Engin Olmak

Pazar günlerinin daha güneşli olması tesadüf mü? Az çok tribün kovalamış adam bilir Pazar günlerinin nispeten daha güneşli olduğunu. Psikolojikse psikolojik, ona “Sunday” geyikleriyle gelinmezdi. O günlerde güneş bulutların arasında kalsa bile sokak röportajı kamerasına el sallayan peçeteci çocuk gibi sallar elini arada. Ya da huysuz meraklı amca olur; kırışık kırışık süzer, hare hare. Güneş doğmasa n’olur lan?! Beşiktaş’ın maçı var.

Hafif kahvaltı, hızlı sindirilecek besin değeri yüksek gıdalar, biranın midede şişirmeyeceği tercihler. Pazarın kahvaltısı geç, birası erken başlar. Arkadaş da erken arar pazarları. Eğer araba sendeyse, maç da Olimpiyat Stadı’ndaysa anlarsın halden. Aceleye bağımlıdır pazarlar, herhangi bi’ pazartesiden daha pazartesidir aslına bakarsan. Pazar, pazartesinin maç öncesi son taktik antremanıdır. Hangi formayı giyse? İktidar bağlantılı takımla yapılan saha içi maç; klasik çubuklu. Olimpiyat’ın rüzgar panelleriyle dalga geçen Doğa Ana’ya inat bi’ de şişme yelek. Elemanlara da mesaj attı: “Eser orası üstünüze kalın bi’ şeyler alın.” Harun’un çocuksu inadını bildiğinden yedek yeleği almayı da unutmadı; dost canlısı. Köpeği kadar severdi Harun’u ama köpeği onu Harun kadar sevmezdi. Harun’a rol kesebilecek kadar az vakit ayırıyordu çünkü, köpek sürekli ensesinde. (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Yas Eşiği ve Sosyal Mutabakat

Kritik bir konu, sıkıntılı bir süreç. Kedi gözlü yetkili abiler keşke bizlere “Beyler, 2014 yas tüzüğünü açıklıyorum, instagram orucu 2 gün sımayli orucu 24 saat.” diye yol gösterse de bilgilensek. Yas eşiği neymiş, sosyal mutabakat sınırlarımız nelermiş. Kıyafete bağlı kısıtlamaları da Neslihan Yargıcı’dan veya Okan Bayülgen’den alsak aynı şekilde. Yoksa ayağında New Balance ile 1 Mayıs’a gidilmez ile gözünde Ray-Ban ile Soma’ya gidilmez gibi aynı familya ürünü eleştirilerden nasıl kurtulacağız? Yas evine veya eyleme giderken dolabından en ucuz kıyafeti seçip markalarını gözümüze sokmamalısın diye bir direktif verme keyfiliğinde nasıl bulunabiliyor insanlar?

Öte yandan İzzet Çapa gibi balık ve garnitürden tabağa Soma yazma veya canlı yayınlara baret takıp surata kömür sürerek çıkma gibi artık uç noktalarda işi magazine dökmenin eşik olduğunu düşünüyorum.

E şimdi ama senin de bir eşiğin var illa ki sevgili okuyucu, başkasının da var. Ne yapmalı? Toplumsal bir kırmızı çizgi çekip kutuplaşmak sağlıklı mı? Başta dediğim gibi kritik konu. İnsanları veya kurumları vicdanlarıyla baş başa bırakıp bekçiliğe soyunmamak sosyal mütabakat olarak belirlenmeli der yürüyen merdivenin sağına çekilirim.

Fazlasını Oku

Pozitif “Düşünce de” Kazanır

Geçen yine Kürşat Başar programlarına benzer bir ortama düştüm. Bu yabancılaşmalar, kültürler arası değişimler güzel geliyor. Misal Fransa’da ya da Almanya’da falan olsa çok koyar ama burada her şey şekilcilikten ibaret olduğu için eğlenceli duruma geliyor. Fakat olmadık muhabbetler ve ekmek kapıları da yaratıyor insana (Manitasal durumlar değil malesef)

Hanım kızımız diyor ki:

“Bu işin sırrı güne iyi başlamak, güne nasıl başlarsan öyle gidiyor, bunu hem kahvaltı olarak düşün, hem zihinsel, hem bedensel. Ben yarım saat yürüyorum her gün, mutlaka yeşil çay, güzel bir kahvaltı. Zaten kahvaltının mutlulukla bir ilgisi var (gamzesini çıkarırcasına gülüyor)

Amın olu da kendisine gelen gollük pasa sadece dokunarak kendisinin 2. takımının 3. golünü ağlara gönderiyor:

“Eee güne iyi başlamak için günü iyi bitirmek lazım. Güzel uykuya dalarsam, güzel uyanıyorum. Off sorma hele Chris Rea ile uykuya dalmak…” (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Süperlige Hoşgeldin Refetspor (Fasulyeden İletişim Hiz.Tic.A.Ş)

“Geldi bahar ayları, gevşer gönül yayları” temalı bir yazı vardı aklımda ama yoğun futbol gündemi nedeniyle gözler cadı kazanlarına çevrildi. Aslında bir bakıma aynı şeyler. Gönlümüzün içindekilerden biri de Futbol. Gerçekten futbol mu tabi o da tartışılır, onun etrafında dolaştığı hikayeler belki. Balıkesir’in maçını izlerken ve akabinde şehre asılan büyük bayrakları gördükten sonra aklıma geldi. Balıkesirli pek esnaf yok. Eskiden peynirciler Manyas’lı olurdu. Yoğurt satarlardı. Zeytinyağı falan. Bandırma’lı bir esnaf var, ona da Balıkesir muhabbeti yapılmaz, limonilik satıyor o da.

Mahallenin esnaflarıdır bunlar. Gerçi kasap, manav, nalbur falan kalmadı ya pek. O zaman ismini koyalım:

Cep Telefoncular, fırınlar, büfeler… (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

edit: imla

Hah işte tam bizim vizyonsuzluğumuzu gösteren bir durum bu şimdi. Vizyonsuzluk kelimesi tam oturmadı, çok ciks durdu. Artık mahalle arasındaki lahmacuncuların bile duvarında yazan “since 1976, vizyonumuz: lezzet durağı olmak, misyonumuz: kesenize ve midenize hitap etmek”. Kısmetsizliğimiz mi diyelim, üşengeçliğimiz mi diyelim, ileri görüşsüzlüğümüz mü, gece görüşsüzlüğümüz mümü, Tepecikli mi? Kuruçaylı mı? Kasımpaşalı mı? (Ulan o zamanlar Kasımpaşa maçlarına gitmek dilencilikti, şimdi politik bir tavır olacak neredeyse)

Bloglar aldı yürüdü, tumblrlar falan çıktı, twitter keza… Akıllı telefonlar, zaytunglar… Bit pazarına nur yağdı, 90’lara rağbet… Çok iyi hatırlarım site için “Müfide İnselel-Fasulyeden” videosunu aramıştım. Aradın buldun, indirmesi bir dert, siteye koyma kısmını zaten hiç bilmedim, bilmiyorum, bilmekte istemiyorum galiba. (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

Őrűmcek

Kötü kader kuru tatak gibidir, yapıştı mı gitmez derler. Belki öyledir belki değildir bilemem, ama bazı mekanlar görüyorum ki ne açılsa iş yapmıyor sanki altında cünüp gitmiş yatır varmışcasına. Bence buraların bir listesi çıkarılıp girişimcilere dağıtılmalı. Michelin yıldızlı lokanta oluyor da Gulyabani lanetli dükkan neden olmuyor, bu kadar batıcılığa da pes. Peki hepimizin bir gün solucanlarla aynı evde kalacağı gerçeğinden yola çıkarsak bir insanın iyi kaderi nasıl çizilebilir? Varsayalım çok yaşamak. Periyotlar halinde gazetelerde gördüğümüz DEYİ (Dünyanın En Yaşlı İnsanı) haberlerini örnek olarak alırsak, -1 yaşlı gidince otomatikten DEYİ statüsüne ulaşan adamı bulup ölümünü beklemek hangi vicdana sığar? Senin iyi kaderinin başkasının mezar bakıcılığına denk düştüğü dünyaya çocuk getirmek istemeyen anne adaylarına sırf bu yüzden gardolap kadar saygım var. Neden, çünkü çocukluğumuzda gördüğümüz en dev nesne o olduğundan annesevgisiölçer betimleme ölçü birimi olarak onu kullanıyorduk. Hatırlayamadığımız çocukluk dönemlerinde bize gelecekteki hayatımızın nasıl şekilleneceğine dair hayallerimizi çizmemiz istenseymiş, doğru çıkınca işte bu çocuk kendi kaderini elleriyle çizdi denseymiş. Doğru çıktığını sadece DEYİ olursa öğrenebileceğinden mütevellit, kime caka satabilir hangi cortingen teyzeden puan toplayabilir gerçi orası biraz gri alan. Şimdi buna iyi kader mi kötü kader mi diyeceğiz? Bence kasmayalım ve baştan yazılmış doğalım abi, puhaha burası ortamda beşinci birasını bitirip dünyeviden uhreviye göbekleme dalan çocuk modeli oldu biraz o yüzden pas geçiyorum ama yazılmış cümlenin davası olmaz mantığıyla da silmiyorum. Bana kaderimiiin bir oyunu mu buuu?  (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

“Kıl”işe

Eskiden sabahlardık ya, hatırlıyorum. Savaş Ay’dır, Siyaset Meydanı’dır, Ceviz Kabuğu, bilimum Okan Bayülgen Show’ları… Haftasonları da böyle konuklu programlar olurdu, ne bileyim konuk çağırılır, onunla ilgili mini bir cv-vtr (ne demekse) izletilir, sonra ropörtajlardan alıntı yapılarak sohbete koyulunur. Çanak sorular, klişe sorular da cabası. Bu programlarda hep “ben olsam şöyle cevap verirdim” diye düşünmüşümdür hep. “Bu alıştırmaların meyvelerini iş mülakatlarında topladım” demek isterdim ama malesef bi erkeklik cinsel organına yaramamıştır bu güne kadar.

Hadi gelin itiraf edelim (E.Özkok mode on), çok acı ya. Bazen size de oluyor mu bu? “Herkes 15 dakikalığına ünlü olacak” muhabbeti gibi biraz. Sanki böyle ölünce Uğur Dündar özel program yapacak sizin için ya da Okan Bayülgen dostlarınızı çağırıp sevdiğiniz şarkıları söyleyecekler, anılar anlatılacak falan. Özel siyaset meydanı yapılacak, arşiv görüntüleri (doğum günü, sünnet v.s) İlkokul öğretmeniniz falan konuşuyor. Neyse konu bu değildi.

“Bir röportajınızda demişsiniz ki…” diye başlayan körler/sağırlar programları gibi bir oyun oynayalım mı? Ya da bir zamanlar Ayşe Arman ablanın yaptığı gibi sanal röportaj gerçekleştirelim. Tümüyle copy-paste, tümüyle “nereden bakmak istiyorsanız oradan bakarsınızla alakalı”… “Bana Bir Şeyhler Oluyor” da vardı bu muhabbet. Medyanın olayları nasıl çarpıttığı, nasıl cımbızladığıyla ilgili. (daha&helliip;)

Fazlasını Oku