Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Teşekkürler Kemal Kılıçdaroğlu!

Seçim sonuçları malumunuz. Uzun uzadıya epey öncesini, biraz öncesini, tam ortasını ve sonrasını konuştuk, konuşuyoruz, konuşacağız. İstatistik, matematik, televizyon kanallarının cafcaflı görselleri, gazetelerin çarşaf çarşaf manzumeleri seçimin galibinin AKP olduğunu söylüyor. Lakin hepimizin farkında olduğu başka bir kazananı var seçimin: O da Kemal Kılıçdaroğlu. Meclis koridorlarında birbirini ardına patlattığı yolsuzluk dosyaları ile tanıdığımız bu memur, hadi bilemedin bürokrat görünümlü adam iktidarın yolsuzluk performansını çamur atlarla, izi kalsınlarla değil bildiğin belgeli melgeli gözler önüne serdiğinde açık arama mekanizmaları devreye girmişti elbette. Atv/Sabah, Kanal 7, Zaman, Star Gazetesi, yani kısacası tüm yandaş medya ile ilerleyen bu çabalar Kılıçdaroğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için aday olmasıyla da epey hız kazandı.

Seçim Kronometresi

15.10 - Oy vermek için sıraya girilir. Daha önceki seçimlerden farklı olarak bu sefer kuyruk vardır. Yaşlı çoluk çocuk bebek oy vermek için kuyrukta beklemektedir. Tabi ki oyu çocuklar bebekler vermeyecektir ama garip bir şekilde onların sayısı daha fazladır. 16.10 - Yaklaşık 1 saatlik bekleyişten sonra bir seçimde ilk defa gönül rahatlığıyla, inanarak oy vermenin dayanılmaz hafifliği vardır. Eve doğru yola çıkılır. 17.00 - Oy verme işlemi sona ermiştir. Seçim sonuçlarını izlemek için TV karşısına geçilir. 18.00 - Alt yazılar geçmeye başlar YSK’nın yasakları kaldırması an meselesi… 18.15 - Alt yazılar devam eder: YSK’nın yasakları kaldırması an meselesi… 18.30 - YSK’nın yasakları kaldırması an meselesi… 18.55 - YSK’nın yasakları kaldırması an meselesi… 19.00 - Yasaklar her an kalkabilir sonuçlar birazdan. Sürprizler, sürpizler, sürprizler… 19.10 - Yasaklar kalkar. İlk sonuçlar gelmeye başlar.

Akşam Treni

"Blues köklerdir, geri kalan her şey ise meyveler..." demiş William James "Willie" Dixon. Haksız da sayılmaz baba. Bugün dinlediğimiz müziklerin çocuğunun Blues'tan evrimleştiğini düşünecek olursak, köklere saygıda kusur etmemek lazım. Bunun için de ne yapıyoruz sevgili FasulyedenKom ahalisi? Ara sıra kendimizi Blues'un şefkatli kollarına bırakıyoruz.

Bir Cinayetin Anatomisi

Polisiye ve gerilim türü filmlerin insanımıza kattığı profesyonelliği hepimiz biliriz. Usta katiller, kurnaz hırsızlar günümüzde işlerini ustaca yapıyorlar maşallah. Bunları okumak içinse gazetenin üçüncü sayfasını açmamız yeterli aslında, tabi bu yazı dışında. Bu olay gerçekten de büyük emek gerektiren bir kurgu içerisinde gelişiyor. Bu işi yapacaklara da bir bilgi olur. Eve nasıl girilir, adam nasıl bıçaklanır, kendini nasıl gizleyebilirsin, aldığın altınları nereye saklarsın bu soruların tamamına cevabı olan bir şaheser. Şaka bir yana ölen kişiye Allah’tan rahmet, ailesi ve arkadaşlarına başsağlığı diliyoruz. Konu direk cinayet zanlısının ağzından yazılıyor. Zanlı da öldürdüğü kadının eltisi.

Seçmek ya da seçememek

Seçimlere sadece birkaç gün kaldı. Caddeler, sokaklar, mahalle araları inanılmaz bir renk cümbüşü içinde. Partilere ait flamalar her tarafı bayram yerine çevirmiş vaziyette. En azından olumlu bakmak istediğim için böyle görüyorum. “İstersen donatalım dört yanı bayraklarla” diye bağırmanın hakkını veriyorlar vesselam. Bir de şu var, ekonomik kriz falan diyoruz ama bu seçim ekonomisi inkâr edilemez bir canlılık verdi tüm ülkeye. Esnaf bir nebze olsun nefes aldı belki de. Seçim havasının en olumsuz tarafı bangır bangır mahalle aralarından sesleri son ses geçen seçim arabaları. Hayır, söylediklerini anlayabilsek bi derece ferahlayacağız, fakat söylenilenlerin ya ortasından ya sonundan ya da başından bir şeyler yakalayabiliyoruz. O da anlam kirliliğini en derinden yaşattırıyor. Tabi ki yurdumdan seçim manzaraları minvalinde bir yazı olmayacak, yazarken daldık gittik işte. Bu seçimler güzel yurdumdaki her seçim gibi çok büyük önem taşımakta çünkü politikacı amcalarımız hep öyle diyor. Demokrasi var ya memlekette! O sebepten olsa gerek. 4–5 yılda bir sandık başına gidiyoruz oy kullanıyoruz ve bizi yönetecek kişileri belirliyoruz! Hadi canım sende, milletvekilleri belirlenirken söz aldın mı sayın vatandaş? Belediye başkan adayları için hiç fikir belirttin mi peki? İl genel meclisi ne işe yarar, nasıl aday olunur fikrin var mı? Hepsini geçtim muhtarını tanıyor musun ey vatandaş?

Oyum Satılıktır

Geçtiğimiz gün, akşam işten çıkmış eve doğru yürüyorum. Önümde 35 yaşlarında bir adam, biraz yüksek sesle telefonla konuşuyor. Tabi ister istemez ben de muhabbeti duymak zorunda kalıyorum. Adam şunu diyor, “bizim parti oy başına 1 milyar veriyor. Sizinkiler ne veriyor?”. Bir an duraksadım. Abi yoluna düz devam ederken o sırada ben sokağıma geldiğim için sola dönüş yaptım. Ama düşünmedim değil, “adamı yakala Fatik, 1 milyar 1 milyardır. Allah bereket versin”… Bugün eve geldim merdivenlerden çıkarken MHP Kağıthane Belediye Başkanı Hasan Hüseyin Ceylan’ın broşürlerinin merdivenler üzerine atıldığını gördüm. Broşürün üzerinde “Oyum Sana Helal Olsun” yazıyor. Öyle bir seçim dönemi geçiriyoruz ki, artık herkes olayın farkında. Soygunun farkında insanımız. O nedenle çabalar “Helal oy alma” üzerinde veya adaylarda, biz yolsuzluklara karşı geleceğiz, Soyguncuları önleyeceğiz düşünceleri var. Ama bunlar herhangi birinin soyacağı gerçeğini bilmeyi engellemiyor, Özellikle büyük şehirlerde…

1700 kere maşallah…

Sitenin en altına bir sayaç koyduğumuzun ve bu sayaca göre bugün sitenin 1700. günü olduğunu biliyor musunuz? Muhtemelen hayır. Peki bilmenizin gerekmediğini ben biliyor muyum? Muhtemelen evet. “1700 ne ki? Ne gibi bir önemi var” derseniz eğer, verecek cevabım var mı? Muhtemelen yok. 2000’e kadar beklese miydim acaba? Üff çok var daha... Gerçi bakmayın 1700’ün kulağa az birşeymiş gibi gelmesine, nerden baksan bir 5 yıla tekabül ediyor. Tam değil de, götün götün yanaşıyoruz. Zaman zaman bloglarda sitelerde filan, “ahanda 1000. yazım hadi beni tebrik edin, ne kadar güzel bir blog olduğumdan, siteyi gezerken ne kadar çok eğlendiğinizden, girmediğiniz gün kendinizi mutsuz hissettiğinizden, sabah uyanır uyanmaz ilk yaptığınız işin buraya girmek olduğundan bahsedin” anatemalı yazılar olur ya, özeniyorum lan işte, napayım?

Güneş Yolu – Likya

Ne uzak ülkeleri işgal ettiler, ne de yakıp yıktılar. Hiçbir zaman utanç verici kazanç istekleri olmadı. Tek istekleri atalarından kalan bu topraklarda barış içinde yaşamaktı. Yaşam kendine has dengesiyle sürüp giderken, yüksek dağların zirvelerinden Akdeniz uygarlığına vuran ışıkları binlerce yıl sonra bile yanmaya devam etti. Ve yazı hep yanında taşıyan güneş yağmur bulutlarını ardında bırakıp tutkuyla ışıldığında Likya'ya yolu düşenler buraya "Güneş Yolu" dediler.

Demre Fotograflari

Bilen bilir, Demreli'yim. Hep övündüm Demreli olmakla ve pek bilinmemesiyle. Alfredo şurada Demre'yi ilgilendiren bir yazı yazınca, siteye Demre hakkında bir şeyler yazmadığımı farkettim. 1984 yılında doğmamla başlayan macera, 1994 yılında ciddi bir kırılma yaşasa da doğduğum, doyduğum, sevdiğim, özlediğim memleketim, hasretimdir Demre. Daha somut ifade edeyim o halde; turizm cenneti olmakla tarım kenti olmak arasında kalmış, bocalamış, aslında kimliğini kaybetmiş ve hala bulamamış bir Antalya ilçesidir Demre. Turizm cenneti olmak için tüm gereklilikleri mevcuttur aslında. Kilometrelerce uzunlukta, çeşitli özelliklerde (kum, çakıl, kayalık) müthiş bir kıyı şeridi, Likya medeniyetin orta yerinde kurulması nedeniyle sahip olduğu envai çeşit tarihi zenginlik, özellikle Ortodokslar için kutsal sayılan St. Nicholas'ın kilisesi, mavi yolculuk konusunda ülkenin en iyi haritası vesairesi, vesairesi...

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?