Yas Eşiği ve Sosyal Mutabakat

Kritik bir konu, sıkıntılı bir süreç. Kedi gözlü yetkili abiler keşke bizlere “Beyler, 2014 yas tüzüğünü açıklıyorum, instagram orucu 2 gün sımayli orucu 24 saat.” diye yol gösterse de bilgilensek. Yas eşiği neymiş, sosyal mutabakat sınırlarımız nelermiş. Kıyafete bağlı kısıtlamaları da Neslihan Yargıcı’dan veya Okan Bayülgen’den alsak aynı şekilde. Yoksa ayağında New Balance ile 1 Mayıs’a gidilmez ile gözünde Ray-Ban ile Soma’ya gidilmez gibi aynı familya ürünü eleştirilerden nasıl kurtulacağız? Yas evine veya eyleme giderken dolabından en ucuz kıyafeti seçip markalarını gözümüze sokmamalısın diye bir direktif verme keyfiliğinde nasıl bulunabiliyor insanlar?

Öte yandan İzzet Çapa gibi balık ve garnitürden tabağa Soma yazma veya canlı yayınlara baret takıp surata kömür sürerek çıkma gibi artık uç noktalarda işi magazine dökmenin eşik olduğunu düşünüyorum.

E şimdi ama senin de bir eşiğin var illa ki sevgili okuyucu, başkasının da var. Ne yapmalı? Toplumsal bir kırmızı çizgi çekip kutuplaşmak sağlıklı mı? Başta dediğim gibi kritik konu. İnsanları veya kurumları vicdanlarıyla baş başa bırakıp bekçiliğe soyunmamak sosyal mütabakat olarak belirlenmeli der yürüyen merdivenin sağına çekilirim.

Őrűmcek

Kötü kader kuru tatak gibidir, yapıştı mı gitmez derler. Belki öyledir belki değildir bilemem, ama bazı mekanlar görüyorum ki ne açılsa iş yapmıyor sanki altında cünüp gitmiş yatır varmışcasına. Bence buraların bir listesi çıkarılıp girişimcilere dağıtılmalı. Michelin yıldızlı lokanta oluyor da Gulyabani lanetli dükkan neden olmuyor, bu kadar batıcılığa da pes. Peki hepimizin bir gün solucanlarla aynı evde kalacağı gerçeğinden yola çıkarsak bir insanın iyi kaderi nasıl çizilebilir? Varsayalım çok yaşamak. Periyotlar halinde gazetelerde gördüğümüz DEYİ (Dünyanın En Yaşlı İnsanı) haberlerini örnek olarak alırsak, -1 yaşlı gidince otomatikten DEYİ statüsüne ulaşan adamı bulup ölümünü beklemek hangi vicdana sığar? Senin iyi kaderinin başkasının mezar bakıcılığına denk düştüğü dünyaya çocuk getirmek istemeyen anne adaylarına sırf bu yüzden gardolap kadar saygım var. Neden, çünkü çocukluğumuzda gördüğümüz en dev nesne o olduğundan annesevgisiölçer betimleme ölçü birimi olarak onu kullanıyorduk. Hatırlayamadığımız çocukluk dönemlerinde bize gelecekteki hayatımızın nasıl şekilleneceğine dair hayallerimizi çizmemiz istenseymiş, doğru çıkınca işte bu çocuk kendi kaderini elleriyle çizdi denseymiş. Doğru çıktığını sadece DEYİ olursa öğrenebileceğinden mütevellit, kime caka satabilir hangi cortingen teyzeden puan toplayabilir gerçi orası biraz gri alan. Şimdi buna iyi kader mi kötü kader mi diyeceğiz? Bence kasmayalım ve baştan yazılmış doğalım abi, puhaha burası ortamda beşinci birasını bitirip dünyeviden uhreviye göbekleme dalan çocuk modeli oldu biraz o yüzden pas geçiyorum ama yazılmış cümlenin davası olmaz mantığıyla da silmiyorum. Bana kaderimiiin bir oyunu mu buuu?  Daha Fazlasını Oku

Zingarella

Öyle bir yemek düşünün ki sevgili okuyucu, buram buram ensest koksun. Şimdi açılış olarak çirkin bir cümle kabul ediyorum ama siz de kabul edin ki vurucu bir tınısı doyurucu bir gıdısı var. CMYLMZ’nin daha ilk yıllarında Hülya Avşar Şov’a Kenan Doğulu’yla beraber katıldığı ve tüp kullanarak sahanda yumurta yapıp yemeğe gıdık ismini verdiği bir program vardı, salyalar akarak gülmüşlerdi kendi esprilerine. Evet ne diyordum, tavuklu yumurta! İçinden çıkan şeyle beraber çırpılmak, yavrunla beraber aynı tavada pişirilirken göz göze gelmek bunlar çok ağır travmatik olaylar. Benim diyen aşçıyı şakayık gibi ağlatır şerefsizim. Gerçi etrafta benim lan o benim oğlum sikerim lan benim diye dolaşan bir aşçı ben epeydir görmedim, çok oldu yani biraz flu anılarım. Evet ne diyordum, analı kızlı! Vicdan dramı, ahlakdışı bir paradigma, kimsenin tatmak istemeyeceği bir hüzün yemeği. Ya piskopat mısın be sevgili atam, atabarım; patatesli havuç desen ölür müydün amına koyim. Hayır bu yemeği olduğu gibi kabul eden o topluma da laflarım var, terbiyesiz pis ataerkiller. Daha Fazlasını Oku

Deli Dumrul

Bilgisayara her oturduğumda muhakkak ucubik bazı dosyaların bana yeni sürümleri servis ediliyor. eskisini çılgın gibi sürüyormuşcasına sanki. Gerçi antivirüs programlarında işe yarayabilir ama yani serdeki üşengeçlik sanal platformlara da yansıyor ve basıyorsun o meşum daha sonra hatırlat tuşuna. İnsanoğlu normal hayatında da bir şeyleri muhakkak erteliyor, aman sonra yaparımcılık damarlarımızdan akıyor. Bizi dürten kesim olmasa kirli sepetinde boğulmamız, yıkanmamış teflondan zehirlenmemiz pek olasılıksız gözükmüyor. O kitabı da okuyamadım daha, inşallah bir gün. Umarım lafını tercih edenler de var, onlar muhakkak iyi yaşacılar. En azından baba tarafından akrabalar. Daha Fazlasını Oku

“Artık Yoruldum”

Uzun zamandır yapmak istediğim bir röportajdı. Kendisine ulaşabilmek için çok kazalar yaptım, kafamı duvarlara vurdum ve sonunda istediğimi elde ettim. Randevu almak gerekiyordu aldım, intihar edenlere yüzünü göstermiyordu saygı duydum. Prensipli bir adam, karşı gelsen o dakika seni küşleme yapar, ekmek banar. Sırat Köprüsü’nün yakınlarında ateş kenarında bir kafede buluştuk, off the record olmasını istediğinden herhangi bir kayıt aleti de almadım yanıma dolayısıyla aklıma kalanları sizlere aktarıcam.

Herkesin merak ettiği soruyla başlamak istiyorum, bu işler nasıl yürüyor?

Doğrusunu söylemek gerekirse çok yoruldum, artık başkasına devretmek istiyorum. Kaldırmıyor bünyem, en ücra yerlere bile ben gidiyorum. Bazen gönderildiğim yerde saatlerce beden aradığım oluyor, insani yardım ekiplerine onların görmeyecekleri şekilde yardım ediyorum. Eceliyle ölmek üzere olan adama bile git bir bak deniyor. Uzaktan göründüğü kadar kolay değil bu işler. Sizin en çok eğlendiğiniz Cumartesi akşamları bizler için azap oluyor, bu pazarı da etkiliyor tabi. İlk röportajımda bu kadar dürüst olduğuma bakılırsa baya dolmuşum bu konuda.

İşiniz hiç kolay değil anlayabiliyorum, peki canlarını yaktığınız insanlardan aldığınız beddualar için ne söylemek istersiniz?

Lütfen beni bağışlasınlar, çünkü ben de emir kuluyum. Sistemin bana biçtiği bir rol bu, hem ayrıca beddualarını boşa harcamasınlar bana işlemiyor. Ben kendimi öldürmek istemedim mi sanıyorsunuz, sizin gibi ölümlü olmak istemedim mi sanıyorsunuz. Dostum senin aracılığınla bütün insanlığa sesleniyorum, şu siktiğiminin ölümsüzlük iksirini bulun artık yeter. Mahşer çizgimden çıktım yemin ediyorum.

Diğer meleklerle aranız nasıl, geçinebiliyor musunuz kendileriyle?

En haytaları benim aralarındaki, bütün gün ölüm işleriyle uğraşınca insan kendini komikliğe vermeye başlıyor. Devamlı uğraşıyorum onlarla, saolsunlar hoşgörüyorlar beni. En son İsrafil’in elinden boruyu kaptığım gibi üflüyordum, dur dedi o an aklıma dank etti. Milyonlarca insanı galeyana getirecektim nerdeyse, vuvuzela gibi bir sesi var diyorlar gerçi resmen soykırım yapıcaktım. Bazen Mikail’e oğlum havada yağmur havası var falan derim, bu da inanır gider yayar herkese. İklim değiştirdiğim oldu bir dönem yanlışlıkla, siz de zaten konuşuyorsunuz kendi aranızda duyuyorum doğa bizi sınıyor diye. Yok aslında öyle bir şey, her şey Mikail’in bir lafına bakıyor buralarda.

Dünya üzerinde en fazla şarkı yazılan kişilerdensiniz, işten fırsat bulduğunuzda dinleyebiliyor musunuz?

Bu aralar Six Feet Under’ın son sezonunu indirdim, onun soundtrackini dinliyorum gün içinde. Kendime yazılan şarkıları çok umursamıyorum, genelde bana gider yapıyorlar sözlerinde. Popüler kültürle genelde Cebrail ilgileniyor, insanlara oku-dinle gibi emirler veriyor. Ben de o yattıktan sonra karıştırıyorum bilgisayarını, çok güzel bir arşivi var gerçekten.

Sizin isminiz üzerinden DJ’lik, rapçilik müesseselerinde prim yapılıyor, rantlar yeniyor. Telif konularındaki bilgisizliğinize mi yoralım bu konuyu yoksa gönlübol kişiliğinize mi?

Ruhları önümde diz çökücek hepsinin, bazı not aldığım isimler var onlar kendilerini biliyor akıllı olsunlar. Dualara, cevşenlere sarılmasınlar çünkü ben unutmam bana yapılanı. Benim adımla başkalarına diss atmasınlar, başka bir şey demiyorum ayrıca bol gönüllü değil bol gömüllüyüm.

“Evini temiz tut misafir gelebilir, kendini temiz tut azrail gelebilir.” gibi bir atasözü mevcut bizim oralarda, burdan pis ve leş insanların aslında siz gelmeyesiniz diye o yolu seçtikleri gibi bir anlam çıkarılabilir mi? Nedir bu hijyen takıntınız, kokluyor musunuz önce insanları?

Yok insan ayırmam, bu arkadaş kendi dininin propagandasını yapmış. Kendi temizliğime de çok önem vermiyorum, bazen şöyle bir gir çık yapıyorum ateşe o kadar. İnsanlık böyle dogmatik şeylere inanmasın, gelmek istediğim zaman gelirim.

9 canlı kedi efsanesine ne diyorsunuz, size karşı bir müstehzi oyun var gibi sanki?

Oyuna satanizm patchi yükledim, doya doya oynayabilirler artık. Level atladıkça coşuyor piçler, çok sevdim kendilerini. Efsaneler bozulmak içindir unutmayın dostum.

Şu anda sizle röportaj yapıyorum diye büyük tepki alacağımı biliyorum, tanık koruma programı dahilinde can güvenliği rica ediyorum sizden.

Sen esprili bir çocuğa benziyorsun, yanımıza alıp bir iş bulalım burda sana 🙂

Değerli vaktinizi bana ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum, söyledikleriniz insanlığa ışık tutucaktır eminim. Son bir can alıcı cümleniz var mı paylaşmak istediğiniz?

.

Aksi İstikamet

 Kişisel aptallık tarihimize damga vuran olayları insanlara anlatmazsak başkalarını uyarmamış ve onların aptallık tarihlerine dolaylı yoldan müdahele etmiş oluruz. Zaten insanlık özeleştiri mekanizmasını az düzgün kullansa hem bu kadar fatura gelmez hem de üç beş biriktirmiş oluruz. Burda bir anlam kayması yaşadım sanırım, haziran dönemine girince beynimde yanan sönen ucuz uçak bileti kırmızı ışığından kaynaklandığını düşünüyorum.

Canoğlan Askerde

Bu yaz döneminin benim için tek önemli noktası militari görevlerimin kapıya dayanması ve benim bu jargonu hiç bilmemem. Deseler ki çavuş mareşali gece koğuşta domaltmış, yarasın koçuma derim. 2 sene önce işe girerken tecil ettirdik, muayene olduk falan ama prosedür konusunda herkesten bilgi ala ala kafa kabaklı böreğe döndü. Sıkılmış olmalıyım ki artık bu durumdan, dün sabah erkenden askerlik şubesine elimde gerekli evraklarla ve ulan gidiyorum ama almasınlar lan çat diye selamunaleykum biz de seni bekliyorduk gibisinden bir şüpheyle gittim. Form doldurdum, “Oyak’ta çalışıyorum” cümlesini en sempatik gelebilecek yere kondurma çabası içinde diyalog kovalıyorum. Gel gör ki olayımız klasik bir hazin canoğlan hikayesi. Tecil bozdurup askere gitmek için askerlik şubesine başvuran nefes alıp verme suretiyle yaşayan canlılardan kaç tanesinin tecili zaten başvurduğu gün bozuluyordur ve zaten gelmesine gerek yokmuştur. Ne evrak aldılar, ne nerde çalıştığımı öğrenebildiler. Bana da bu hikayeden geriye anı olarak sıklımtepiş Halıcıoğlu minibüslerinde geçen ultra neşeli dakikalar kaldı.

Üstün Zekalı Canoğlan

Geçen haftaların birinde dünyada Mensa diye üstün zekalılar derneği gibi zirzop bir kuruluşun Türkiye ayağının sınavının yapılacağını öğrendim. Bu tarz boşbeleş işleri her daim kovalayan yapım gereği saniyesinde başvuru formunu yollayarak IQ sınavımın tarihini beklemeye başladım. Çocukken de hatırlıyorum sokmuşlardı annemler, ama sonucu söylememişti sınavı yapan merci. Orda anlamalıydım işte, ama yok illa kafanın dikine git malsurat. Gelen maili kopyalayayım da dünya ahret öğrensin; “Değerlendirmeniz gerçekleştirildi ve üzülerek bildirmek isteriz ki puanınız ortalamanın üstünde yer alsa da Mensa Üstün Yeteneklileri Destekleme Derneği üyeliği giriş seviyesi için gerekli bir koşul olan üst %2lik dilime girememiş bulunuyorsunuz. Bu nedenle şu an için size Mensa üyeliği teklif edemiyoruz.” Bana da bu hikayeden geriye anı olarak Ataköy dolmuşunda inip sıcağın çatında Kültür Üniversitesi’ne kadar yürüdüğüm tozlu parkur, sen de az aptal değilsin ha plaketi için verdiğim 20 lira kaldı. “Bana da test oldu AQ.”

Canoğlan Buzlu Bardak Peşinde

Buzlu bardak mefhumuna karşı değilim, bilakis suyu veya birayı soğutucak her türlü aparatı kucağıma basar onunla öğle uykusu uyurum. İçini temizlerim, akşamüstleri dışarı çıkartırım. Burda sıkıntı acil soğuk su ihtiyacı/bardağın soğutma hızı denkleminde canoğlan’ın fevriliği katsayısının tam bilinememesi, yoksa hangi insanoğlu ooh şöyle güzel bir soğuk su içeyim de ferahlayayım maksadıyla buzlu bardağa damacanadan su doldurduğu an onun buz kütlesine dönüşeceği mantığıyla hemen suyu içer. Bu tarz insan yeri gelir ketılın içine suyu koyup tuşa bastıktan sonra poşet çayı emmeye de başlar, earl grey emiz. Bana da bu hikayeden geriye anı olarak sikimtrak bir su içmişlik kaldı.

Çim Biçme Düşmanı, Çevreci Canoğlan

Keşke kasıyorsam da yazıyor olsam bu yazıyı, ama yok şerefsizim yağ gibi aptallık akıyor bünyeden. Bir elimde iş kartımı bir elimde cep telefonumu kendi eksenleri etrafında döndürerek Barbaros Bulvarı’ndan aşağı yürüyorum. Tam böyle ilerde bir uzaylı gördüm, ama cidden bizim dünyalılara benzemiyordu adam giyindiği kostüm sayesinde. Bir misyon için indirilmiş ve bitirdiğinde köşede bekleyen uçan dairesine binip evine dönücek. Ulan tam paralelinden geçme gafletinde bulundum adamın, bir alet çalıştırdı güm güm güm güm sağ tarafımdan suratıma şarapneller yağıyor. Meğer çim biçme makinesiyle ot kesiyormuş, ama yani sağa sola kaktüs, taş falan sekiyor. Eve giderken saldırıya uğradım resmen ya, bu olaylar da bir iki gün zarfı içerisinde oluyor. Bu hikayeden bi sikim kalmadı anı afedersin. İşte ne olabilir maksimum, akşamüstü saatlerinde kostumlü bi biçici görürseniz yanından geçmeyin olabilir en fazla. Çok sıradan, sade ve kornetsiz.

Canoğlan’la 101-Espriye Giriş

Sürreal bir espriyle yazıyı sonlandırmak istiyorum; “Dünya Kupası’nda bütün maçlar patates abi, o yüzden birayla süper gidiyor.” Zaten böyle aptallık üzerine yazılan yazıya da böyle aptal bir espri giderdi. Yeni http://aminaqoyim.blogspot.com blogumun reklamını da yaptıktan sonra artık gönül rahatlığıyla gittigidiyor’dan vuvuzela siparişi verebilirim.

Asai ve Mavai Üzümleri

İllegalliğin dayanılmaz cazibesi adı altında güzellemeler yapmak anarşizme hafiften yanlama çalışmaları olarak da ele alınabilir pekala, yurtdışında trenlere bilet almadan binmeye de tam bu noktada parmak basmak istiyorum. Cezası 40 euro evet, ama kesinlikle değer bu adrenaline. Bir keresinde bir hırvat, iki türk ve bir zimbabweli aynı kervangeçmez bir tren durağında inmiş ve sağa sola boş gözlerle bakarken anlamıştık birbirimizin kontrolörün ilerde belirmesinden dolayı bu durakta indiğimizi. Sen anlat ben dinleyeyim Africa, ben anlatayım sen dinle Balkan.


Fransız kızla evlen arkadaş, al karşına güldür, ingilizce konuştur, tak takıştır sür sürüştür kahve içerek denizi seyret, koy semizotunu masaya rakıya gömül. Sen TSM söyle o anlamasın, o Balzac okusun sen dinle. Lyon’la sevin, Guingamp’la asansör takım ol. Eve berjer koltuk takım al, balkonda mangal yap biberleri közlesin. Bence ilaç fransız kızdır bu hayatta. Lost’taki French Chick’i de allah sahibine bağışlasın ama bizden uzak olsun.


Yabancı memleketi tavaf pozisyonundayken genelgeçer bazı etik kurallardan arınıyorsunuz. Yaşlı adam veya kadın sadece yabancı olduğu için mesela yer vermekten imtina edebiliyorsunuz, amaan heriflerin kendi vatandaşı yer vermiyor ben miyim evrensel enayi diyorsunuz. Ya böyle büyük andavallık olabilir mi, lütfen kendi ülkemizde gördüğümüz her caponu kucağımıza alalım, her fildişliyi bağrımıza basalım.


Meyveleri karıştırmak, onlardan kokteyller yapmak bunlar hep güzel hareketler ama bizim tropikal olana karşı ilgimizi sömürmek ne demektir ya. Tim kurup Güney Amerika’nın ormanlarına mı salıyorsunuz da bize gudik isimli üzümler, varlığı şüpheli kavunlar yediriyor ve bunların aromatik hallerini sakızlara katıyorsunuz. Bana sakızlı muhallebi ver kardeşim, mürdüm erik reçeli ver. Yöremden güzellikler sun, sonra bakarız asailere havailere.


Bira, sosis, gol. Takımın küme düşüyor, sen ekmeğin arasına domuz sıkıştırmakla meşgulsün. Elindeki plastik bardağın depozitosunun derdindesin. Hertha Berlinliler size söylüyorum, seneye ikinci ligde de bu pervasızlığınız devam ederse amatöre kadar yolunuz var. Berlin Türkiyemspor sizi bekliyor aşağı liglerde gidin de bir kapışın bakalım. Zaten stadınız kocaman bir Ümit Aktan programı stüdyosu kıvamında, skorboardla diğer maçlardan gelen gol sesine göre tepki vermeler falan. Sana ne lan Gladbach’ın deplasmanda attığı golden lale. Bu arada iki laf da Berlinliler arasında oturup gol olunca atkılarıyla sevinen Schalkeli öküzlere. Değdi mi yediğiniz dayağa, ha canım benim.


Bul karayı al parayı’cıları en son ne zaman görmüştüm acaba? Hatırlatmak gerekirse, toplam 5 kişiler ve 5’i de birbirinden nalet suratlılar. Ellerinde aynı banknottan 5 tane, devamlı el değiştiriyor o paralar. Veee o da ne, ufuktan bir yaşlı çift beliriyor hemen tayfamız tarafından çevrilip dolandırılıyor. Hintliler de bu piyesten nasibini alıyor. Buna niye polis bir şey demiyor anlamıyorum, lan ayıp ya bir gün senin de çocuğunun pamuk helvasının içine kiremit tozu atarlar görürsün. Etme bulma dünyası.


Bütün bunlar olurken, Pegasus Ucuz Uçak Departmanı bana “Pasaportunu hazırla, 5 mayıs’ı bekle.” diye mail gönderdi. Sanırım bu sefer ücretleri düşürmekle kalmayıp, bizim yerimize vizeyi de alıcaklar. Hatta yolcu listelerini seçsinler evden toplasınlar bizleri. Sürpriz olur, nereye gittiğimizi de söylemesinler. Pencereden bakarken bulutlardan anlayalım. Sonra da Kosta Rika ormanlarında siksinler bizi, aklımız başımıza gelsin. İbne Pegasus, seninle işim bitmedi.


Düşündüm ve taşındım. Siz de taşının, vakit kaybetmeden ordan oraya sürüklenin. Mali konuları dert etmeyin, bayramda otobüsler bedava. Deliye her gün bayram. Delilere otobüs her gün bedava. Yaşımız genç ve mal gibi vakit geçiriyoruz. Demek ki hiçbirimizde sike sürülecek akıl yok. Hepimiz deliyiz, her gün bayram, otobüslere bu yazıdan sonra para verenin sıfatına sıçayım. Benim otobüsten anladığım eski iett otobüslerindeki bilet attığımız her daim sıcak demir kutudur. O yoksa ben de yokum. Marjinal anarşist fikirlerimi böyle zeminlere oturtuyorum izninizle, zira modern Robin Hood’luk bunu gerektiriyor. Gerçi şimdi o adamı da kurcalıyorlar, aslında fakirden alıp zengine veriyormuş o yüzden zenginler zengin olmuş diyorlar. Pes. Şirine için de orospu demişlerdi, sonra tekzip yayınlamak durumunda kaldılar. Masal kahramanlarını, halk kahramanlarını bari öteki dünyada rahat bırakalım. “Canım Kardeşim”deki Kahraman’a selam olsun.