Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Kapıları açmak

Kapıları açmak diye bir dizi vardı bir aralar. Hani, bomba prodüksiyon diye sunulup mantarlayanlardan. Aklımda çok şey kalmamış, Osman Sınav dizisiydi, şarkıcı bir kız vardı, Olgun Şimşek, Erkan Can oynuyordu. Zafer Algöz her zamanki tipi donuk takım elbiseli adam rolündeydi. Dizi iyi miydi, kötü mü onu hatırlamıyorum. Ama Türkiye yemek sonrası dizi sekansında yer bulamamış olması “kötü dizidir” diye kestirip atmamıza engel oluyor, iyi de olabilir yani.

İkinci hoşgeldin

Hayata dair küçük detayları paylaşmanın insana değer kattığını düşünüyorum. Otobüste cam kenarındayken, duraktaki insanlarla göz göze gelip "Oha kız beni kesiyo lan, dur hemen bakmayayım da otobüs hareket edince bakarım." gibi anlar yaşarız da birileriyle paylaşma ihtiyacı duyarız acaba onlara da oluyor mu diye ya işte bunlardır hayatı rakı masası olarak görenlerin mezeleri. Şimdi anlatacağım detaysa genelde türk filmlerinde falan da rastlarız ama gündelik hayatta da çok hoşnut kalarak yaptığımız hareketlerden biridir, anlamlıdır, özeldir.

Dede tavlası

Efendim, önce süratli bir girizgah yapayım. Sabah kalktım, işedim, parmak arası terliğimi ve şortumu kuşandım, hop huzurevindeyim. Öğle yemeği sularında gidiyorum ki hem de karnımı doyurayım. Neyse, yenildi içildi falan sonra üst kata çıktık kafe tarafına her zamanki gibi. Dedem ve arkadaşları paso okey ya da briç oynarlar yemekten sonraları. Çoğunu tanıyorum artık gide gele tabi de bazen tanımadıklar çıkıyor, gene öyle biri çıktı işte dedem de torununu tanıtıyor ona "Bizim oğlan Koç'u bitirdi." gibilerinden hatta gaza geliyorlar bazen "Koç'ta işi hazır, hemen başlıycak."

Umut savaşçıları

Zor günler yaşıyoruz ülke olarak. Umut edip tutunacak çok fazla bir seçenek bulamıyoruz son aylarda. Nereye baksan kriz, kaos, tartışma, çekişme. Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal. Bütün olan biteni izliyoruz ama tepkisiz, hissiz ve de duyarsız. Bir gün bir adam çıkıyor diyor ki “tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkem” Umutlanıyoruz, hülyalara dalıyoruz. Güzel günlerin geleceğine inanmak istiyoruz. Biraz da olsa kopuyoruz yozlaşmış hayattan. Sonra yine gerçekler tüm çıplaklığıyla karşımıza çıkıyor, eğilmek zorunda hissediyoruz kendimizi, uyanıyoruz. Çünkü biliyoruz ki “Kral çıplak.”

Türk Telekom Ankara’dan kaçıyor

Siyasetin kritik ve sıcak gündemi bir yana Ankara’da şimdilerde sportif bir eylem hazırlığı var. Eylemin sebebi görüşme aşamasında olan Türk Telekom ve Galatasaray basketbol takımları evliliği. Ankaralı basketbolseverler yıllardır Ankara’da basketbol heyacanı yaşatan Türk Telekom’un Galatasaray ile birleşmesine karşı çıkıyorlar. Evliliğin gerçekleşmesi durumunda takım Türk Telekom Galatasaray ya da buna benzer abuk bir isimle ve pek tabii ki İstanbul’da hayatını devam ettirecek. İsim değiştirme konusunda muhafazakar olanları ayrı tutalım, salon sporlarında başarıyı hedefleyen Galatasaraylılar için hadisenin önemi büyüktür ama Ankaralılar için can yakıcı olan takımın İstanbul’a taşınması olacak elbette. Konumuz da bu zaten.

Bıkmaz usanmaz yaratıcılık: rotten

Küresel ısınma denen mevhum (mefhum değil mevhum) bizi kavur kavur kavururken, insanoğlu “aman bir de şu bilgisayarı alayım kucağıma, fanı ile ısınıp terleyeyim, sonra bir duş alır, yatarım” diyemiyor. Hem zaten Euro 2008 sürerken, buna paralel, hayata dair tek güzel şey soğuk bir biraymış gibi gelirken bilgisayar demek de ne demek? FasulyedenKom düsturu bu şekilde elbette, ama herkes ben gibi, sen gibi değil ki? O gibi, gibi, gibi... Envai çeşit insan var dünyada, hepsi de tırıl tırıl.

Dondurma kronolojisi

Dondurmaya dair ilk hatırladığım şey bademcik ameliyatımdan hemen sonra, eve gelir gelmez teyzemin gidip bana külahta dondurma getirmesiydi. Sanki bademcik ameliyatını sadece dondurma yemek için olmuştum. Değer miydi peki? Hem de sonuna kadar...

Harembüs Çılgınlığı

Yaklaşık bir kaç ay önce çıkan "Harembüs" tartışmasını az çok hatırlıyorsunuzdur. Hani İETT'nin İmam Hatipli kız öğrenciler için özel olarak tahsis ettiği (ve fakat onu da laf kalabalığıyla kılıfına uydurduğu -tabii yersek-) otobüs seferleri konusu. Kısa sürede ülkemize özgü yaratıcılıkla Harembüs adı takılan bu organizasyon, bilmeyenler için biraz daha açmak gerekirse, İmam Hatip Liseleri'nde okuyan kızlarımız, normal İETT seferlerinde karşı cinsten erkeklerle olur da karşılaşabilir diye ayarlanmış, muhtemelen de işin altında İETT'de yüksek kademelerde tanıdığı bulunan bir velinin işgüzarlığına, o kademedeki tanıdığın da aynı işgüzarlıkla kafa sallayarak olumlu cevap vermesi sonucu ortaya çıkmış ucubik oluşum.

Vasiyet

Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü, ölürsem kurtuluştan önce yani, alıp götürün, Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni. Hasan bey'in vurdurduğu Irgat Osman yatsın bir yanımda ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda.

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?