Saçmalamaktayız

Memlekette milyon tane sorun varken, şimdi de buna mı kafayı taktın demeyin rica ediyorum. Söyleyeceklerimi sonuna kadar dinleyin, ondan sonra en azından haklı olduğuma inanacaksınız diye umuyorum.

Şu aralar, bildiğiniz gibi evde aylak aylak yatıyorum. İş yok, işe gitmiyorum. E para da yok, haliyle evden pek dışarı da çıkmıyorum. Çıkıp ne yapacaksın bu soğukta zaten?

Neyse, geçen gün salonda bilgisayarla zaman geçiyorum. Evdeki televizyonda da Yemekteyiz programı açık, arada göz ucuyla da bakıyorum ne olup bittiğine… (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Birbirini Kapsayana Yazıklar Olsun

Takoz Recep pişmanlığı yaşasan kaç yazar o rövaşata ile ağlarımızı salladıktan sonra!

… İşaret parmağımı dudaklarıma götürerek, “Hışşşş,” dedim. Şarkı bitti. Biz taksinin arka kapılarıın aynı anda açıp dışarı çıkarken, İbrahim Kurban başını içeri uzatarak durumu şoföre açıkladı:”Orhan Gencebay çalarken arabadan inilmez kaptan.“…(Dublörün Dilemması)”

Mecidiyeköy metrobüs durağının merdivenlerinden insan seline kendini bırakmış usul usul çıkarken karşılıyor her sabah. Surat aynı yıllardır bildik babacan surat. Her seferinde beynimden vurmasa, görünmeyen sağ elimi göğsüme götürüp, yine görünmeden başımı usulca eğerek “Eyvallah Baba” diyip gideceğim yoluma.

Ama…

Yok mu o ağzından çıkıp reklam panosuna kazınanlar?

Bu vesileyle biz birbirimizi kapsamış oluyoruz.

Bu mudur yılların gönül adamlığının meyvesi? Tamam hatasız kul olmaz, tamam hatalarla sevmeliyiz, bir kez daha ama…

Ya El insaf bırak YK’ların İsmail kapsasın birbirini, bırak Tarkan’ıydı, öte yandan Nihat Doğan’ıydı ne bileyim toprak diye erozyonun ne kadar sürüklediği zerzevat varsa onlar kapsasın birbirlerini. Yanlış anlama derviş ol demiyorum zaten sana. Sen bak yine dalgana, adın borsada spekülatif işlemlerle anılsın, ucube yaratıklarla jüri ol, ama Allah aşkına senin için ya evde yoksa diyelim, bir teselli ver diyelim, musalla taşına öyle gidelim. Liseli günlerde körpe ciğerleri nikotin tanrısına senin nağmelerinle kurban ettik ya, hani ilk lokma bira var ya, hah işte onların hatırına dünyayı bu şekilde batırma.

Fazlasını Oku

Her tür hediye kabulümüzdür

Ne zamandır aklımda ama fırsat bulup yazamadım. Sanıyorum ki Blog Ödülleri 2009 yarışmasıyla birlikte, reklam ajanslarının da bloglara gösterdiği ilginin tavan yapmasından hareketle; FasulyedenKom çeşitli ajansların ürün tanıtım, lansman, davet, yemek gibi aktivitelerine konu olmakta.

Hani şurda hepi topu yazan 3, okuyan 5 kişiyiz. Kitlemiz bir metrobüsü bile dolduramayacak kadar cücükken, bu ilgiye nasıl mazhar olduk emin olmamakla birlikte, ilgi gösteren ajanslara teşekkür ediyoruz.

FasulyedenKom olarak hiçbir zaman ticari ve karşılıklı çıkar ilişkilerin içine girmediğimiz için aslında kim ne göndermiş, nereye çağırmış, kim almış, kim vermiş, kim hani bana hani bana demiş bizi çok ilgilendirmiyor.

Sadece bu mailler, paketler, davetler, lansmanlar… Hepsinin hangi beklentiyle gönderildiğini elbette biliyoruz. Her mail atan ajansa da cevap veriyoruz, istedikleri bilgileri (mail, adres vs.) paylaşıyoruz. Lakin cevap verirken, sitemizde ürünlerini tanıtmayacağımızı, davetlerinden bahsetmeyeceğimizi, bu gerçekler ışığında dilerlerse hediyelerini seve seve kabul edeceğimizi belirtmeden geçmiyoruz.

Buradan da belirtelim; bilinsin, duyrulsun istedim.

Fazlasını Oku

“Sen daha komiksin Nuri”

Turkcell’in 3G reklamları ile ilgili söyleyebileceklerimin bir sınırı var. Ve o sınıra oldukça yakın bir yerlerde duruyorum. Tamam, 3G dediğimiz şey Türkiye için yeni bir teknoloji. Ve cep telefonu ile bütünleşmiş, yekpare olmuş bir toplum olduğumuz göz önüne alınırsa eğer, bu kanaldan sağlam cukka yapılabilir. Haliyle reklamlara abanmanızı, televizyonda, gazetede, dergide, sokakta, sinemada filan gözümüze gözümüze sokmanızı anlayabiliyorum. Keşke reklam bütçeleniz daha da kabarık olsa da daha çok yapsanız. Ne bileyim, bizi uyutmasanız, sadece gözümüze değil, gö.ümüze de soksanız, ebemizi s.kseniz. Hepsine eyvallahımız var. Neticede mobilize bir hayatın orta yerindeyiz toplum olarak, biz bunu istiyoruz, bunun için yaşıyoruz. Belki cep telefonumuzda 3 kontör bile yok ama biz 3G’yi çok seviyoruz. (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Ali Sabancı’nın tarzı

Envai çeşit 3G reklamı ile gece, gündüz demeden hayatımızın, evimizin, ailemizin, mahremimizin orta yerine daldı yine telekomünikasyon sektörü. Türk insanı cep telefonundan arkadaşını arayıp “La Mahmut, aha bu sana girsin” demek için yanıp tutuşuyormuş demek ki. Turkcell’in iğrençlikte Bülent Ersoy ile yarışabilecek düzeydeki Merak Etmiyor musun? reklamlarını geçtim, Vodafone’un Zülfü Livaneli’nin Özgürlük şarkısını jingle seçmesinde kalakaldım. Bu konu ile ilgili 3-5 satırım vardı ama etilen.flagg karalamış, üşendim, gidin oradan okuyun. Madem konu sıkıntısı çekiyoruz, yine Vodafone’un Ali Sabancı’yı konuk ettiği reklam filmiyle ilgili iki satıra ne dersizzzz? (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Mesnetsiz Reklamcılık

Reklamcılık sektörü ile ilgili gereksiz birkaç kelam ettik geçtiğimiz günlerde. “Ne haddinize ulan pezevenkler!” diye sert bir ses suyar gibiyim uzaklardan ama, “sensin lan pezevenk” deme hakkımı saklı tutuyorum. Zira sinirlenince kendimi kaybedebiliyorum, uyandırayım. Evet dostlar, gelelim bu haftaki reklamcılık sektörü konusuna. Çok klişe bir konu olacak ama, reklamcılık sektörü klişelerinden konuşmak niyetindeyim. Nedir bunlar? Şudur, bir kısır döngüye girip, onu bir türlü kıramayan bazı sektörler var. Ne kadar yaratıcı bir ekibe iş verirsen ver, dönüp dolaşıp süper kahraman Mr. Muscle’dan öteye gidemeyen temizlik ürünleri misal. Bu mudur yani, Mr. Muscle? Sözü fazla uzatmadan, mesnetsiz reklamcılık diyerekten, şöyle bir listeleme çabasına gireyim. (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Ofisim var şeker gibin, çalışanım var lokum gibin…

Reklam ajanslarının web sayfalarını gezmeye bayılıyorum. Hele son trendleri “Bir blog açalım, ofis ortamını sitemize koyalım, herkes ne kadar eğlendiğimizi, ne kadar keyif aldığımızı görsün” söz konusu olunca, vazgeçilmez bir tutku halini aldı benim için. Sürekli bakınıyorum. Evet, çalışma ortamları, amaçladıkları ve iddia ettikleri gibi eğlenceli görünüyor. Benim çalıştığım ofisle kıyaslanamayacak kadar özgür, renkli ve ferah… İnsanın da dibi düşüyor haliyle. X kişisinin doğum gününü kutladık diyorlar misal, anam ellerde bira şişeleri, patronla enseye şaplak vaziyetler, kakara kikiri… Muazzam bir coşku. Diyorsun ki içinden “Lan bu adamlar 7/24 makara yapsınlar diye mi maaş alıyorlar, bu nasıl bir meslektir, helolooy ben de reklamcı olacağım.” (daha&helliip;)

Fazlasını Oku