Özgecan Aslan Spor Salonu

Bizim Ataşehir’de kocamaaan bir spor kompleksi var ya hani, basketbol takımlarımızın maçlarını yaptığı. Bir büyük salonu, bir de küçük salonu var. Büyük salonda Erkek Basketbol takımı oynarken, küçük olanda Kadın Basketbol Takımımız oynuyor ya hani. Küçüğün adı uzuuuuun uzadıya, Fenerbahçe Ülker Sports Arena Metro Enerji Salonu. Yazarken yoruluyor insan, üstelik dile kolay da değil, söylerken de yoruluyor.

Hazır Kadın Basketbol Takımımız da orada oynuyor, o salonun ismi o kadar uzuuuuun uzuuuun yorucu bir ismi olmasa, daha kısa bir isim bulsak oraya?

Hani mesela, Özgecan Aslan Spor Salonu olsa oranın da adı? Bir haftalığına maça siyah kurdeleyle çıkmaktansa, ya da ne bileyim bir tek maç öncesi “Kalbimizdesin Özgecan Aslan” diye pankart açmaktansa, kalıcı bir şeyler yapılsa? (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Beynelnecm

Filmi gece seansında izlediğim için, sinemadan çıkıp da eve geldiğimde saat geceyarısını çoktan geçmişti. Sabah da kalkılıp işe gidilecek, dedim hemen yatağa yumuşak geçiş. Yatağa yumuşak geçiş iyi fikir de, yatakta uykuya geçiş ne zaman kolay oldu ki, o gece olsundu. Girdim yatağa, dön baba dönelim, film de kim ne derse desin etkileyici olmuş, takıldı aklıma. Orasında görüntüler nefisti, burası mantıksız olmuş, şuradaki diyalogda kime gönderme yaptı acaba falan derken dakikalar dakikaları kovaladı.

Baştan diyeyim, yazı boyunca hiç öyle, “Abi yeaa, çok saçma yeaa, bi kere kuantum fiziğine aykırı, ayrımsal parçacık teorisine göre, olay ufkunda geçirdiğin her saniye senin atomlarının zikondriyel boyutlarda yorrakdiyum etkilenmesi ve toşşakovski salınımları sebebiyle…” falan diye kafa şişirecek değilim. Çok şükür belgesel ile bilim-kurgu arasındaki farkı az çok bildiğimden, muhabbete o şekil girenlere zaten uyuzum, yeri gelmişken lafımı da sokayım.

Aksine, bırak serbest çalışsın adam abi diyorum. Film baştan sonra Fizik doktorası standartlarında olmasın aga. Filmin her anı da birebir gerçekle örtüşmesin. Birazını da adam götünden uydursun, nedir yani? Bilim-“kurgu” adı üstünde. Baştan sona bilimin gerçekleriyle örtüşecekse, çekemez ki adam onu. Heyecanı olmaz zaten. Senin dediğin toplumsal gerçekçilik, onun da uzayla gezegenle işi olmaz. Git onu izle.

Neyse, dedim ya, adam serbest çalışsın. “Kurgu”lasın. Yaratıcı olsun. Adamın hayal dünyasında bu varsa, bırak aksın adam gürül gürül. (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Olası İstanbul Depremi

Haftasonu Ege açıklarında olan deprem, kötü anıları canlandırdığı kadar gene soruları da akla getirdi. İki gündür doğru düzgün televizyona bakma fırsatım olmadığı için takip edemedim, ama muhtemeldir ki kanallarda deprem uzmanları tartışmışlardır “Olası İstanbul depremini tetikler mi tetiklemez mi?” diye…

“Olası İstanbul depremi”… Söylerken ne ağır. Hele de 17 Ağustos’u yaşamış insanlara, cehennemi dünyada yaşatan bir laf.

Depremden beridir geçen 15 senede televizyonlarda defalarca izlediğimizden sebep, hepimiz biliyoruz ki, o beklenen “Olası” İstanbul depremi bir gün yaşanacak. Ama yarın olacak, ama seneye olacak, ama 5 sene sonra olacak.

Peki o depremde neler olacak? Gene binalar çökecek. Gene insanlar depremden sonraki günlerde sefil olacak. Gene daha az eşit olan kimilerimiz aylarca, hatta belki senelerce evsiz yurtsuz kalacak. (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Yas Eşiği ve Sosyal Mutabakat

Kritik bir konu, sıkıntılı bir süreç. Kedi gözlü yetkili abiler keşke bizlere “Beyler, 2014 yas tüzüğünü açıklıyorum, instagram orucu 2 gün sımayli orucu 24 saat.” diye yol gösterse de bilgilensek. Yas eşiği neymiş, sosyal mutabakat sınırlarımız nelermiş. Kıyafete bağlı kısıtlamaları da Neslihan Yargıcı’dan veya Okan Bayülgen’den alsak aynı şekilde. Yoksa ayağında New Balance ile 1 Mayıs’a gidilmez ile gözünde Ray-Ban ile Soma’ya gidilmez gibi aynı familya ürünü eleştirilerden nasıl kurtulacağız? Yas evine veya eyleme giderken dolabından en ucuz kıyafeti seçip markalarını gözümüze sokmamalısın diye bir direktif verme keyfiliğinde nasıl bulunabiliyor insanlar?

Öte yandan İzzet Çapa gibi balık ve garnitürden tabağa Soma yazma veya canlı yayınlara baret takıp surata kömür sürerek çıkma gibi artık uç noktalarda işi magazine dökmenin eşik olduğunu düşünüyorum.

E şimdi ama senin de bir eşiğin var illa ki sevgili okuyucu, başkasının da var. Ne yapmalı? Toplumsal bir kırmızı çizgi çekip kutuplaşmak sağlıklı mı? Başta dediğim gibi kritik konu. İnsanları veya kurumları vicdanlarıyla baş başa bırakıp bekçiliğe soyunmamak sosyal mütabakat olarak belirlenmeli der yürüyen merdivenin sağına çekilirim.

Fazlasını Oku

Blogumu Elletirim ama Vermem

Bu siteyi ısrarla okuyan bir insan olarak, internet dünyasına uzak olmadığını tahmin ediyorum ey sevgili okur. Haliyle, iki gündür devam eden #blogumadokunma mevzusundan da haberdarsındır haliyle.

Yuotube, fizy, google falan derken sıra blogger’a da geldi. Her internet sitesi bir gün sansürü tadacaktır şiarından hareketle, kullanım listesinin tepesinde ne kadar site varsa, hepsini sırayla kapatıp kapatıp açıyorlar. Bu seferkinin sebebi de digiturk denen heyula çıktı, iyi mi?

Ya bakıyorum sanal ortama, feysbuku olsun, tivitırı olsun, protesto gırla gidiyor, #blogumadokunma ve #digiturk maddeleri ülkemizin en çok hit alan maddeleri arasında görünüyor mesela. Ee, sonra? Cevabını vereceklerini bilsem, arayıp digiturk’a sorasım var, “Abilerim, haftabaşından beri kaç kişi üyeliğini iptal ettirdi acaba?” diye. Şurada kırk kişiyiz, birbirimizi biliriz, çoğunuz üyeliğinizi iptal falan ettirmeyeceksiniz. (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Tutarsızlık

Defalarca söyledim, ülke gündemini takip etmemeye çalışıyorum. Artık sinirlerim kaldırmıyor. Ama gel gör ki, Cengiz Üstün’ün gündemden kaçamayan kişi karakteri gibi, gündem gelip gelip beni buluyor, üstüme üstüme geliyor.

Son alkol yasakları, gene çileden çıkardı bünyemi. Mesele sadece bu yasakların kendisi değil aslında. Mesele tutarsızlık, mesele ısrarla ve inatla bu adamların dedikleri ve yaptıklarının birbirini tutmaması.

Alkol yasaklarını koyuyorlar önüne, diyorlar ki sana gençlerimizin sağlığı için çıkarttık bu yasakları. Alkışlıyorsun. Samimi olsalar ben de alkışlayacağım. Ama değiller. Gündemleri başka. İnsanların sağlığını düşünen adam, GDO’lu besinleri serbest bırakır mı? Serbest bırakmayı geçtim, adamlar yiyecek piyasasını GDO’lu gıdalara teslim ettiler. Filmlerde şehrin altın anahtarının teslim edilmesi gibi hem de. Yahu adamlar, çıkarttıkları kanunda GDO’suz besinlere GDO’suzdur etiketinin vurulmasını engellediler ki sen gidip GDO’suz olanı seçme, illa ki GDO’lu olanı tüket. Yahu bu mu halkın, gençlerin sağlığını düşünmek? (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Gündemini Sevdiğimin Ülkesi

Şu ülkenin ortalama bir gününün gündemi bile insanı umutsuzluğa itmek için yetiyor da artıyor bile. Gün içinde iş yoğunluğundan internete girip neler olmuş diye bakma fırsatım olmadı. Eve gelip televizyonda haberlere göz atarken her haberde ayrı bir sinir harbi yaşadım. Şimdi sakinleştim, yazıyorum.

Öncelikle asgari ücret 600.-TL’den 630 TL’ye yükseltilmiş. İşverenler memnun değilmiş ama sosyal sorumlulukları çerçevesinde kabul etmişler bu artışı. Büyük lütuf. Açlık sınırı 830 TL bu ülkede. Yoksulluk sınırı ise 3.021 TL. Hayır parasının hesabını yapamayan yüzbinlerce insan olduğuna her gün defalarca tanık olmasam sorun etmeyeceğim. Ama birileri bu rakamlara para bile demezken, birileri önce ona muhtaç bırakılıyor; sonra üzerine yapılan 30 TL zamma duacı olmaya mahkum ediliyor. İsyanım buna. (daha&helliip;)

Fazlasını Oku