Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Asıl bugün Cumhuriyet kutlu olsun!

Dün 29 Ekim 2008'di. Malumunuz üzre Cumhuriyet'in ilanının, modern Türkiye'nin kuruluşunun 85. yıldönümü ülkem coğrafyasının her bir noktasında öğrencilere şiirler okutarak, oyunlar oynatarak, mülki erkana konuşmalar yaptırarak kutlandı. 15 sene önce ortaokula giden çocuğuna yapacağı konuşmayı yazdıran bir müdür, bugün 16. kez aynı yazıyı bizimle paylaştı. Yazıda değişen tek şey kaçıncı yıl dönümü kutladığımız. "Nice acılar çekerek kurduğumuz bu güzel vataaaann..." ile başlayan konuşmalar "birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde..." ile devam etti, "Bize miras bırakılan bu cennet vatanı korumak, yüceltmek için elimizden gelen herşeyi yapacağız. sözü ile de neticelendi. Keşke imkanımız olsa da açıp, baksak. Herhangi bir okulun müdürü, ilçenin kaymakamı, ilin valisi, garnizon komutanı, neyse ne... Kariyeri boyunca 3, 5, 15, 25 kaç tane konuşma yaptı ise bu amcam, acaba bir tane cümlesinde zeka pırıltısı var mıdır, bir tane klişelere boğulmamış bir paragraf bulabilir misiniz o metinde? Kaç tanesi ortaokulda okuyan çocuğuna yazdırmıştır acaba? Günün özeti ne yazık ki istisnasız bir şekilde, mülki amirinden öğretmenine kadar, her yerde samimiyetsiz bir hamaset; ve buna eşlik eden uykulu gözler, esneyen ağızlar...

Ezberler bozulsun… Mustafa!

Benim için çok önemliydi. Bir filmi daha önce hiç bu kadar merakla beklememiştim. Günler, saatler geçmek bilmedi adeta. Her yerde, her haberde, bir satır da olsa bir şeyler aradım Mustafa ile ilgili. Önce Frankfurt'ta gösterildi, sonra Antalya'da ve geçtiğimiz gece İstanbul'da galası yapıldı. Bugün de gösterime girdi. İlk günden gittik. (1907 sağolsun) Filmle ilgili beklentimi hangi seviyeye indirgeyeceğime bir türlü karar veremedim. O yüzden bu yazının ruhiyatı da aynı şekilde olacaktır. Çünkü kendi bilgi birikimime göre izlersem beklentilerimin çok altında kalacağını zannediyordum. Tabuların yıkılması adına izlersem hangi tabuları yıkacağımızı da açıkçası merak etmekteydim. Hayatının her anı ayrı bir olay olan adamın hayatı iki saatte nasıl verilecekti? Hangi kısımlar eksik kalacak veya üzerine düşülmeyecek, ya da tam tersi üzerinde çok ama çok fazla durulacak ya da her şey sıradanlaştırılıp belli bir sıkışık kompozisyon içinde mi servis edilecekti? Açıkçası kafamda onlarca soru gidip gelmekteydi.

Balık nasıl tutulur? Nasıl tutulmaz?

Kimse yazmayınca, iş yine sitenin en başarısız yazarına, yani bendenize düştü. Antalyalı olmama ve daha ötesi yıllarımı deniz kenarında geçirmeme rağmen bugüne kadar sadece 2 kez balık tutma girişiminde bulundum. İlki yıllar önce Demre sahillerinde misina ile gayet iddiasız bir eylem olarak tezahür etti. Sonuç hüsran... İkincisi bundan, nerden baksan 4-5 sene öncesinde Avcılar sahilinde yaşandı. İlkine nazaran daha ciddi bir girişim olsa da, benim olaydaki yegane rolüm "Oğlum lan olmaz sanki böyle" şeklindeki itirazlarımı 3-5 efes extra ile süslemek oldu. Burda da sonuç hüsran ama ben zaten yedek kulübesindeki gamsız futbolcu rolünden öteye geçmediğim için önümüzdeki maçlara bakma gereği bile duymadım. Aradan geçen bunca zaman sonra, bir pazar günü ATBS kişisinin davetine icap etmek gerekti. Yapacak daha önemli, daha keyifli bir işimin olmamasından ve ismi geçen şahsın Dali organizasyonundaki ısrarcı yapısının yeniden kabusum olmasından çekindiğim için iştirak etmekten başka yapacak bir şey yoktu.

Uzay Mekiği’nin yakıt tankı

Uzay mekiğinin yakıt tankının genişliği neden 1.5 m. dir? ABD’nin uzaya gönderdiği uzay mekiğinin yakıt tanklarının genişliği 4 feet, 8.5 inçtir. (yaklaşık 1,5 m.) Uzay mühendisleri bu tankları genişletmek istemişler, ancak başaramamışlardır. Çünkü bu tanklar fırlatma rampasına trenle gönderilmek zorundadır. Ve söz konusu tren yolu tünellerden geçmektedir. Tünellerin genişliği ise tren raylarının arasındaki genişlik olan 4 feet 8.5 inçten biraz fazladır.

Moleskine fetişizmi

Oldum olası kırtasiye ürünlerine zaafım var. Çocukluğumun en güzel anlarından birisi okulun başlamasına birkaç gün kala dedemle birlikte gittiğimiz kırtasiyede defter, kalem, silgi gibi olmazsa olmazlardan başlayıp çeşit çeşit not defterleri, ilkokul çocuğundan ziyade bir büronun ihtiyaçlarını karşılayacak ıvır zıvırlar, muhakkak bir ece ajanda, sırf sınıf arkadaşlarıma gasp şakası yapabilmek için maket bıçağı gibi birçoğunun o an için lüzumsuz olduğunu bildiğim ürünleri almak için sonsuzmuş gibi gelen kredimi kullanmak. Dede şunu da alalım'lı cümleler ile envai çeşit şey yüklenmek. İnanılmaz bir haz. Şimdilerde de küçük bir kırtasiyeden Office 1 Superstore gibi devasa mağazalara terfii eden, karşı koyulamaz bir keyif.

Hayat adil değil!

Adamın birisi bir gün Süper Loto oynamaya karar veriyor. Hiç oynamadığım için detaylarını bilmiyorum ama, örneğin, Sayısal Loto dediğimiz şey 49 tane sayıdan 6 tanesini karalamak ve o 6 sayının…

By the waters of Babylon

Şarkıyı hepiniz, hepimiz (kardeşiz) cnbc-e'de, olmadı e2'de, en olmadı ntv'de duymuşuzdur. Madmen isimli henüz izlemediğim ama sıkça ismini duyduğum ve bana sıkça önerilen dizinin 6. bölümünün final sahnesinde yer almış. Sonrasında da dizinin reklamı için kullanıldı. Sözlerinden anladığım kadarıyla Sion'dan kovulan Yahudi kabilesine ait bir ağıt. Tabii müziğin yahudisi, müslümanı olmaz düsturu iyi güzel de olabildiğine keyif alma arzusuyla 3-5 gün peşpeşe dinleyince insanın hayatına garip bir ruhanilik katabiliyor. Doz aşımı iyi bir şey değil, tadında bırakmak şartıyla, aşağıdan dinleyebilirsiniz.

Sürrealizm’in ustasıyız…

Bugüne kadar realizmde aradığını bulamamış, dolayısıyla sakin bir liman olarak son çare sürrealizmi seçmiş olan bizler soluğu Sakıp Ağa’nın bahçesinde aldık. Ailesinden birini şipidik terlik ve pijama ikililisiyle bahçede dolaşırken görme korkusu da ürkütüyordu bizi, sonuçta adamın evi ne diyebilirsin ki. Öğrenciliği bitirdiğim halde hala kullandığım pasoyu göstererek 10 milyondan yırtıp 3 milyona sığınmamdı bekli de gerçek sürrealizm ve ben bunun için sergi açmıyordum. Enikonu birini Avcılar’dan, ötekini Başakşehir’den, diğerini Bakırköy’den ve şahsımı Beşiktaş’tan taa Emirgan’da toplayacak kudreti ben zaten ayakta alkışlarım, helal olsun verdiğim bozuk paralar.

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?