Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Blogumu Elletirim ama Vermem

Bu siteyi ısrarla okuyan bir insan olarak, internet dünyasına uzak olmadığını tahmin ediyorum ey sevgili okur. Haliyle, iki gündür devam eden #blogumadokunma mevzusundan da haberdarsındır haliyle. Yuotube, fizy, google falan derken sıra blogger'a da geldi. Her internet sitesi bir gün sansürü tadacaktır şiarından hareketle, kullanım listesinin tepesinde ne kadar site varsa, hepsini sırayla kapatıp kapatıp açıyorlar. Bu seferkinin sebebi de digiturk denen heyula çıktı, iyi mi? Ya bakıyorum sanal ortama, feysbuku olsun, tivitırı olsun, protesto gırla gidiyor, #blogumadokunma ve #digiturk maddeleri ülkemizin en çok hit alan maddeleri arasında görünüyor mesela. Ee, sonra? Cevabını vereceklerini bilsem, arayıp digiturk'a sorasım var, "Abilerim, haftabaşından beri kaç kişi üyeliğini iptal ettirdi acaba?" diye. Şurada kırk kişiyiz, birbirimizi biliriz, çoğunuz üyeliğinizi iptal falan ettirmeyeceksiniz.

Tutarsızlık

Defalarca söyledim, ülke gündemini takip etmemeye çalışıyorum. Artık sinirlerim kaldırmıyor. Ama gel gör ki, Cengiz Üstün'ün gündemden kaçamayan kişi karakteri gibi, gündem gelip gelip beni buluyor, üstüme üstüme geliyor. Son alkol yasakları, gene çileden çıkardı bünyemi. Mesele sadece bu yasakların kendisi değil aslında. Mesele tutarsızlık, mesele ısrarla ve inatla bu adamların dedikleri ve yaptıklarının birbirini tutmaması. Alkol yasaklarını koyuyorlar önüne, diyorlar ki sana gençlerimizin sağlığı için çıkarttık bu yasakları. Alkışlıyorsun. Samimi olsalar ben de alkışlayacağım. Ama değiller. Gündemleri başka. İnsanların sağlığını düşünen adam, GDO'lu besinleri serbest bırakır mı? Serbest bırakmayı geçtim, adamlar yiyecek piyasasını GDO'lu gıdalara teslim ettiler. Filmlerde şehrin altın anahtarının teslim edilmesi gibi hem de. Yahu adamlar, çıkarttıkları kanunda GDO'suz besinlere GDO'suzdur etiketinin vurulmasını engellediler ki sen gidip GDO'suz olanı seçme, illa ki GDO'lu olanı tüket. Yahu bu mu halkın, gençlerin sağlığını düşünmek?

Yetmez ama Allah Belanızı Versin

Bazen bu ülkede yaşayan insanlara şaşırıyorum. Bunca yıldır bu ülkenin insanları nasıl başardılar da bu kadar saf, bu kadar temiz kalmayı başarabildiler inanamıyorum. Ben kendimi bildim bileli bu ülkede öğrenciler dövülüyor. Bu olay ilk kez olan bir şey mi de bu kadar şaşırdınız? Ben küçüktüm, televizyonlarda haberler gösterilerde dayak yiyen öğrenci haberleriyle doluydu. Ben büyüdüm, haberler hâlâ gösterilerde dayak yiyen öğrenci haberleriyle dolu. Bu ülkede, bir iki ufak yol kazasını saymazsanız, 60 senedir sağcı hükümetler iktidarda. O yüzden bu ülkede, 60 senedir sağ görüşlü olmayanların söz hakkı yok. Öğrenciler, işçiler, memurlar, öğretmenler, kadın hakları savunucuları ne zaman sokağa çıksalar hep aynı görüntüler. En hafifinden biber gazı, cop, kask, tekme yerler. O da şanslılarsa tabii. Yoksa standart muameledir yerlerde sürüklemeler, linç misali dövülmeler. Ya da emir gelir bir yerlerden, otellerden ateş edilir üstlerine, panzerlerle ezilirler canlı canlı. Demiştim size, gündemi takip etmemeye çabalıyorum bir süredir. Bünyem kaldırmıyor artık. Bu ülkeye, ya da daha doğrusu bu ülkenin insanlarına olan inancım zaten her geçen gün ölüyordu. 12 Eylül'de de bir daha geri gelmemek üzere bu kez tamamen yok oldu. İnanmıyorum artık insanlara. İnanamıyorum çünkü.

Yasama, yürütme, yargı…

Kuvvetler ayrılığı diye bir ilke var. Yasama, yürütme, yargı kuvvetlerinin tek elde toplanamayacağını anlatıyor bu husus. Vatandaşlık derslerine giren komutanların anlattığı kadar biliyoruz biz de işte. Lakin önemli; diktatoryal rejimlerle,…

Çirkef Demokrasi

Yerel yönetim konusunda dünyada eşi, benzeri olmayan, en büyük Türk dehalarından birisi Melih Gökçek Çankaya ilçe sınırları içerisinde bulunan 7. cadde ile ilgili bir referandum hazırlığında. Referandumda sorulacak 15 adet sorudan birisi “Burada içki içilsin mi içilmesin mi?” Yöneltilen eleştirilere, literatüre de kendi ismiyle kazınan bir aymazlıkla karşı çıkıyor Gökçek. “Halk kendi caddesinde ne yapılıp yapılmayacağına kendisi karar verecek. Bu demokrasidir.” Hasiktir sen ordan.

Şubat Ayında Nisan Esintisi

Aşağıdaki sözler bizzat Recep Tayyip Erdoğan tarafından, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın, Çetin Altan'a "2008 Yılı Kültür Sanat Büyük Ödülü" verilirken yapılan konuşmadan bir alıntı:

Siz ne ayaksınız?

Türkiye'nin en kilit konularından birisi olan yargı ile ilgili bir reform hazırlayacaksınız, hazırladığınız bu reform paketini yargı mensuplarına değil gidip Avrupa Birliği'ne kabul ettirmeye çalışacaksınız, sonra yargı sizi eleştirince de…

Türk demokrasisinin yıldızları

Meclis'te görüşülmekte olan, işçileri sokağa döken, eleştirilerin yine hakarete varacak düzeyde cevaplandığı şu meşhur Sosyal Güvenlik Reformu'nun Meclis'teki görüşmelerinde bir skandal yaşanmış. Haberde anlatılana göre Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk yaşanmış ve iktidar partisi ilk defa kendisinin hazırlayıp Meclis'e sunduğu tasarıyı reddetmiş. "Nasıl yani reddetmiş? Vaz mı geçmişler acaba?" diyerek dikkatle dinledim haberi. Ama hayır, meğer yanlışlıkla red oyu kullanmışlar.

Kapatma davaları ve getirdikleri

Yargıtay başsavcısının açtığı kapatma davası bugüne kadar olan kapatma davaları içinde en kritik karar olarak tarihteki yerini alacaktır. Bunun vicdani muhasebesi bu davanın taraflarını derinden sarsacak kuşkusuz. Bu davanın o kadar fazla görülen ve görülmeyen sebep ve sonuçları var ki, böyle bir şey ancak bizim kültürümüze özgü olabilir. Yavaş yavaş başlayalım:

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?