaladım

Büyü biraz diyor ‘O'. Halbuki gayet makul ve belli bir yaş seviyesini geçmiş insanlara hitap eden bir teklif bence. Yazın cayır cayır olduğu günler. Duyuyoruz dost meclislerinde, kafasını denk getiren, Tarabya sahilinde elinde birası inceden balık tutma muhabbetine girmekte. Ulan ne de severim bu ambiyansı. Hemen atağa kalkıyorum. Msn'de, telefonda artık kimi nerede sıkıştırırsam. Toparlıyorum cemaati. Bu trafik esnasında denk geliyor ‘O' na da soruyorum gidelim mi diye? Büyü biraz diyor. Bir mekanda oturalım da içelim. İşinde gücünde adamlarız artık. Cümlenin sonundaki "artık"ın peşine adımı vurgulaya vurgulaya ekliyor bir de haspam. Adam?!

Bilderberg tesadüfleri

“Tesadüf, şans, kısmet, yapacak bir şey yok” Bu kelimeler hayatın her alanında kulandığımız -özellikle son dönemlerde çok sık-, anlamını derinleştirmeden, sorgulamadan bazı olayları açıklamaya çalıştığımız zamanlara aittir. Acaba gerçekten insanoğlu çaresiz midir yoksa çaresiz mi bırakılmıştır? Uyutulan, kandırılan, tepkisizliğe alıştırılan toplumlara, çare diye sunulanlar nedense hep mistik öğeler olmuştur. İlahi kader, takdir-i ilahi, bu dünyanın bir de öte tarafı var gibi. Mehmet Akif Ersoy da en çok “sabır ve katlanmak” arasındaki farka dikkat çekmiştir. Acaba gerçekte varolan öğreti, dünya üzerinde süregelen haksızlıklara, zulümlere başkaldırmak yerine “bunları sineye çekip yapacak bir şey yok demekten mi ibarettir; yoksa hayır sen bunlarla mücadele edeceksin, mücadele etmezsen gerçek bir iman eden olamazsından mı ileri gelir?

Kapitalizm nereye koşuyor?

1970'li yıllarda yaşadığı petrol krizini finans sektörünü yaratarak aştığını sanan, krizlerin faturasını her zaman olduğu gibi emekçiye yükleyen, emeğin değerini hiçe sayan kapital anlayış üzerinden 40 yıl geçmeden yine çok büyük bir krizle karşı karşıya. Petrol fiyatlarındaki artışla başlayan sancılı dönem son günlerde pirinç fiyatlarındaki inanılmaz yükselişle önüne geçilemez bir hal aldı. Hatırlayacağımız üzere ABD Irak'a demokrasi getirmeden önce petrolün varil fiyatı 56 dolar iken şimdilerde 114 dolar sınırlarında.

Götü tutuşasıcalar!

Geçen gün, sabah 7.30 civarı Mecidiyeköy'de servise yetişmek için uyku sersemi seri adımlarla yürürken, yolun karşısına geçmek için bir kırmızı ışıkta durdum. Bir an önce ışık yeşile dönsün de artık karşıya geçeyim diye beklerken, yolun tam karşısındaki reklam panolarına gözüm takıldı. Uzaktan bir şeyler seçiyorum, ama herhalde uykunun mahmurluğundan olsa gerek yanlış görüyorumdur diye düşündüm. Artık yeşil ışığı daha bir sabırsızca bekleyip, bir an önce karşıya geçeyim de ne olduğunu tam olarak göreyim diyordum içimden.

SA’nata SA’ygı *

Efendim bu olayın kahramanları TeknoSA ve Akbank. TeknoSA, Taksim'deki mekanından pek fazla hazzetmemiş olacak ki Akbank Kültür ve Sanat Merkezi'nin alt katına konuşlanmayı uygun görmüş. Malum burası daha bi' ayak üstü, daha bi' "fast food". TeknoSA, son iki harfinden de anlaşılacağı üzere sanatın ve sanatçının dostu Sabancı ailesinin bir ferdi. Yalnız bu fert biraz cabbar cevval, çünkü dur durak bilmeden her yerde kendini göstermeye meyilli bir profil çiziyor. Ama gel gelelim Sabancı ailesinin imajını zedelemekten geri kalmıyor, çünkü Sabancı ailesi bugüne bugün "Picasso" ile şimdilerde "Rodin" ile sanata verdiği değeri cümle aleme göstermiştir (!) Bi' yandan "Rodin"le millete sanat aşılarmış gibi yap, öte yandan sanat merkezlerini yok et. İmajın her şey olduğu bu devirde, Allah'ı para olanların SAnata SAygı'sı ancak bu kadar oluyor ne yazık ki.

Barça kalbini mi kaybediyor?

Daha küçücük çocukken forma reklamı almayışını ve bunun nedenini öğrendiğimde sempati besledim Barcelona'ya.. Teneffüs aralarında oluşturulan futbol eksenli kürsülerde de hep bu özelliği ile gurur duyduğum Barça'yı tartıştım okul arkadaşlarımla.. Başarıdan başarıya koşan kanlı Madrid'e karşı hemde.. Kalbini Katalan halkı için boş bırakan, reklam almayan Barcelona kulübü şimdilerde endüstriyel futbolla olan savaşını kaybetmek üzere..

Amerika: Ne güzel bir ülke ismi

Ne zaman birşeyler yazmaya otursam klavyenin başına Küfrü basasım gelir Amerikan orospu çocuklarına... Pardon kendimi tutamiyorum siire bayiliyorum.. Ne zaman birseyler yazmaya otursam klavyenim basina hep olumsuzluklarla dolu bir dünya takilir kalir aklima. Paranoyak oluyorum; yagmurun yagmasi; benim günümün kötü geçmesi ve küresellesme hakkinda öyle bir baglanti kuruyorum ki kendimden süphe eder olur, aynada dakikalarca bakakalirim yüzüme.

Yeni Dünya İmparatorluğu’nun Spartaküs’ü

Roma İmparatorluğunun, kölelerin isyanına önderlik eden bir Spartaküs'ü olmuştur. Türkiye de bu asrın başında Atatürk'ün gerçekleştirdiği Kurtuluş Savaşı zaferleriyle sömürgeciliğin çözülmesi sürecine öncülük etmiş, dolayısıyla sömürge düzeni karşısında Spartaküs rolünü oynamıştır. Şimdi yeni bir imparatorluk dönemi başlatılmak istenmektedir. Bu yeni İmparatorluğun karşısında yeni bir Spartaküs'ün çıkması olasılığı, Yeni Dünya Düzeni egemenlerini düşündürüyor olmalı.

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?