Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Gitgel

Tek kelimeli başlıklara daha çok meyilliyim bu aralar, iki kelimeden oluşan başlıklı kitapların daha çok sattığı araştırmasına göz kırpar şekilde. Devamlı bir yanında hangi milletten olduğunu bilmeden bir insanla bira içmek, şakalaşmak, onlara kendi dilinden küfürler öğretmek, sarhoş olup özgüven patlamasıyla yurdunu tanıtmak kulağa hep hoş geliyor. Barcelona’da okuyan arkadaşımın üniversiteden kankasına nerelisin diye sorup -bu örnekte- Slovakya cevabını alınca, hemen o ülkeyle bildiğin ne varsa sıralamak bir nevi bilgi sınaması gibi geliyor. Hostel, Spartak Trnava ve Çekler’i seviyor musunuz değişmez üçlü : )

Pirzola

Bugün bayiden Penguen’le Uykusuz’u alırken epeydir mizah dünyası hakkında kalem oynatmadığımızı farkettim. Kısa kısa, nedir son zamanlardaki düşüncelerimiz bir paylaşayım istedim. Bu yazıda yeni dönem dergilerle alakalı bir şey yok yalnız, o da eksiğimiz olsun. Hatta varsa alıp okuyan, seviniriz yorumlarını dinlemekten.

Alavere Dalavere Şaktar Koydu Werder’e

Yalnız ve güzel şehrimize UEFA finali gelmiş, üstüne de sponsor bileti gelmiş. Daha ne ister bir genç futbolsever? Bira, evet bira. Sözümona, maç biletini gösterene stat etrafındaki Carlsberg standlarında beleş bira veriyorlarmış diye beni kim yediyse yazıklar olsun, ulan gururumla oynadın. Geçen seferki final öncesinde de Liverpoollularla Taksim’de içip sıçıp eğlendiğimizden bu sefer daha tecrübeli ve yılışığız. Bir gece önce Nevizade’de 50 kadar Bremen’liyle takılmıştık ama sönüktü, bunun acısı çıkmalıydı.

Kara Sevda

O kadar tribün peşinde koşturuyoruz, bağırıyoruz, çağırıyoruz. Peki bunları kimin için yapıyoruz? Tamam arma, forma, şan, şeref, renkler için tabii ki, ama saha içinde de etki alanımızda bulunan sporcular var. Somut olarak verdiğimiz desteğin hedefi en nihayetinde onlar. Deplasman yasağının olmadığı her maçta sahadaki her adamın destekçisi var tribünde. Ya kimin yok? Gariban hakemlerin. Bu noktadan sonra olay kopucak, ütopik noktalara kayacak hatırlatayım.

Bobiler’de Lailacılar Fasulyeden’de La ilahe İllallahçılar

Evet, şayet Allah'ın selameti üzerimize olursa bu oylamadan alnımızın akıyla çıkacağımızı düşünüyorum. Niye? Çünkü İslam'ın bütün şartlarını yerine getiren, bununla yetinmeyip kıçıkırık bir oylama için diğer dinlerin de şartlarını yerine getiren gözleri dönmüş bir topluluğuz. Oylama bittikten sonra keşiş olarak hayatımızı geçirebiliriz. Ickisitesi.com, alkoledoyamadim.cjb.net gibi sitelerle ilişki içindeyiz. Bir üyemiz ordan sipariş verdiğinde admin hemen bizim mümine işaret çakıyor. Yediklerimize dikkat eder olduk; brownie'de cheesecake'te bile helal kesim arıyoruz, zemzem suyunda marka seçiyoruz. En büyük rakibimiz olan bobilere kimlerin oy verdiğini de çok iyi biliyoruz. Ip'lerini, youtube'a hangi dns'ten girdiklerini, oynadıklarını oyunların cracklerini çözdük. Velhasıl-ı kelam dersimize iyi çalıştık, geçemesek bile çıkışta hocayı dövmek üzere dahkedeki arkadaşları kiraladık. Blog ödülleri sitesine de iki çift lafımız var, geri dönüşüm kutularından FasulyedenKom oyları çıkmasın lütfen. Kalbinizi kırarız.

Kişisel UNICEF

50 trilyonluk süper loto ikramiyesi için çeşitli hayallere daldım ben de herkes gibi. Hemen seyahatlere çıktık, günlerce sarhoş olduk, onla yattık bunla kalktık, partiler verdik, dünyanın derdi tasasını bir kenara bıraktık, sağımıza solumuza eşimize dostumuza büyük hibeler yaptık, ortak arkadaşlar için bar açtık, orda yıllarca içtik muhabbet ettik, Fener maçından başka maç açmadık, gidenleri geri getiremeyeceğimiz için üzüldük,  çocukları sevindirdik, gelecek nesillerimizi kurtardık. Velhasıl-ı kelam yürüye yürüye şampiyon olduk. Yeri gelmişken söyleyeyim, paragraf başı kavramına ne oldu? Ben artık görmez ve uygulamaz oldum o kuralı. İş yerinde “Gönlümden Kopanlar” başlığı altında herkesten zengin olduğum zaman benden istediklerini not bile aldım ve harfiyen uymak üzere de söz verdim. Sonuçta o parayı tek başına yemek götlüğün eşanlamlısıdır. Peki herkesten farkımız var mı acaba hayallere dalarken diye sorgulamak lazım. Üç aşağı beş yukarı ilk olarak edinilecek şeyler bellidir ama ya zevklerimize harcayacaklarımız ya üreteceğimiz projeler? Genelde merak ettiğim kısım burası oluyor ütopik hayal muhabbetlerinde. Ben de izin verirseniz kendi projemi anlatmak istiyorum sizlere.

Cevapsızlar

"cevapsızlar" diye bi grup kurulsa, arayınca açmadıklarımız... aradıklarında geri dönülmeyenler... dram... trajedi... tek dostları kimkimecell'le dumdumacell olan insanlar... açın beyler telefonlarınızı... "ödemeliler" muamelesi yapmayın cevapsızlara... buna dur diyin...

Sürrealizm’in ustasıyız…

Bugüne kadar realizmde aradığını bulamamış, dolayısıyla sakin bir liman olarak son çare sürrealizmi seçmiş olan bizler soluğu Sakıp Ağa’nın bahçesinde aldık. Ailesinden birini şipidik terlik ve pijama ikililisiyle bahçede dolaşırken görme korkusu da ürkütüyordu bizi, sonuçta adamın evi ne diyebilirsin ki. Öğrenciliği bitirdiğim halde hala kullandığım pasoyu göstererek 10 milyondan yırtıp 3 milyona sığınmamdı bekli de gerçek sürrealizm ve ben bunun için sergi açmıyordum. Enikonu birini Avcılar’dan, ötekini Başakşehir’den, diğerini Bakırköy’den ve şahsımı Beşiktaş’tan taa Emirgan’da toplayacak kudreti ben zaten ayakta alkışlarım, helal olsun verdiğim bozuk paralar.

Denizleraşırı bir hazine: Surinam

Tek kelimeyle fantastik. Ne diyebilirim ki başka. Siz hiç gece eve dönerken yolda koala gördünüz mü? Ya o daha restorana oturur oturmaz yöresel kıyafet giymiş "Chica"ların size ikram ettiği taze papaya likörüne ne demeli. Chica ne derseniz, Güney Amerika'nın geyşası diyebilirim. İnsana verilen saygı kıskanılıcak düzeyde. Sokakta bir gence yol sormak durumunda kaldım çatpat ispanyolcamla, beni arabasına alıp gideceğim yere bıraktı çatpat türkçesiyle. Çok canayakınlar, hatta bazen o kadar canayakınlar ki ellerini cebinize sokmakta beis görmüyorlar. Evet, kapkaç Surinam'ın da kanayan yarası ne yazık ki. Kişi başına düşen gelir sıralamasında sonuncular ama ironik bir şekilde bundan gurur duyuyorlar. Bunu şehrin ana caddelerinde yarı çıplak "Fisca" satmaya çalışan veletlerin suratındaki gülümsemelerden de anlayabiliyoruz. Çatpat diyorum niye gülmek, çatpat diyor yaradan güleni sevmek. Evet, din onlarda da büyük bir olgu.

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?