Uyku Sıkıntısı

Uykuyla aram pek iyi değil. Uyku beni sevmiyor. Çünkü ben de onu sevmiyorum. Ben onu sevmediğim için o da beni sevmiyor sanırım.

Aslında tam olarak sevmiyorum da diyemem. Hani bazı insanlar vardır çevrenizde. İyi insandır, güzel insandır. Özünde mutlaka iyidir yani. Ama frekanslarınız pek tutmaz. Size zararı yoktur ya, bir yandan yararı da yoktur. Oturur muhabbet edersiniz, ama bir yerde tıkanırsınız. Çok fazla takılamazsınızo adamla. Mesela işyerinden bir arkadaşınız, aynı ofistesinizdir, her gün görmek zorundasınızdır el mahkûm. Görmek istemeseniz de, her gün görürsünüz. Uyku da benim için öyle bir kavram. Her gün uyumak zorundayım, ama bunu sevdiğimden değil mecbur olduğumdan her gün yapıyorum. Askerlik gibi, sevişmek gibi yani. Ahahah, yok lan bu ikincisi şakaydı.

Neyse, neticede uyumak zorundayız, çünkü insan uyumazsa delirir, başka çaresi yok. Bu bir gerçek. Uykuyla yaşamaya alışmak zorundayız. (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Yazmayalı da epey olmuş be günlük!

“Sana da yazmayalı epey oldu be günlük!” diyordu ortaokullu bir genç uzak bir coğrafyada… Ben mi? Yok canım, şimdi elle, kodla yarattığımız bir internet sitesine 3-5 gün yazmadık diye pişmanlık mı duyalım?

Duyalım tabii, eşşoğlusu!

Yazmıyoruz etmiyoruz ama, neler neler yaşıyoruz bir bilsen be günlük! (Haha, bak hala!)

Hacı ben şimdi sigarayı bırakmış ve neredeyse bir aydan beri içmeyen birisi olarak abur cubura verdim kendimi. Eti Hoşbeş, Crunch çikolatalı gofret, tuzlu fıstık yemediğim, cola içmediğim gün yok neredeyse… Şahken şahbaz, 100 iken 120 kilo oldum yemin ilen! Sigara sağlığa daha az zararlı olabilir mi lan acaba? Yani ciğerleri kurtaralım derken obeziteden gitmeyelim?

Haftada bir halı sahada maç yapıyorduk. Artık yapmıyoruz. O kadar benimsemiştim ki “her hafta maçımız, on numara şeklimiz var” diye etrafımdakilere hava atmama, kendimi haftada bir maç yapmayı sağlıklı yaşam sanan kel mahalle dayısı sanmama ramak kalmıştı. Takım olma yolunda çok önemli adımları da atmıştık aslında. 3-1’ken, o 2. golü ataydık, ahh, kopmazdı o maç aslında… Neyse… Havaların anlamsızca soğuk ve sibiryasal olmasının etkisi var elbette. Yine de ben tekrar maç yapacağım, yeşil sahalara döneceğim günün özlemiyle yanıp tutuşuyorum.

Başka başkaa… Hah, bak bu cümleyi kurmayı çok uzun zamandır istiyordum, kuranlara da hep imrendim: Yeni bir proje var günlük, üzerinde çalışıyoruz şu anda… Çalışıyoruz derken, neozepron’u eve hapsettim, laptopu da kucağına bağladım; o kod yazıyor ben de işte abur cubur yiyorum. Çok yakında buradan duyururuz zaten… Eee Fenerbasket’ten duyurmuştuk zaten… Off çok karışığım be günlük! Ohaa olm ben neden günlük tutmuyorum ki sahiden?!

Pazar günü sabah 6’da yataktan kalkarken kurduğum “neyse iş yerine gideyim de, en azından sakin kafayla 2-3 yazı yazarım site için…” cümlesi güne dair tek motivasyonumdu ama işe geldim ve yine uyudum… Sonra uyandım, tv izledim, sonra uyudum, sonra uyandım… Öff nasıl hayat lan bu…

Şimdi mesai bitecek ve eve gideceğim diye telaş yaptım, bari salak saçma da olsa birşeyler karalayayım dedim… O yüzden “bu nasıl bir yazı lan, bu mudur yani?” demeyin rica ediyorum. Hassas dönemimdeyim zaten, kalp kırarım…

Bir daha haftasonu çalışırken fıstık getirmeliyim yanımda, bir de cola… Ama colayı nasıl soğutucam ki burda?! (Haa bak alınca da 2 litre alacak pezevenk)

O değil, ışıklar da yanmıyor… Delirecem!

Fazlasını Oku

Paramparça

zVn91

Belki her şey daha kolay olacaktı uyusaydım. Yani normal insanlar gibi uyusaydım. Ömrümün en verimli olması gereken günlerini, sabah 7’de mesela, pencereden işe giden insanları izleyip son sigaramı içerek geçirdim. Herkes tuttu bir yerinden hayatı, tam da o saatlerde hatta; ben ise, ehh sigara da bitti, yatayım bari diyerek kapadım gözlerimi yeni doğan güneşe.

Bilir misiniz, haftalarca güneş yüzü görmediğim dönemlerim çokçadır. Güneş doğarken yatıp, battıktan sonra kalkmaktan bahsediyorum. Hayatı ıskalamak, günü ıskalamak, onu ıskalamak, bunu ıskalamak… Bıkmadan, usanmadan, saçmasapan bir motivasyonla her şeyi ıskalamak…

Hiçbir şeyi elinde tutamamak, tüm kalelerinin birbir yıkılması nasıl bir şeydir bilir misiniz? Ve daha da acısı, bu durumu hiçbir şey yapmadan, zaten yapacak mecalin olmadan, ellerin ceplerinde izlemek? Kafaya takacak onlarca “gerçek” derdin arasında tek derdin paketteki sigara sayısı… Sigara varsa hayat devam ediyor, yoksa, ı ıh, yatağa girip yatıyorsun.

“Geçsin gitsin bu üzerimdeki lanet” diye yırtın dur ama, başkaca hiçbir şey yapmayarak nasıl olacak sanıyorsun kardeşim? Kim çıkıp vuracak tokatı suratına? Kim ağzını burnunu dağıtacak, kim tuz basacak iltihaplı yaralarına?

Hayata yeniden başlamak, yeniden, en başından başlamak ne kadar da değerli bir seçenek… Kimse sahip değil ama buna. Oynadığın bilgisayar oyunun bir bölümünde, gizli bir nesne sanki… O labirentleri koştukça, her gördüğün sandığın arkasına baktıkça, karşına çıkan canavarları süpersonik tabancanla vurdukça, o gizli nesneye yaklaşma ihtimalini arttırıyorsun arttırmasına da; işte sol alt köşede kalp şeklinde bir şey var, o paramparça…

Fazlasını Oku

Ajanda

14 Eylül 2009 Pazartesi

– Deplasmandan gel. Kahve iç.

– Okulun ilk günü. Alt dönemleri gözlemle. Fiziksel gelişmelere hakim ol.

– Kendine temiz bir önlük bul. Koca herif oldun.

– Yanlışlar yapıyorsun. Yanlışlar yapma.

– Okuldan çık. Klan’a git. İç.

– Uyu bi’ ara. (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

En uzun gece…

21 Aralık en uzun geceydi… En huzurlu değil ama… Günlerdir uyku problemi çekiyorum. Deliksiz, uzun uzadıya bir uyku için 21 aralık ayağıma kadar gelmişken faydalanamamak ne kadar üzücü. Şimdi geceler gitgide kısalacak, azalacak, kaybolacak, yol olacak… Hayat gitide daha mı çok acıtıyor, daha mı güçsüzüz günden güne? Daha mı çok uyumalıyız hissetmemek, acımamak, kanamamak için… Daha mı çok uzaklaşmalı insan olmaktan… Gitgide…

Fazlasını Oku