“Turn the Page”

Doğduğumuz gün hepimize birer rehber versinler. Gelecekte alacağımız kararların, hayatımızı hangi kavşağın neresinden ne tarafa götüreceğini uzun uzun anlatsın. Risk sevmemek, yaşla gelen bir şeymiş. Trafikte şerit değiştirmek bile akabinde ölümcül riskler doğurabiliyormuş. Yediğin tavuklar bile hormonluymuş zaten. Dünyada sanki hiçbir hamlenin riski yokmuş gibi yaşıyorken, daha küçücükken bile; 3.Dünya ülkesi olmayan herhangi bir yerde dünyanın en risksiz eylemi olan ekmek almaya giderken kafandan vurulup, aylarca komada yatıp sonra ölebiliyormuşsun hatta. Hiçbir yer güvenli değilmiş. Bu durum, güven arayışının anlamsızlaşması sonucunu yaratması gerekiyorken; aksine seni  daha bi risksiz ve güvenli varsayılan yollara itme anlamsızlığı yaratıyormuş. Ne dedim lan ben? Daha Fazlasını Oku

Siyasi Liderler

Dea siyasi yazılarla buraları aktifleştirmiş. Benim de çorbada tuzum olsun istiyorum.

Partilerin siyasi ataklarına, avantaj-dezavantajlarına, seçim çalışmalarına vs. hiç girmeyeceğim. Girsem zaten yetersiz kalırım, o kadar takip edemedim açıkçası. Zaten hepsinden tamamıyla ümidimi kesmiş biri olarak, ne vakit gazetede, televizyonda, internette bir siyasi lideri görsem; beynim direkt olarak bireysel değerlendirmelere girişiyor refleks olarak.

Son zamanlarda en çok takıldığım konu, siyasi lider çıkarma konusunda ne kadar basiretsiz bir halk olduğumuz çünkü.

Çok uzatmadan, birer ikişer cümleyle tespitimi yapıp, direk olarak kendilerinin karnelerini vereceğim ve benim gözümden bulundukları durumu sayısal olarak tespit edeceğiz. Heyecanlandım lan ahaha. Daha Fazlasını Oku

Gerçekten İstedin mi?

Birey, tek başına, dışarıya bağımlılığını sonradan kazanıp, alışan, değişik bir mevzu. Devlet gibi değil mesela, ben doğduğumda devlet yine dışa bağımlıydı. Çocuğum doğduğunda da öyle olacak. Bunu anlayabilirim.

Velhasıl, zamanla dışarıya bağlanmayı, kendi kararlarını alamamayı anlayamıyorum. Nasıl bir süreçle gelişiyor bu hadise, bilmiyorum. İnsanın bağlanma isteği, zayıflığından mütevellit. Neden bu kadar çok hayata yön verme unsuru mevcut? Gerçekten istediğini yapmak kadar kolay bir şey varken, neden insan işleri karmaşıklaştırıp “ya böyle yapmak istiyorum ama şöyle yaparak şuradan dengelesem hadiseyi”  yavşaklığına giriyor, hem. Daha Fazlasını Oku

Şehit Sonrası Faşizmi

Resmi ideolojide açıkca belirtilmiştir: “Bir şehitiniz varsa istediğiniz kadar faşizm saçabilir ve ötekileştirme işlemlerine uygun ortamı yakalayabilirsiniz. Milli hassasiyetin vuku bulduğu olayların ardından bu işlem, legaldir.

Öyle resmi bir açıklama yok tabi. Fakat keşke resmi ideolojinin resmi bir manifestosu da olsaydı. Biz de okuyup kolayca çözümleyebilseydik. Ne söylersek vatan haini ilan ediliriz, ne dersek milli değerlerimize saygısızlık etmiş oluruz, ne dersek kürt sempatizanı falan oluruz… Bunların resmi sınırlarını bilseydik. Ona göre törpüleseydik dilimizi, soksaydık sözlerimizi sınırlar dahiline. Aynı hadiseyi ileriki zamanlarda dini sınırlar için de isterdim… Kur’an yeterince açık değil, kabul edelim onu.

– Sert erkek arası: TüRküN TüRktEN bAşkA DoSTu yOqq!!!!!!!!!!111 –

Başta bildirdiğim yazılı olmayan kuralı yine yaşamaya başladık. Facebook profillerinde, twitterlarda. Ankara’dan öbür tarafı sadece haritalarda görmüş olan eğitimli TÜRK!!!! gençlerinin saçtıkları dehşeti, bölge hakkındaki ender bilgilerini, bu zamanda legal sayılan faşizm kokulu arial fontlarıyla. Ulusalcılara (milliyetçinin, ben milliyetçiyim diyemeyeni. Çünkü onlar ülkücülerle aynı kefeye konulmaktan da hiç hazzetmezler, çünkü ülkücüler de kakadır) internet erişimini yasaklamak lazım. Hep onlar mı bize yasaklayacaklar? Ulusalcılar bence sadece radyo dinleyebilmeli. O zamandan bu zamana gelişen teknoloji gibi, gelişen zihinlere ayak uyduramamaları ile ilgili bir gönderme olarak düşünülmesin bu. Radyoyu yakıştırıyom ben, kişisel fantezim bu.

Başımız sağolsun, kötü haber geldi. Amenna.

Yöntemleriniz işe yaramadı, yaramıyor. Yetmedi, yetmiyor, daha postal, daha postal… Bu kötülüklerin anasının sizin kibirli üçgen vücutlarınız olduğunu umarım çocuklarınız anlarlar. Sizden artık umudum yok.

Çocuklarınıza da çok var lan düşününce. Daha üniversite okuyo di mi bu…

Toplayamıyom yazının sonunu. Attım zehiri, kaçayım.

İstanbul Emniyeti’ne Teşekkürler: İsabetli Vuruyorsunuz!


Sokak kavgalarında genellikle şartlar karşılıklı olarak eşittir. Sopa, levye, taş ve benzeri cisimlerden yararlanma olanağı her iki taraf için de mevcuttur. Bu şartlar altında, elleri, ayakları, kafaları ve ellerdeki materyalleri verimli kullanan ekip mücadeleden zaferle ayrılır. Mevzu bahis kavgalarda materyalleri edinme imkânının her iki taraf için eşit olduğunu göz önünde bulundurursak, adil bir mücadele sayılabilir.

Şükrü Saraçoğlu Stadyumu’ndan sorumlu (güvenliği sağlamak için sorumlu olduğu söyleniyor) emniyet güçleri bu sene bizlere son derece öğretici “müdahalelerde” bulundu. Yazımın başında verdiğim enformasyonla ilgisiz derslerdi elbette bunlar. Gerek materyal, gerek mevki açısından bu öğretici dayaklara “mücadele” adını veremeyiz. Öyle bir fikrimiz, zikrimiz, niyetimiz de elbette yok, hâşâ… Sadece sokak kavgalarının nasıl bir şey olduğunu hatırlatmak için yazdım. Bu bilgilere ek olarak, “ağabeyler istedikleri şekilde döverler, el kaldırılmaz” kuralını da eklersek belki sokak kavgası statüsüne sokabiliriz yediğimiz dayakları. Zira güvenlik güçlerimizin, üniformaya girmeden önce sokak kavgası konusunda oldukça büyük deneyimler kazanmış olduğunu görebildik, cop darbelerini takriben kafalarımıza inen demir yumruklar sayesinde. Sadece Van Damme filmlerinde görebildiğim, gerçekliğinden şüphe duyduğum dövüş sanatı motiflerine tanık olmadım değil.

Bu açıdan, yarın bir gün, başıma bir şey gelmesi durumunda gücümü etkili kullanmak konusunda bana kattıkları için İstanbul Emniyeti’ne ben de çok teşekkür ediyorum.

Fenerbahçe Spor Kulübü de, her zamanki sağduyulu yaklaşımı gereği İstanbul Emniyeti’ne hiç zaman kaybetmeden teşekkürlerini iletti. Spor Kulübü olmanın gereği, çok sayıda spor dalında ülke sporunu bir adım ileri taşımayı hedeflemektir. Boks şubemizin şöhreti biliniyor. Buna ek olarak uzak doğu sporları konusunda çeşitli atılımlar gerçekleştirilebileceği geliyor aklıma. Anladığım kadarıyla şeref tribününden kale arkalarında ve maç sonu yaşanan “güvenliği sağlama” operasyonları dikkatle izlenmiş sezon boyunca. İstanbul Emniyeti’nin engin tecrübelerinden yararlanılacak gibi duruyor ileride. Amatör branşlara katkılarından dolayı İstanbul Emniyeti’ne teşekkür edilmesi son derece normal. Yanlış anlamayın.

Bilhassa şampiyonluğu kaybeden, fakat maç sonunda şampiyon olduğu için sevindirilen “çok tehlikeli” kimseleri maç çıkışında sıkıştırma konusunda Emniyet Mensupları gerekli hassasiyeti gösterdiler. Binlerce kişilik Migros Tribünü’nü tek çıkışa yönlendirip, daracık kapıdan sığmadıkları için yığılma yaşayan insanlara kadın-çocuk demeden müthiş bir hırsla girişmiş olan “güvenlik” güçlerine; sadece stad içinde değil, stad dışında da bıkmadan usanmadan “güvenliği sağlamak” misyonlarını yerine getirdikleri için de teşekkür edilmiş olabilir.

Özetle, meşakkatli hayat yoluna bizleri özenle hazırladığı için emniyet güçlerine şükranlarımı iletiyorum. Kulübümüz de taraftarına sunulan bu hizmet için minnettar.

Seneye yine yerlerimizde olacağız. Kah gülecek, kah ağlayacak, kah şakacıktan saha içinde sevineceğiz. Fakat çok içten söylüyorum, yeterince deneyim kazandık. Artık bu zorlu eğitimden alacağımızı aldık. Valla bak. O sebepten haddim olmayarak bir şey istiyorum. Biliyorum; hiç haddim değil, sade vatandaşım sonuçta yahu, farkındayım. Üniformalı falan olmadığım yetmezmiş gibi, bir de taraftarım, hem de çubukluyum.

Ama bi umut, isteyeceğim, affedin

N’olur artık bizi dövmeyin?

Anekdot #1

* Bence filozoflar da; en az şairler ve Mehmet Coşkundeniz kadar gayrı-samimi. Ama samimi olmamaları yanlışlarda oldukları anlamına gelmiyor.

* Ergenlik sonrası ‘piçe kasmak’ evresi çok uzun sürünce sıkıntı oluyor. “Çok piçiz” hep.

* Ünvan sevmediğimiz ve istemediğimiz yalanını daha fazla söylemeyin. Sahiden döverim.

* Yükselmek için gerekli olan kaideleri, ‘sorgulamamak‘ ve ‘kuralına göre oynamak‘ olan mesleklerin toplum nezdinde değerleri azalsa ya?

* Msn ortamında uzun süre online kalmak entelektüel çevrede hoş karşılanmıyor. Bunun anormal bir durum olmadığı tez duyurulsun. Bill Gates çıkıp basın açıklaması yapsın.

* Bill Gates’in kim olduğunu bilmesek, şaka yapamayacaktık.

* ‘Tempo’ kelimesi literatürden kaldırılırsa Ömer Üründül’ün futbol yorumculuğunu bırakacağı üzerine, bir muhatap edinebilirsem bahse girebilirim.

* ‘Kaygılanmak’ olayı, ne için olduğundan bağımsız, dünyanın en sinir bozucu durumu olabilir.

* Galiba gitar çalmak marjinalliğini tamamıyla yitirmek üzere. Yerini daha saykodelik enstürmanlara bırakıyor. Bir kızın, ismini henüz duymadığı bir enstürmanı kullanan bir erkek ile aynı yatağa girme isteğini sayısal değerlerle ifade edebilmek çok güç gibi geldi bi an bana. Sonra işim bitti, çıktım tuvaletten.

* Militarist duyguları tip ile ifade etmek alışkanlığı nesillerdir sürmekte olan bir zanaat haline geldi. Bu zanaat tükenmeye yüz tuttuğu durumlarda TRT 2 programlarına konu olabilecek mi acaba? Yer yer ak saçlı Tv spikerleri İstiklal Caddesi’nde zanaatın son temsilcilerinden olan orta yaş üstü emolarla röportaj yapacak mı? Bu kültürümüze de sahip çıkmamız gerektiği belirtilecek mi?

* ‘Tartaklamak’ kelimesini olayın ciddiyetini ayyuka çıkarmak açısından oldukça başarılı buluyorum.

* Eskiden sadece bizim sevdiğimiz bir şey, halkın yaygın kanısı halinde sevilmeye başlanılınca o şeyden irrite olmamız yaradılış itibariyle ezik olduğumuzun kanıtlarından sadece biri. Artık Umut Sarıkaya takip etmiyor oluşumu belirtebilecek başka bir açıklama sanıyorum mevcut değil.

* İnteraktif sözlüklerin insalara çağ atlatabildiklerini inkar etmemek gerekiyor. Kimi kısa zamanda atlıyor o çağı, kimi uzun zamanda. Çağ atladıktan sonra da sözlük ve sözlükçüleri aşağılayarak sözlük ekodengesine katkıda bulunuyorsunuz. Bu bir sürec.

* Bence Mehmet Coşkundeniz’in soyismini değiştirme fırsatı olsaydı bir dakika düşünmezdi. Zamanında bu şekilde tanınma hatasını yaptığı için değiştirmiyorsa elume versunler. Ayriluk defteruni.

Dünyanın En Gereksiz Yazısı

Ya mesela bulaşık yıkarken uzun kollu giyeceğin kollarının sürekli düşüp ıslanarak insanı tilt etmesi var. Ben ona da karşıyım. Ama bu karşındalığım yeterince önemsenmiyor. Hak – hukuk demokrasi naraları atılıyor. Çok güzel esip gürlüyorlar sağda solda. Ama benim kaygılarım yeterince önemsenmiyor.

Ben yeni bi ideoloji kuracağım. Adı Chuckizm olabilir ama tam olmayabilir de. Chuckcılık diyerek ‘benim de kürt arkadaşlarım var tabi ama…’ softluğuna büründürebiliriz. Tanrısal bir gücüm olsun ideolojinin orta yerinde. İsmimi veren kişi bütün barlara girebilsin. İsmimi yeterince zikretmeyen (ortalama 60 yıllık bir ömür için biçtiğim taban zikretme sayısı 79450’dir) satılmış, hain ve pis bir adam olarak duyurulsun. İnsanları sike sike çağdaşlaştırsınlar gelecekte ideolojimin savunucuları. Ben öldükten sonra toplumun bekası üzerine de düşünmesinler. Ben yeterince düşündüm. Uygulasınlar.

Ya da vazgeçtim. Sosyalist bir duruşu da olsun ideolojimin, inceden. İspanya’da Barça, İngiltere’de Liverpool, İtalya’da Livorno, Türkiye’de Adana Demirspor sempatizanlığını resmi olarak legalize edelim. Yoldaşlara duyuralım, bu güzide camiaların atkılarının bulunması salık verilsin. Ama şimdiden uyarıyorum, ileride ideolojimin temsilciliğini üstlenecek olan örgütlenmeler kara kuru kızlarla dolmasın. Çocukları da İstiklal’de dergi mergi satmakla uğraştırmasınlar, kışın soğuk oluyo.

Liberal mi olsa az buçuk? Yükselen ideoloji falan diyolar ona da uydurabilirim. Konjoktur, paradigma, proleterya ve statüko kelimelerini günde en az 20 kereyi bulmak üzere kullanmak kaidesi gibi bir zorunluluk getireceğim ama. Çok afili duruyo öyle. Şeklimiz olur.

Yok ya vazgeçtim siyaset miyaset işleri bana göre değil. Unutuyom ben zaten kelimeleri. Etkili kullanamıyom kriz anında. İdeolojiyi yazmaya kalksam 40 kere ekşi sözlüğü açıp bakmam gerekecek. Şimdi kim uğraşacak? En güzeli işlek bi yerde büfe açmak. Sigara zammından iki gün önce sigaraları zulalamak, zam günü ortalığa çıkarmak. Kimse değinmemiş, değineyim dedim.

Kerata ya. Mesajı da verdi giderayak.