Özgecan Aslan Spor Salonu

Bizim Ataşehir’de kocamaaan bir spor kompleksi var ya hani, basketbol takımlarımızın maçlarını yaptığı. Bir büyük salonu, bir de küçük salonu var. Büyük salonda Erkek Basketbol takımı oynarken, küçük olanda Kadın Basketbol Takımımız oynuyor ya hani. Küçüğün adı uzuuuuun uzadıya, Fenerbahçe Ülker Sports Arena Metro Enerji Salonu. Yazarken yoruluyor insan, üstelik dile kolay da değil, söylerken de yoruluyor.

Hazır Kadın Basketbol Takımımız da orada oynuyor, o salonun ismi o kadar uzuuuuun uzuuuun yorucu bir ismi olmasa, daha kısa bir isim bulsak oraya?

Hani mesela, Özgecan Aslan Spor Salonu olsa oranın da adı? Bir haftalığına maça siyah kurdeleyle çıkmaktansa, ya da ne bileyim bir tek maç öncesi “Kalbimizdesin Özgecan Aslan” diye pankart açmaktansa, kalıcı bir şeyler yapılsa? (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

27ler Kulübü

Carteeeel bir numara en büyük, cehennemden çıkan çılgın Türk! 25 yaşında yüzbinlik araba, nereden geldi bu para en iyisi sorma!

Nesini soracaksın zaten demiştim bu şarkıyı ilk kez dikkatle dinlediğimde. Ne var lan, adamın parası varmış almış işte. Yaşım herhalde 12 miydi neydi, bir o kadar daha geçmesi gerekti 25 yaşında 100.000 lirayı kenara koymanın ne anlama geldiğini anlamam için. 25 yaşıma gelip de değil 100.000, ayın son haftası 100 liram kaldıysa kendimi şanslı hissedince anladım dünyayı. Hakkaten Cartel’in de dediği gibiymiş 25 yaşında yüzbinlik araba, nereden geldiği sorulmayacak parayla alınabiliyormuş ancak…
Ama buna kıyasla daha büyük bir iç aydınlanmayı bundan bir kaç yıl sonra yaşayacaktım, ve daha henüz farkında değildim.

27ler Kulübünü duymuşsunuzdur. Adının belki bu olduğunu bilmiyorsunuzdur ama bir şekilde duymuşsunuzdur. Hendrix’in, Joplin’in, Morrison’ın falan üyesi olduğu kulüp hani. Adı Cobain’in üyeliğiyle konulan, en son Winehouse’la tekrar kendini hatırlatan kulüp. 27’sinde ölen rockçılar kulübü yani.

Bu kulübü duyduğumda kendi yaşım kaçtı hatırlamıyorum. Belki 18’dim, belki de 19. O civarlarda yani. Ne düşündüğümü bugün bile net hatırlıyorum. Bunda bu kadar büyütecek ne var ki diye düşünmüştüm ilk. Yaşamış adamlar 27’sine kadar işte. Daha ne yaşayacaklar demiştim. Demek ki o zamanlar 27 yaş çook uzak bir gelecek gibi geliyormuş. 27 yaşındakiler çok büyükler gibi. O zamana kadar yaşanacak her şey yaşanırmış, düşünülecek her şey düşünülebilirmiş, söylenecek her söz söylenebilirmiş gibi geliyordu bana. (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Başvekil Günleri ve Şu Siktiğimin Hayatına Dair…

Belki daha güzel olurdu yazdıklarımız, eğer bize yaşanacak güzel bir dünya bıraksalardı.

Belki de seçtiğimiz kelimeler, daha güzel gelirdi kulağa, hatırladığımız güzel anılarımız olsaydı.

Olmadı, insan yaşamının en büyük, en kutsal, en ölümcül kişisel hakkı olan güzel şey biriktirme yetisini aldılar bizden. Zorla…

Verdik biz de… Gönülsüzce…

Belki şimdi oturduğum sandalyede, önümdeki birayı yudumlamak büyük bir keyif, müthiş bir haz olarak kodlanırdı beynimdeki proteinlere… Olmadı.

Amına koduğumun proteinleri, nasıl da en acı verecek şekilde diziyorlar kendilerini… Şerefsizlik bu yaptıkları…

İnsanın temel gayesinin iyi bir insan olduğunu sanırdım eskiden. En doğal, en içten, en kendiliğinden hasıl olan motivasyon budur, ya da en kötü ihtimalle bu olmalıdır sanırdım.

Değilmiş.

Neymiş peki? Neymiş bu beni seksist küfürler etmek zorunda bırakan amına koduğumun yaşamının temel düsturu? (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Bir kült olarak Cevahir Alışveriş ve Yaşam Merkezi

30 Mayıs 2014 gecesi saat 22:30 sularında yine ambulans sesleri ile inliyordu Cevahir Alışveriş Merkezi… Bu sesler Dünya’nın 6.büyük AVM’si için son 2 yılda, 4.intiharı ilam ediyordu.

Aramızdan ayrılanları, Gezi Olayları disiplini içerisinde alt altta yazmak ekolünü sürdürürsek,

30 Mayıs 2014 Hakan Burak Erkoca (25)
29 Ağustos 2013 Çağla Demir (22)
20 Temmuz 2013 Ayşegül Annakaya (31)
25 Mart 2012 Ümit Büyükçolak (33)

aramızdan ayrılmak için bu AVM’yi mekan olarak seçtiler ve tüketimin arasında, parkelerde bıraktılar son kanlarını. (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Evrenin Ölçüleri

Bu aralar, biraz da tükkandaki işlerin azlığından olsa gerek, Evrenbilime dalmış durumdayım. Okudukça okuyası geliyor insanın, neticede uçsuz bucaksız bir derya olduğundan bir türlü bitmiyor öğrenilecek şeyler.

Konuyu tetikleyen, geçenlerde internette gördüğüm bir haberdi, şuradan ulaşabilirsiniz. Üşenenler için özet geçeyim, dünyaya 16 ışıkyılı uzaklıkta keşfedilen Gliese 832C gezegeni, şimdiye kadar keşfedilenlerin içinde Dünya’ya en benzeyen gezegen. Dünya’dan benzemek nasıl oluyor, bu benzerlikle ilgili bir çok kriter var. Gezegenin kütlesinden tutun da, bunun sebep olacağı yerçekimi ivmesi değerine; atmosfer durumundan zartuna zurtuna burada saymaya üşendiğim bir sürü kriteri bir araya getirip verdikleri puan Gliese 832C için 0.81 olmuş. Puanlama 1.00 üzerinden ve bu 0.81 şimdiye kadar alınan en yüksek puan. Yani bize sadece 16 ışıkyılı uzakta bir adet kolonileştirilebilir bir gezegen olabilir, ve bu durum takdir edersiniz ki heyecan verici. Bu kadar yakında bulmayı beklemiyorlardı sanırım. (16 ışıkyılı mesafeyi günümüz teknolojisiyle kaç yılda gidebileceğimiz bilgisini de meraklılar hesaplasın) (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Allessandra Lolita Oswaldo

Hikayeyi daha önceden duymuşsunuzdur. Telefonu açınca neden alo deriz? Çünkü, telefonun mucidi Graham Bell, ilk telefon görüşmelerini sevgilisiyle yapardı. Sevgilisinin de adı Allessandra Lolita Oswaldo’ydu. İlk zamanlarda telefonu hep Allessandra Lolita Oswaldo diye açardı, sonra her seferinde bunu demek uzun geldiğinden de başharflerini alarak ALO diye kısalttı. Ondan sonra da telefonu hep ALO diye açar olduk.

Bu hikayeye internette çok yerde rastlamak mümkün. Meşhur arama motoruna Alessandra Lolita Oswaldo yazarak onlarca sayfada karşılaşabilirsiniz. Bu sayfaların içinde hiç yabancı dilde bir içerik olmaması hiç dikkatinizi çekecek mi bilemiyorum ama ben tam bu noktada bir paragraf açıp, ufak bir fıkrayla devam edeyim yazıya.

Muhtemelen bunu da biliyorsunuzdur ya, yazayım yine de; softanın biri, bir mecliste halka dinde kurban kesmenin nereden geldiğini anlatıyormuş: “Musa peygamber, çok istemesine rağmen bir türlü çocuğu olmuyormuş. Yıllar sonra, bir gün Allah ona bir kız çocuk bağışlamış. Ama, onu sınamak için de, büyüyünce kızını kendisine kurban etmesini istemiş. Hz. Musa, Allah’ın emrine karşı gelmemiş, kızını bir izbeye götürmüş, tam baltayı boynuna vuracakken, Azrail gökten elinde bir danayla çıkıvermiş ve böylece kızcağız kurtulmuş.” Biraz da softanın hitabetinin gücünden, cemaat gözleri yaşlı dinlerken, arkalardan bir kahkaha yükselmiş. Başta softa olmak üzere herkes dönüp sinirle arkaya adama doğru bakınca, adam gülerek söylenmiş; “Be hey deyyus, bunun neresini düzelteyim ben; Musa değil İbrahim, kızı değil oğlu, balta değil bıçak, Azrail değil Cebrail, dana değil koç…” (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Tembel Türkler

Hayatım boyunce özellikle de beni yakından tanıyan insanlar tarafından bana yöneltilen eleştirilerin genel toplamında tembellik ağır basıyor. Bu biraz da önyargılardan kaynaklanıyor gibi geliyor bana aslında, neticede dışarıdan bakıldığı zaman kemikleri iri görünen bir insanım. Öyle olunca da, şişman adam tembel olur yargısıyla veriyorlar hükümlerini. Yoksa, benim tembellikle işim olmaz. Benim derdim üşengeçlik.

Tembel olmaya bile üşenen bir insanım ben. Tembellik zor zanaat yeğenim, bakma sen dışarıdan kolay göründüğüne. Tembel adam yaratıcı olur, insanlığın gelişimine bir bak, ne demek istediğimi anlayacaksın. Tembel olmayaydık, bunca icadı yapar mıydık? Tembel bakıyor, ulan bu işi daha az eforla nasıl yaparım diye düşünüp oradan icat çıkarıyor. İşte üşengeçlik de bunun bir tık ötesi. Tembel adam soruna bakıp buna yönelik icat yaparken, aynı soruna bakan üşengeç adam ne yapıyor? Bir tembel çıksa da şuna yönelik bir icat yapsa da hayatımız kolaylaşsa diye düşünüyor yattığı yerden. Heh, işte o üşengeç adam benim… (daha&helliip;)

Fazlasını Oku