Gündemini Sevdiğimin Ülkesi

Şu ülkenin ortalama bir gününün gündemi bile insanı umutsuzluğa itmek için yetiyor da artıyor bile. Gün içinde iş yoğunluğundan internete girip neler olmuş diye bakma fırsatım olmadı. Eve gelip televizyonda haberlere göz atarken her haberde ayrı bir sinir harbi yaşadım. Şimdi sakinleştim, yazıyorum.

Öncelikle asgari ücret 600.-TL’den 630 TL’ye yükseltilmiş. İşverenler memnun değilmiş ama sosyal sorumlulukları çerçevesinde kabul etmişler bu artışı. Büyük lütuf. Açlık sınırı 830 TL bu ülkede. Yoksulluk sınırı ise 3.021 TL. Hayır parasının hesabını yapamayan yüzbinlerce insan olduğuna her gün defalarca tanık olmasam sorun etmeyeceğim. Ama birileri bu rakamlara para bile demezken, birileri önce ona muhtaç bırakılıyor; sonra üzerine yapılan 30 TL zamma duacı olmaya mahkum ediliyor. İsyanım buna. Daha Fazlasını Oku

Sosyal Devlete Emre Aköz Bakışı

Sabah Gazetesi’ne TMSF tarafından el konulmadan önce ne yapıyordu bu adam, hatırlıyor musunuz? Penthouse ve Esquire dergilerinin eski bir yöneticisi olarak Hıncal Uluç Jr. Olma konusunda müthiş çaba sarfediyordu. Bir gün tavlada zar tutmanın ipuçlarını, diğer gün Fenerbahçe’ye karşı forma giyecek olan Rooney’e “motherfucker” diyerek moralini bozabileceğimizi filan anlatıyordu “Türk’ün Aklı” adını verdiği laylaylom köşesinde…

“Şurada yeni bir mekan açılmış, on numara bilmem ne yapıyorlar”dan tut, viski şöyle içilir, puro böyle yakılır tarzı içi boş yazılar işte. Canlandı hemen gözünüzde…

Ne zaman ki TMSF Dinç Bilgin’i şutlayıp Sabah’a çöktü; yazar kadrosu Nazlı Ilıcak’la, Engin Ardıç’la, Mehmet Barlas’sa güzelleşti, işte Emre Aköz de birden tarihsel analizlerle, sosyopolitik kavramlarla, müthiş bir politik kalem olup çıkıverdi.

Misal, bu işin amentüsü olarak ilk iş Atatürk ilkelerine çatmaya başladı, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’na dair güzellemeler yazdı, CHP’nin bu ülkenin başına gelmiş en kötü şey olduğuna inanan zevatın en ağır kalemlerinden birisi oldu. Daha Fazlasını Oku

Türbanlı İmamlara Evet!

Türban konusunda özgürlükçü ve insani olan tavrın, serbestlikten yana olması gerektiğini bildiğim -hem de çok iyi bildiğim- halde, türbanın varlık sebebinin insani ve özgürlükçü olmaması münasebetiyle çoğunun/çoğunuzun anti-demokratik ve hatta faşizan bulduğu cenahta yer aldığımı az çok bilirsiniz; bir kere daha not düşeyim. Yazdık bunları kitaplarımızda.

Faşizan mı? Evet. İnsani mi? Hayır. Toplumsal barışa katkısı olur mu bu tavrın? Kesinlikle olmaz. Kimse didaktik cümleler kurup da, telkinlerle özgürlük, demokratlık, bilmemnecilikten bahsetmesin. Zira dediğim gibi hissiyatımın, fikriyatımın ve bu konudaki -bireysel- ideolojimin ne olduğunu kimseden dinlemeye ihtiyacım yok. Daha Fazlasını Oku

Husband’s Hand

Topa girebilen bir insan değilim. Muhabbetlerde yani, millet konuşurken lafı kesip kendi akınımı başlatmam. Susar dinlerim, ayağıma pas atılırsa, topu önce hafifçe yumuşatırım önümde, sonra biraz oynar eğer kaleye dikine kaçan kimse yoksa en yakınımdaki arkadaşıma kısa pas yaparım.

Uzun süredir aklımda olan, ama yukarıda saydığım sebepten dolayı bir türlü anlatma fırsatı bulamadığım bir anım var. Çok da fantastik kuntastik bir hikaye değil ya, aklıma gelmişken buraya bir not düşeyim dedim.

Seneler oldu, ben üniversitedeyken oluyor diyeyim, ne kadar eski bir hikaye olduğunu varın siz hesaplayın. Servisle yerleşkeden 4. Levent’e doğru gitmekteyim. Kulağımda kulaklıktan yayılan müzik eşliğinde uyuyorum, çoğu zaman yaptığım gibi. Ama yolun ortalarında, müzikçalar zımbırtının şarjı bitince gözlerim aralanıyor. Mecbur kalıyorum dış sesleri dinlemeye. Arkamda hazırlık öğrencisi bir kız, yabancı birisiyle İngilizce sohbet ediyor. Bana en yakın konuşma bunlarınki olduğundan ister istemez kulak misafiri oluyorum konuştuklarına.
Muhabbetin geyik kısımlarını geçiyorum, direk önemli kısma geliyorum. Kızın memleketi Kocaeli‘ymiş. Oralardan bahsediyor. Oradan kalktım buralara geldim, şimdi yurtta kalıyorum, komşu şehir falan ama çok uzak diye. Sonra, birden kulaklarıma inanamadığım kısım başlıyor. “Biliyor musun, çok garip bir ismi var bizim şehrin” diyor. “Kocaeli’ndeki koca husband demek, eli de hand demek” diyor. “Yani husband’s hand”. “Hehe, ne komik, değil mi?” diyor.

Kilitleniyorum, vücudumun solundan geri kalanına bir felç yayılıyor. Karabasan gibi, bağırmak, çığlık atmak istiyorum ama atamıyorum. 4. Levent’te servisten nasıl indiğimi hatırlamıyorum. Öyle bir acı içerisindeyim ki, değil inerken kızın yüzüne “Akça Koca mezarında dört döndü ulan” diye bağırmak, kimmiş bu salak diye kafamı çevirip bakamıyorum bile.

Bu kadar bilgisizlik ancak eğitimle olur lafı nereden geliyorsa geliyor aklıma, metroya doğru efkar içinde yürüyorum…

Yeni Üniversiteliye Kuran

Anadolu Gençlik Derneği, İstanbul’un çeşitli semtlerine astığı pankartlarla üniversiteye yeni giren öğrencilere Kuran-ı Kerim hediye ettiğini müjdeliyor. “Hayat rehberi Kuran-ı Kerim”ler, üniversitelerde kurulacak olan standlarla üniversite öğrencilerine bedava olarak verilecekmiş. İncil dağıtanların öldürüldüğü laik Türkiye Cumhuriyeti’nde Kuran dağıtanların başına bir şey gelmesi hepimizi üzer. Keşke toplumumuz dinsel inançlara saygı, dinsel misyonlara anlayış gösterebilse de kendisini İslam yoluna adamış derneğin Kuran dağıtımında herhangi bir sorun yaşanmasa. Neyse, kendilerine kolaylıklar dilerken, ellerinde döner bıçaklarıyla saldırma ihtimali bulunan St Joseph İlim Yayma Cemiyeti ya da St Alph Erén Ocakları gibi radikal, gergin, cahil, tırt oluşumlara karşı dikkatli olmalarını öneririz.

Yeni üniversite har(a)çları

Emekliye 11 TL zam yapmayı uygun bulan devlet, o emeklinin oğlunun üniversite harcına fahiş oranlarda zam yapmayı uygun buldu. Aşağıda verdiğimiz fiyatlar üzerine üniversite kurullarının %20’ye kadar arttırım yapma hakkı da bulunuyor. Ahh bir de, neredeyse hepimizin malumu olduğu üzere, okulu bir yıl uzatmanız durumunda %50, 2. yıldan itibaren %100 cezalı yatırıyoruz bu harç denen haracı. İşte üniversite eğitiminin paralı olması gerektiğini iddia eden bir adamın başkanlık yaptığı YÖK tarafından açıklanan, bir nevi “Okumayın Lan!” anlamı taşıyan yeni üniversite harçları: Daha Fazlasını Oku