Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Pozitif “Düşünce de” Kazanır

Geçen yine Kürşat Başar programlarına benzer bir ortama düştüm. Bu yabancılaşmalar, kültürler arası değişimler güzel geliyor. Misal Fransa'da ya da Almanya'da falan olsa çok koyar ama burada her şey şekilcilikten ibaret olduğu için eğlenceli duruma geliyor. Fakat olmadık muhabbetler ve ekmek kapıları da yaratıyor insana (Manitasal durumlar değil malesef) Hanım kızımız diyor ki: "Bu işin sırrı güne iyi başlamak, güne nasıl başlarsan öyle gidiyor, bunu hem kahvaltı olarak düşün, hem zihinsel, hem bedensel. Ben yarım saat yürüyorum her gün, mutlaka yeşil çay, güzel bir kahvaltı. Zaten kahvaltının mutlulukla bir ilgisi var (gamzesini çıkarırcasına gülüyor) Amın olu da kendisine gelen gollük pasa sadece dokunarak kendisinin 2. takımının 3. golünü ağlara gönderiyor: "Eee güne iyi başlamak için günü iyi bitirmek lazım. Güzel uykuya dalarsam, güzel uyanıyorum. Off sorma hele Chris Rea ile uykuya dalmak..."

Federasyon İdare Etti Ama Muhalif Spor Medyası İdare Edemedi!

Şike soruşturmasında takındıkları tavır nedeniyle öncelikle gazetem Birgün’ün spor servisi ve diğer spor medyasında  yer alan bilumum politik-futbol zevatıyla ilgili içimde olanca tepki birikmişken, gazetemi hırpalamamak(!) adına susmayı tercih etmiştim. Ancak, 17.08.2011 tarihli Birgün’ü okumak için elime aldığımda, artık bir şeyler yazmanın zamanı geldi diye düşünerek başladım bu satırları karalamaya. Türkiye Futbol Federasyonu’nun şike soruşturmasıyla ilgili aldığı kararı yorumlayan “Federasyon İdare Etti” başlıklı ön sayfa haberinde yer alan; ”Türkiye Futbol Federasyonu(TFF), önceki gün verdiği kararla ülke futbolunu içine sürüklediği şaibe çemberinden kurtarmak yerine, futbola büyük paralar yatıran sermayedarlar derdine deva olmak adına bir karar aldı” satırları, üzerine birkaç kelam etmeyi gerektiren sorunlu ifadeler olarak zihnimde belirdi.

“Kıl”işe

Eskiden sabahlardık ya, hatırlıyorum. Savaş Ay'dır, Siyaset Meydanı'dır, Ceviz Kabuğu, bilimum Okan Bayülgen Show'ları... Haftasonları da böyle konuklu programlar olurdu, ne bileyim konuk çağırılır, onunla ilgili mini bir cv-vtr (ne demekse) izletilir, sonra ropörtajlardan alıntı yapılarak sohbete koyulunur. Çanak sorular, klişe sorular da cabası. Bu programlarda hep "ben olsam şöyle cevap verirdim" diye düşünmüşümdür hep. "Bu alıştırmaların meyvelerini iş mülakatlarında topladım" demek isterdim ama malesef bi erkeklik cinsel organına yaramamıştır bu güne kadar. Hadi gelin itiraf edelim (E.Özkok mode on), çok acı ya. Bazen size de oluyor mu bu? "Herkes 15 dakikalığına ünlü olacak" muhabbeti gibi biraz. Sanki böyle ölünce Uğur Dündar özel program yapacak sizin için ya da Okan Bayülgen dostlarınızı çağırıp sevdiğiniz şarkıları söyleyecekler, anılar anlatılacak falan. Özel siyaset meydanı yapılacak, arşiv görüntüleri (doğum günü, sünnet v.s) İlkokul öğretmeniniz falan konuşuyor. Neyse konu bu değildi. "Bir röportajınızda demişsiniz ki..." diye başlayan körler/sağırlar programları gibi bir oyun oynayalım mı? Ya da bir zamanlar Ayşe Arman ablanın yaptığı gibi sanal röportaj gerçekleştirelim. Tümüyle copy-paste, tümüyle "nereden bakmak istiyorsanız oradan bakarsınızla alakalı"... "Bana Bir Şeyhler Oluyor" da vardı bu muhabbet. Medyanın olayları nasıl çarpıttığı, nasıl cımbızladığıyla ilgili.

Sosyal Devlete Emre Aköz Bakışı

Sabah Gazetesi’ne TMSF tarafından el konulmadan önce ne yapıyordu bu adam, hatırlıyor musunuz? Penthouse ve Esquire dergilerinin eski bir yöneticisi olarak Hıncal Uluç Jr. Olma konusunda müthiş çaba sarfediyordu. Bir gün tavlada zar tutmanın ipuçlarını, diğer gün Fenerbahçe’ye karşı forma giyecek olan Rooney’e “motherfucker” diyerek moralini bozabileceğimizi filan anlatıyordu “Türk’ün Aklı” adını verdiği laylaylom köşesinde... “Şurada yeni bir mekan açılmış, on numara bilmem ne yapıyorlar”dan tut, viski şöyle içilir, puro böyle yakılır tarzı içi boş yazılar işte. Canlandı hemen gözünüzde... Ne zaman ki TMSF Dinç Bilgin’i şutlayıp Sabah’a çöktü; yazar kadrosu Nazlı Ilıcak’la, Engin Ardıç’la, Mehmet Barlas’sa güzelleşti, işte Emre Aköz de birden tarihsel analizlerle, sosyopolitik kavramlarla, müthiş bir politik kalem olup çıkıverdi. Misal, bu işin amentüsü olarak ilk iş Atatürk ilkelerine çatmaya başladı, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’na dair güzellemeler yazdı, CHP’nin bu ülkenin başına gelmiş en kötü şey olduğuna inanan zevatın en ağır kalemlerinden birisi oldu.

Nazlı Ilıcak Demokratlığı

Günün darbe karşıtı demokratı Nazlı Ilıcak'ın Tercüman Gazetesi arşivinden çıkan bazı cümleleri: “13 ilde sıkıyönetim yürürlüğü girdi. Huzura susamış milletimiz yürekten sesleniyor: Merhaba Asker”. (Nazlı Ilıcak, 17 Aralık 1978, Tercüman) “Kızıl…

vurulduk ey halkım, unutma bizi

dağ gibi karayağız birer delikanlıydık, babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi. arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini, yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük…

Her saniyede bir can veriyorum…

Güzel insandı... Güzel konuşur, güzel yazardı... Her söylediğine katılmazdım da, her söylediğine bakılan adamdı... Mekanı cennet olsun... Uçurumun kenarındayım hızır, Bir dilber kal'asının burcunda, Muhteşem belaya nazır, Topuklarım boşluğun avucunda, Derim yar adımı çağırır, Kaldım parmaklarımın…

Abdülkerim Durmaz

Abdülkerim Durmaz'ı NtvSpor'da izledim. Hikeyeleri ve uslübu yıktı geçirdi beni. Aşağıdaki de Radikal'de yıllar önce yayınlanmış ropörtajı. "İngiltere maçını sormak istiyorum bir de. Wembley'e ilk ayak basan Türk oyuncu olabilmek için otobüsten arkadaşlarınızla sahaya kadar yarıştığınız anlatılıyor... O bir espriydi. Güzeldi, aradan 20 yıl geçti, hâlâ anlatılıyor. Ben böyle çocukluğumdan beri espri yapmayı, futbolcu terimiyle söylersek 'b.k atmayı' severim. Orada yaptığım da bir espriydi. Milli Takım, tarihinde ilk kez Wembley'de maç oynayacaktı. Düşün, kısmet bize nasip olmuş. Maçtan bir gün önceki ter idmanına giden otobüsten atlayıp sahaya doğru koştum. 'Aya ilk ayak basan adam tarihe geçti, Wembley'e ilk ayak basan Türk olarak da ben tarihe geçtim' dedim. O zamanlar Milli Takım hocası Coşkun Özarı'ydı. Onun çok hoşuna gitti. Bunu da, daha sonraki İngiltere maçları öncesi Coşkun ağabey anlatmıştı.

Ahmet Taner Kışlalı

Katledileli tam 10 sene olmuş. Bugün yıldönümü. Birkaç yazısı ile anmak istedim hocamızı. 1990’lı yılların sonlarına doğru bakın neler yazmış Kışlalı hocamız Güneydoğu sorunu üzerine… Geçenlerde komşum Batmanlı bir delikanlı ile…

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?