Velhasıl-ı Kelam

2 aydır siteye tek satır bir şey yazmamış olmama rağmen, bugün sabah saatlerinde sitenin sağını solunu kurcalamak suretiyle bozduktan sonra, sorunu çözdüğüm ana kadar geçen 10-12 saatlik sürede deli gibi yazasımın gelmesine ne demeli? Allah sizi inandırsın, gözlerimden oluk oluk yaşlar dökülürken, “açaydım gollarımı, ‘bozulma fasulyeden’ diyeydim” diye diye helak oldum a dostlar!

Ehh, al işte yaptık siteyi. Eski haline döndü en azından. Şimdi de uykum geldi. Yarın yazarım artık. Kısmet değilmiş.

Bunları biliyor muydunuz?!

İşbu sitenin imtiyaz sahibi, kurucusu, yaratıcısı, genel yayın yönetmeni, kuratörü ve editörü (her şeyi ulan, her şeyi!!! anlayın işte!!!) olan dea kişisinin yıllarca insanlara “neden yazmıyorsun abi, abi yazsana, yazsana lan!” diye baskı yaptığını;

buna rağmen, şahsın son yazısını teee 8 Temmuz 2010’da yazdığını;

bu süre zarfında sitedeki yazı yükünü şuan silah altında bulunan bir denizci olan dellez‘in çektiğini,

dea’nın tarihte görülmemiş bu rezil performansının müsebbihinin iş yerinde FasulyedenKom sitesine girişinin websense adı verilen gavur icadı haysiyetsiz program tarafından
engellenmesi olduğunu, Daha Fazlasını Oku

Hakkımızda hayırlısı…

Nasıl oluyorsa oluyor, son birkaç aydır site için bir şeyler karalama amacıyla word dosyası açtığımda ikinci, üçüncü cümleden sonrası gelmiyor. Nasıl darlandım, nasıl canımı sıkıyor bu durum anlatmam mümkün değil. Misal, şu anda tam da üçüncü cümledeyim ve içimde tarif edilemez bir duygu “sil yazdıklarını, kapa word’u” diye bana çemkiriyor. Yemin ediyorum huzurum kalmadı ya…

Acaba sorun word programında mı diye, wordpressin kendi editörünü, notepadi filan da kullandım ama sonuç değişmiyor. Open Office gibi alternatifleri de deneyeceğim, nihai sonucu yine buradan paylaşırım sanırım.

Ülke gündemini milliyet.com.tr manşetlerinden takip eden adam var ya, “Lindsay Lohan yine sarhoş görüntülendi” diye harap bitap düştü. “Facebook hakkında şok iddia”yı da okursa kalpten gidecek diye korkuyorum.

Neyse ki anayasa tartışmaları filan derken kan yaptı, yüzüne renk filan geldi adamcağızın. Yarın “Birbirlerine benzeyen ünlüler” moduna geri dönüş yapar nasılsa…

Tüm yurt sathında yaşanan, Acun Ilıcalı’nın bir boka benzemeyen “Var mısın? Yok musun?” programına son vermesinin coşkusu da yarım kaldı arkadaş… Adam gitti aynı ekiple Survivor yaptı ya… Acun Firarda da gelirse bu yaz, çok çekeceğiz çok… “Ohh what a great shoes is this…” Allah belanı vermesin senin e mi?

Geçen sene katılarak en iyi topluluk blogu seçildiğimiz ve benim 1 hafta extra all inclusive tatil kazandığım Blog Ödülleri’ne Ulvi’nin baskıları ile bu sene de aday olduk. Gerçi oylama süreci de bitmek üzere, geç haber vermiş olduk ama, çok da fifi… Veteran Micheal Schumacher kontenjanından girmiş bulunduk artık. İddiamız yok.

O değil de, Anayasa görüşmeleri sırasında gördüğüm bir şey beni dehşete düşürdü, bahsetmezsem pipim düşer. Başbakan, malumunuz üzere, çok ilgili görüşmelerle. Her oturuma geliyor, oy kullanıyor, AKP tarafından gelmeyen varsa ağzına sıçıyor, sonuçları Meclis’teki odasından takip ediyor filan. Lakin kendisi meclis sıralarında otururken bu AKP milletvekillerinin “Otomobil fuarında manken görmüş ergen” pozlarına anlam veremiyorum ben. Ellerinde cep telefonları ile başbakanı fotoğraflıyorlar, yüzlerde eblek bir gülümseme filan…

Ee abi sen zaten miletvekilisin, bu adam senin genel başkanın, ee bunca oturumluk ortak mesainiz var zaten sizin. Bu ne la? İlk defa mı başbakan görüyorsun arkadaşım? Az ağırdan satsana kendini, allala!

Hahaha bak başbakan denince çenem düşüyor. 23 Nisan’ın makamları bir günlüğüne çocuklara teslim etme geleneği var ya, izlemişsinizdir haberlerde filan, bu senenin “kullan-at” başbakanı başkanlık sisteminin Türkiye için uygun olmadığı yorumunu yapmış. Büyük ihtimal öğretmeni ezberletmiştir o cümleleri ve büyük ihtimalle soruşturma geçirecektir Pazartesiden itibaren ama, asıl mesele Başbakan’ın gülüp geçmek yerine kızı iknaya çalışmasıydı bence. Haha, çocuk direndi biraz ama, başbakan diretti. Çocuk da “Tayiple Tayyip olmayayım” diyerekten “Ee tabii o açıdan haklısınız, doğru olabilir” filan dedi. Başbakan da sevinmiştir “Ehe ikna ettim” deyüüü… Ne komik memleketiz ya biz, hay Allah!

Derinlemesine ruh analizi

Kabul ediyorum, chuck’un güçlü kalemi beni de bu yazıyı yazmaya tetikledi. Bu edebi oyuna ne deniyordu acaba? Şu sıralar güçlü kalemin cesur klavyeye evrilme zamanıdır bence. Her şey hızlıca ilerlerken, edebiyatın yerinde sayması düşünülemez. Elbette ki geri gidecektir. Kim en son birine bir şeyler karaladı A4 kağıda? Hem A4 nedir beyler, kendimizi kandırmayalım onun adı yıllar yılı papirüs olarak anıldı, şimdi ne bu sembolizm çabası?

Yakında yazma yetisini kaybedecek insanoğlu, amına koyim’in kısaltmaları klavyelerde yerlerini alıcak. Dünyada sadece 3 kişinin konuştuğu bir dile mensup insanlar var, onların okey masasına 4. olmak ister miydiniz? Böyle bir deneyimi parayla yaşayamazsınız.

İnsanın hislerini kategorize etmenin türlü yolları bulunmuş. Kimisi demiş “götü başı fazla oynayan insanların girdisi çıktısı çok olur”, berisi buna cevap olarak “saçlarını boyatan kızı erkek arkadaşı depiklemiştir, ondandır” diye tespitte bulunmuş. Günler birbirini kovalamış, haftalar aylarla kavga etmiş, yıl decade’nin sıfatını sikmiş ve insanlık sonunda o tarçınlı kelimeyle tanışmış: amına koyim.

Hikayeyi biraz başa alıp bir önceki cümleye gelelim. 10 yıllık kesimlere gavurun dediği kelimeye türkçe bir karşılık verecek miyiz millet olarak? Yoksa spoiler kelimesinde olduğu gibi yine gol mü yiyeceğiz? Senelerdir tek şerefli golümüz yoğurt, İngiltere’ye bir gol bile atamadık daha tarihimizde. Baklava bile çoklu kesişim kümesinin en orta yerindeki cücük daire içine sıkışmış durumda, elimizdekileri de kaybediyoruz uyanın.

Bu ümmetçi çağrım muhakkak ki birilerinin kulağına gidicektir. Hah ne yazmaya heveslendik, nerelere girdik. Amına koyim’i insanların kısaltma şekillerine göre sınıflandırabiliyorum, bugün bu meziyetimi keşfettim. Dün akşam biraz içtim üstünüze afiyet ve bereket, yanında da şişman ve olgun kadınların bacaklarında sarılmış küba purosu ikram edildi. Evet, masonik bir sivil yardımlaşma örgütünün boşvermişlik’i boşvermiştik parolalı gizli keyif gecesindeydim. Bingo. O yüzden sabah uykusuz ve biraz da havanın güzel olmasının etkisiyle sebepsiz mutlulukla uyandım ve sabahki yazışmalarımda genelde amk kullandım.

Normalde, zorda kalmadığım sürece, mümkün mertebe ak kullanan ben, bugün ne olmuştu da amk’ye dönüşmüştüm? Kendimi mk’cı liboşlara benzettim bi’ an. Küfürü açık seçik yazmıyor, ibne kısaltmada bile tribüne oynuyor. Para versen amına koyim yaz desen, onu da amnkyim diye yazar.

Böyle üçüncü kişilere, tanımadığın insanlara Word aracılığıyla saldırmanın verdiği hazzı en güzel Wienerwald tavuğu veremez. Bugün öğrendim, Cevahir’e de Portekiz mutfağından Nandos tavukçusu açılmış. Birileri “Türkler martı etine kadar düşmüş insanlardır, komşusunun kümesine gece girer ruhun duymaz” gibi ipe sapa gelmez iddialarla ortalığı karıştırıyor heralde. Pazara böylesine canhıraş, birbirini ezercesine duhul etmenin başka açıklaması olamaz yoksa.

Yazının arasından bazı kelimeleri koyu renkle yazma stiline medyada boku boncuktan pahalı stili dendiğini biliyor muydunuz? Ha bi’ de Mavi Boncuk filmindeki Emel Sayın’ın evlenilecek kadın prototipi olduğunun da altını çizelim, sonra yok derisi büzüşmüş vay efendim memesi sarkmış dediğinizi duyarım, taşşak ortamlarda kalbinizi kırarım.

Yazamamak

image-BD90_4AD62327İlkokul zamanları. Okuma ve yazma ile aram iyi. Doğan Kardeş’te bir hikaye okumuştum. Senaryo yazarlarının da sık sık kullandığı bilindik hikaye işte. Olaylar gelişir, dudaklar uçuklar ve hikaye “O an annemin sesiyle uyandım, hadi oğlum okula geç kalıyorsun” muhabbeti ile biter.

Bi sıçrıyor ki rüyaymış!
Aman şeytana bismillah,
Aynaya bakıyor faça sağlam,
Lan gene seviyor Allah!

Bkz: MFÖ – Anında Görüntü

Hiç unutmuyorum, “Geldiler” albümü çalıyordu o sıra. Bu dizeler geldiği zaman kompozisyonun konusu belli olmuştu benim için. Fiks ilkokul kompozisyon konularından biriydi. Çevre kirliliği idi büyük ihtimal. Fil hafızası oraya yetişemedi.

Öğretmen yazıyı beğenmiş ama “Yazıyı kendi fikirlerinle yaz” tadında bir uyarı almıştım. Daha Fazlasını Oku

Susmanın sırası savıldı.

Cuma akşamı, çok geç planlanmış, çok geç iştirak edilmiş ve Osman Tanburacı’ya komşu bir toplantının sonlarına doğru dedik ki; yavaştan başlayalım. Osman Tanburacı ile alakası yok elbette, sadece, susmak iyi gelmiyor bünyeye. Mavra yapmadan durulmuyor, olmuyor. Yaz da geldi ya, herkes ufak ufak tatil planları konuşurken, deniz, kum, güneş ulaşılmaz bir sevgili gibi bizi bekler ve biz, Müslüm Gürses romantikliği ile yanık yanık duygu seline kapılırken; ya da tam tersi be abi, Metrobüs’te sağdan soldan ter nüfuz ederken bünyeye, işe geç kalırken, uykusuz sabahlara yorgun akşamları katık ederken, tüm hızıyla, cayır cayır, odun ateşinde kelimeler ile aklınızı başınızdan almanın tam sırası. Susmanın sırası savıldı, şimdi konuşma zamanı! Daha Fazlasını Oku

Moleskine fetişizmi

Oldum olası kırtasiye ürünlerine zaafım var. Çocukluğumun en güzel anlarından birisi okulun başlamasına birkaç gün kala dedemle birlikte gittiğimiz kırtasiyede defter, kalem, silgi gibi olmazsa olmazlardan başlayıp çeşit çeşit not defterleri, ilkokul çocuğundan ziyade bir büronun ihtiyaçlarını karşılayacak ıvır zıvırlar, muhakkak bir ece ajanda, sırf sınıf arkadaşlarıma gasp şakası yapabilmek için maket bıçağı gibi birçoğunun o an için lüzumsuz olduğunu bildiğim ürünleri almak için sonsuzmuş gibi gelen kredimi kullanmak. Dede şunu da alalım‘lı cümleler ile envai çeşit şey yüklenmek. İnanılmaz bir haz. Şimdilerde de küçük bir kırtasiyeden Office 1 Superstore gibi devasa mağazalara terfii eden, karşı koyulamaz bir keyif. Daha Fazlasını Oku