Edinburgh Gezi Notlari (Instagram endeksi ile birlikte)

Edinburgh Gezi Notlari (Instagram endeksi ile birlikte)

Iyi bir gezgin degilim, olamadim. Ya da olmadim. Yani, yeni yerleri gezmek, yeni seyler kesfetmek, evet, kagit uzerinde guzel duruyor, yapsam nefis olur, isterim de ama yani ehh, olmasa da yasarim mutlu mutlu. Ingiltere’ye gelince biraz isteyerek, cokca da kendimi zorla motive ederek gunubirlik ya da 1-2 gunluk yerlere gitmeye cabaliyorum oldukca. Madem siteyi actik, gelin Edinburgh seyahatinden aldigim notlari paylasayim sizle. Edinburgh gezisini Ekim sonunda yapmistim, muhtemelen Kasim’da yazmis olmaliyim bu yaziyi da. Yazinin sonuna kucuk bir fotograf galerisi de ekledim. Buyrun, Edinburgh… Daha Fazlasını Oku

Sıradan

Monoton kelimesinin dilimizdeki karşılığı ne ola acaba? Tekdüze deyince ihtiyacamızı karşılayacak herhalde.

Bu aralar düşünecek çok vaktim olduğundan, oturup hayatımı düşünüyorum. Bugünü, dünü, yarını. Neticede bir çeşit kölelik düzeninin içinde dönüp durduğumdan son bir kaç aydır, zamandan bol şey yok şu aralar. Ben de kendimi verdim düşünmeye, verdim düşünmeye, ki düşünmeyi de severim mirim. Neticede düşünmek dediğin var olmanın temeli, ve dahi dayanılmaz hafifliği.

İnsan hep kendisini düşünür ya, ben de kendimden başladım düşünmeye. Kendimden daha önemli düşünecek neyim var lan bu hayatta sanki?

Hayatıma bir göz atayım dedim. Baktım koca hayatın üstesinden bir seferde gelinecek gibi değil, hayatımı dönem dönem ele alayım dedim. Böldüm kısımlara, belirli kırılma noktalarına diktiğim köşetaşlarıyla küçük kesitlerine odaklandım hayatımın.

Bu şekilde bakınca son 6 aylık kısım bir dönem oldu. Ondan önceki 3 sene bir dönem oldu, ondan önceki hayatımı da sondan başa doğru sırayla 6 sene, 7 sene, 4 sene ve 6 sene de birer dönem oldu.

Dönemlere böldüm bölmesine, homojenik olsun diye, ve bunları ayrı ayrı düşündüm. O şekilde bakınca, kendi içlerinde homojenik, ama birbirlerinden tamamen ayrı belli hayatlar oldular.

Buraya kadar güzel de, kendi içlerinde homojenik olmaları mevzusu çok kafama takıldı arkadaş. Fazla homojenik oldular, hatta haddinden fazla homojenik oldular. Yahu arkadaş, bir bütünün elemanları birbirinden bu kadar farklı olup da, bu elemanların parçaları kendi içinde birbirine bu kadar mı benzer lan?

Dur olmadı, tekrar anlatayım. Bu köşetaşlarının arasındaki hayatlar birbirinden kesin farklarla ayrılırken, yani bu hayatlar birbirinden çok farklıyken, içlerinde hemen her gün birbirinin aynı.

Çok tekdüze bir hayatım olmuş arkadaş benim. Yani mesela, bundan önceki 3 senelik dönem. Tahsil hayatı bitmiş, iş hayatı başlamış. Kendi paramı kazanmaya başlamışım, artık harçlık almak yok. Tamam aileyle ikamete devam ama yine de çok farklı bir özgürlük sunuyor kendi kazandığı parayı yemek. Ama oturup da üç senenin muhasebesini yaptığımda, 3 senenin başıyla sonu arasında da bir fark yok ki arkadaş. Aynı öküzlükle başlamış, aynı öküzlükle devam etmiş. 3 sene boyunca, haftaiçi işe gidilmiş, haftasonu çıkılmış gezilmiş. Bu nasıl bir öküzlük ki, koskoca memlekette bok varmış gibi İstanbul’a tıkılıp kalmışım. Hani demek istediğim, ulan Bodrum’da paragliding yapmak vardı arkadaş, değil elbette. Ama insan biraz zincirlerini kırar, biraz sağı solu göreyim ister. İstanbul’un da sanki her köşesini dolaşmışım gibi anasını satayım, gittiğim takıldığım yerler de hep aynı olmuş. Tekdüzelikten kastım biraz da bu…

Ondan önceki dönem de aynı mesela. 6 senelik üniversite tahsil hayatı… Dönüp bakıyorum, 10 metrekare odanın içinde, sanal dünyanın başında geçmiş. Hele bir de World of Warcraft uyuşturucusuna bulaştığım dönem var ki, evlerden ırak. 10 metrekarelik yaşam alanım da küçülmüş iyice, bir masa bir sandalyeden ibaret hale gelmiş…

Ondan önceki de benzer az çok, ondan önceki de, ondan önceki de…

Yok arkadaş, bu böyle devam etmez. Çok gezen mi bilir, çok okuyan mu bilir terazisinin bir tarafında elimizden geldiğince durmaya çalıştık. Sıra geldi diğer tarafına.

Karar verdim arkadaş, şu askerlik bir bitsin, yavaştan mobil bir hayata geçiş yapma planım var. Bir Güneydoğu turu şart, Karadeniz’i tanımak şart. İnceden Arap açılımı da yapmak lazım, öncelikli hedefler bunlar olsun. Sonrasına Allah kerim.

Yeter, ot geldik, ot gideceğiz yoksa bu şekilde devam edersek…

20 gün, 9 ülke, 27 otostop, 6000 km (vol.1)

Efendim yazmadan, paylaşmadan, aktarmadan geçirilen hayatta birşeylerin eksik kalacağının bilinciyle, uzun süredir hayalini kurup Ağustos ayında gerçekleştirme imkanını yakaladığımız bu hikayeyi Fasulyeden ailesiyle paylaşmak isterim.

Son 2 senedir kendimizi kaptırıp nerdeyse başka hiçbir şeyden zevk alamadığımız elektronik müziğin sonsuz dünyası sayesinde tanıştık Psychedelic Festivallerle. 60’ların hippi gençliğinin bir araya gelip özgürlüğün ve müziğin keyfini sürdüğü, renkli ve kopuk kıyafetlerle çılgınca dans ettiği festivallerin günümüz versiyonu diyebiliriz özetle. Biz de tatmalıydık bu havayı, ülkemizde heryerde karşımıza çıkıp yaşama keyfimizi azaltan tüm sosyal, ekonomik ve çarpık baskılardan kopup kendimizi müziğin kollarına bırakarak özgürlüğe kanat açmak istiyorduk. Geçen sene bu zamanlar koyduk kafaya; müzik listemizin çoğunu oluşturan grupların yer alacağı OZORA’ya, festivale gidecektik Macaristan’a… Bir de Ozora’da bu festival her sene artık gelenekselleşse de bundan tam 10 sene önce ünlü güneş tutulması festivali Soulclipse’in burada yapılmasından mütevellit 2009’un daha bir coşkulu olacak gibi görünmesi bizi daha da heyacanlandırmıştı. Daha Fazlasını Oku

Agbonlahor

Yediğimiz, içtiğimiz bize kalsın eyvallah da kardeşim bu fiyatlarla bize kalırsa çatlarım, o yüzden hemen üçüncü paragrafa gelmek istiyorum. Biz Avrupa kapılarında yok efendim uyum paketidir, vay efendim kriterlerdir savruladururken gerçekten Romanya’nın hangi vasfından dolayı almışlar bilemiyorum. Neyse madem almışlar dedik, hazır Euro’ya da geçmemişlerken bir görelim istedik siz fasulyeden okuyucuları için. Anekdot anekdot gidelim ki sıkmayalım. Daha Fazlasını Oku

Gitgel

Tek kelimeli başlıklara daha çok meyilliyim bu aralar, iki kelimeden oluşan başlıklı kitapların daha çok sattığı araştırmasına göz kırpar şekilde. Devamlı bir yanında hangi milletten olduğunu bilmeden bir insanla bira içmek, şakalaşmak, onlara kendi dilinden küfürler öğretmek, sarhoş olup özgüven patlamasıyla yurdunu tanıtmak kulağa hep hoş geliyor. Barcelona’da okuyan arkadaşımın üniversiteden kankasına nerelisin diye sorup -bu örnekte- Slovakya cevabını alınca, hemen o ülkeyle bildiğin ne varsa sıralamak bir nevi bilgi sınaması gibi geliyor. Hostel, Spartak Trnava ve Çekler’i seviyor musunuz değişmez üçlü : ) Daha Fazlasını Oku

Likya Yolu

Fethiye’de başlayan, Antalya’da sonra eren; 52 Likya kentinden en önemli 19 tanesinin dahil olduğu; zaman zaman deniz kenarına indiğiniz, zaman zaman da 2300 metre yüksekliğe tırmandığınız muhteşem bir yoldur Likya yolu. Çok ilginç bir şekilde bu yolu 1999 yılında Kate Clow isimli bir İngiliz oluşturmuş. Tabii oluşturmuş derken, yaptığı o güne kadar birbirinden kopuk ve çoğu ilgi görmeyen irili ufaklı rotaları, üşenmeyip tek tek taşları işaretleyerek bir bütün haline getirmek ve ortaya bir harita çıkarmak. Daha sonra Garanti Bankası’nın sponsorluğunda rotayı belirleyen taşların yerine tabelalar koyulmuş, haritalar basılmış, kitaplar yazılmış. Ehh bize de endüstriyel trekkinge karşı Likya kültürü oluşturmak adına bu yazıyı hazırlamak düştü. İşte karşınızda dünyanın en güzel 10 yürüyüş rotasından birisi kabul edilen Likya Yolu. Daha Fazlasını Oku

La Bombonera’dan selam getirdik

Bu bir gezi yazısı değildir. Belki de öyle ama ben gezi yazısı nasıl yazılır, onu bilmem. Sadece kısa kısa aklıma gelenleri anlatmak istiyorum. Lakin hala nasıl başlayacağımı bilmiyorum (Haliyle görünüyordur, bok gibi bi’ giriş oldu). En iyisi geldiğim günden başlamalı.

Yaklaşık iki ay önce, Arjantin’e gelebilmek için yola çıktım. Türkiye’den çıkışta bin bir soruyla karşılaşan ben, İspanya ve Arjantin’de tek bir sorun yaşamadım. Ha ama İspanya’dan bahsetmek gerekirse, eşek kadar havaalanı, bir sonraki uçağın kalkmasına iki saat var ve ben o kapıyı bulana kadar bir saat geçirdim. Hayır birine soruyorum, bir yolu gösteriyor, bir başkası diğer yönü gösteriyor. Neyse efendim, kapıyı bulduktan sonra uçaktaki yerimi alıp sağ salim Arjantin sınırlarına ulaştım. Kısa bir beklemeden sonra pasaportuma “90 dias” diye damgayı vurdular. Herhangi bir soru, bakış yok. Pasaportunuzu veriyorsunuz ve geçiyorsunuz. Yalnız bavulu abartısız bir buçuk saat beklediğimi söylemeliyim. Daha Fazlasını Oku