Ege’de Eşkıyalar -I-

Oğul uşak yetiştirdim on tane
Aldı hepsin bırakmadı bir tane
İkisini verdim Yemen çölüne
Üç tanesi kılınç taktı beline
Üçü düştü zaptiyenin eline
İkisini aldı, bilmem neyledi
Zaman bize bunu böyle eyledi
Ağlamaz da bu gözlerim güler mi?
Acep bize bir gün bir el erer mi?

Osmanlı köylüsü, katmerli bir sömürü düzeni içindedir:
Başta mültezim, zaptiye ve vergi memurunun köylüyü aşırı soyma çabası, sonra da ilkel asker toplama sistemi. İşte, köylünün devletle resmi ilişkide bulunduğu ve karşı karşıya geldiği iki ortam. Osmanlı İmparatorluğu’nda, kuruluşundan Tanzimat dönemine kadar yapılan bütün düzenlemelerin ağırlık noktası askerlikti. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla oluşturulan Nizamiye ordularına asker toplama yöntemi ilkel ve çok sertti.

Islahat fermanı eşitlik vaad ediyor olmasına rağmen Müslümanlar için askerlik yedi yıl olarak belirlenmişti. Ancak gayrimüslimler, eski cizyelerini* yine askerlik hizmetine karşılık ödemeye devam ettiler.

Osmanlı köylüsü askerlikten yılmıştı. Askere gitmemek için elinden geleni yapar ve özellikle dağlık bölgelerde yaşayan ahali asker toplayıcılarını görünce dağlara kaçardı. Şayet yakalanıp askere alınırsa ne yapıp edip bir fırsatını bulup “firari” olurdu. Zenginler rüşvetle ya da başka yollarla askerlikten yakalarını kurtarırdı. Bu yüzden çoğunlukla yoksul halk askere alınırdı. Birçok zengin askerden kaçtığı için yoksul halkın askerlik süresi uzardı. Hatta yeniden askere çağırılanlar bile vardı.

Asker alımındaki bu adaletsiz ve ilkel uygulamaların yanı sıra, silâhaltında bulunanların yaşantıları da tam bir sefaletti. Yerinden yurdundan koparılıp Avrupa’da, Arabistan’da ve Afrika’da kışlalara yerleştirilen bu yoksul insanlar, parasız, pulsuz, elbisesiz, postalsız ve aç bırakılmaktadır. Hummanın, sıtmanın, frenginin yiyip tükettiği aç, üstü başı lime lime zavallı askerler İmparatorluk ordusunun büyük kısmını oluşturmaktaydılar.

Askere alınan gençlerin büyük bir bölümünü de Ege insanı oluştururdu. 19.yüzyıl sonlarında Ege bölgesini gezen ünlü anarşist Elisa Reckis notlarına şöyle yazmıştı : “ …Padişah, imparatorluk halkları arasındaki muvazeneyi** değiştirmek istiyormuş gibi askerlik yükünü Türklere yüklemektedir”.

Osmanlı-Rus Savaşı’nın ağır yenilgisinden sonra Ege bölgesinde temelleri olan eşkıyalığın kökleşmeye başladığını görmekteyiz. Ege dağlarında dolaşan sayısız çetede yer alan eşkıya oluşumlarının büyük çoğunluğunu askerden kaçan Ege gençleri oluşturmaktaydı. Devletin adaletsiz ve ilkel asker toplama yöntemi ve askerlik süresinin belirsizliği gençleri çetelere yönlendiriyordu. 1883’te, Ege dağlarının neredeyse tamamı, eşkıya çetelerinin egemenliğine girmişti ve bu çetelerde dört bini aşkın asker kaçağı “icra-yı şekavet***” yapmaktaydı.

Örneğin, Ege bölgesinin, eşkıyalık tarihi ile özdeşleşen Çakırcalı Mehmet çetesinin gençlerine baktığımızda, asker kaçaklarının çokluğunu görürüz: Çakırcalı’nın en gözde adamlarından olan Kara Ali, Yemen’den kaçmış ve çeteye katılmıştır. Yine bir başka gözde adamı Çoban Mehmet ise babası Yemen’e gidip dönmediği için askerlik yerine çeteyi tercih etmiştir.

* gayrimüslim vergisi
** denge
*** haydutluk, eşkıyalık yapmak
Resim: Çakırcalı Mehmet
Devam edecek…

dea

2004'ten beri FasulyedenKom sitesinde yazıyor. Bekar. Karşı cinse düşkün. Şişman ve çirkin.