Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Edinburgh Gezi Notlari (Instagram endeksi ile birlikte)

Iyi bir gezgin degilim, olamadim. Ya da olmadim. Yani, yeni yerleri gezmek, yeni seyler kesfetmek, evet, kagit uzerinde guzel duruyor, yapsam nefis olur, isterim de ama yani ehh, olmasa da yasarim mutlu mutlu. Ingiltere’ye gelince biraz isteyerek, cokca da kendimi zorla motive ederek gunubirlik ya da 1-2 gunluk yerlere gitmeye cabaliyorum oldukca. Madem siteyi actik, gelin Edinburgh seyahatinden aldigim notlari paylasayim sizle. Edinburgh gezisini Ekim sonunda yapmistim, muhtemelen Kasim'da yazmis olmaliyim bu yaziyi da. Yazinin sonuna kucuk bir fotograf galerisi de ekledim. Buyrun, Edinburgh...

2. Tur Tahminleri Buraya…

Grup maçlarının sona ermesinin ardından, zerre ara vermeden 2. tur maçlarına çıkıyoruz. Futbol çok enteresan bir oyun hakikaten... Lafı fazla uzatmadan hemen tahmin formunu koyuyorum. Ve tabii ki dikkatinizi çektiği üzere skorun yanı sıra penaltı atışları içinde bir tahmin kutusu var. Bu kısıma yazacağınız şey, olası penaltı atışlarının nasıl sonuçlanacağı. Tabii ki, aklı başında, bilimsel, mantık süzgecinden geçen bir değerlendirmeye tabii olmayacak kadar havada olan bir konu. Yani, oha pes a.k. penaltıları nerden bilelim dediğinizi duyar gibiyim. Ama sallayın abi işte, maksat bu değil mi zaten. Her şeyi olduğu gibi, bunu da sallayacağız.

Abdülkerim Durmaz

Abdülkerim Durmaz'ı NtvSpor'da izledim. Hikeyeleri ve uslübu yıktı geçirdi beni. Aşağıdaki de Radikal'de yıllar önce yayınlanmış ropörtajı. "İngiltere maçını sormak istiyorum bir de. Wembley'e ilk ayak basan Türk oyuncu olabilmek için otobüsten arkadaşlarınızla sahaya kadar yarıştığınız anlatılıyor... O bir espriydi. Güzeldi, aradan 20 yıl geçti, hâlâ anlatılıyor. Ben böyle çocukluğumdan beri espri yapmayı, futbolcu terimiyle söylersek 'b.k atmayı' severim. Orada yaptığım da bir espriydi. Milli Takım, tarihinde ilk kez Wembley'de maç oynayacaktı. Düşün, kısmet bize nasip olmuş. Maçtan bir gün önceki ter idmanına giden otobüsten atlayıp sahaya doğru koştum. 'Aya ilk ayak basan adam tarihe geçti, Wembley'e ilk ayak basan Türk olarak da ben tarihe geçtim' dedim. O zamanlar Milli Takım hocası Coşkun Özarı'ydı. Onun çok hoşuna gitti. Bunu da, daha sonraki İngiltere maçları öncesi Coşkun ağabey anlatmıştı.

1. Dünya Savaşı Propaganda Afişleri

Birinci Dünya Savaşı'nı ilkokulda, ortaokulda, lisede dinledik, durduk. Geçenlerde aldım kağıdı kalemi elime, sokağa çıkıp rastgele denekler çevirip sordum; "1. Dünya Savaşı'nda noldu?" Allah sizi inandırsın, 1000 deneğin tam tamına 889 tanesi "Almanlar yenilince biz de yenilmiş sayıldık" dedi. O kadar. Tabii savaşın nedenleri, gelişmeleri, sonuçları filan bir milyon ton detay. İstesem boğarım bu detaylarla, feleğinizi şaşırırsınız ama bu detayların biraz uzağına çıkıp, savaşın ilginç bir tarafına da göz atmak lazım. Evet, evet yanlış duymadınız, propaganda afişleri... (Hahaha ne salak bir sunum oldu bu böyle)

Salak ile Avanak Londra Deplasmanında – IV

Previously On SİALD ; SALAK ; “AVANAK oğlum ben can yeleğini alcam.” AVANAK ; “lan manyak mısın oğlum ne yapcan onu nerene sokacan?” ********************************************************* -Arkadaşını göz altına aldık -……………………….. -Ne dediğimi anlıyorsun değil mi? -Evet -Arkadaşını göz altına aldık -……………………….. -Ne dediğimi anlıyorsun değil mi? -Evet -Şu an karakola götürülüyor. ********************************************************* - Ben SALAK’a danışmak istiyorum bakayım o ne yapacak? - Hayır polisler sormanıza müsade etmiyor. - Peki UK devleti bana bir avukat tutsun o vakit. ******************************************************** - Bir şey içmek ister misin? - Sigara? - Yassah! - Hay *mına koyim. ******************************************************** - Why did you take Life Jacket? - For fun - Is it Funny? - No ******************************************************** Seçenek 1: Suçu rededersin Sonuç: Yargılanırsın Seçenek 2: Sessiz kalma hakkını kullanırsın Sonuç: Yargılanırsın Seçenek 3: Suçu kabul edersin. Sonuç A: Uyarı cezası alıp çıkarsınız. Sonuç B: Yargılanırsın ******************************************************** - Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı? - Pişmanım, bir daha asla böyle bir şey yapmayacağım, yapana göz yummayacağım. (iç ses der ki; o uçak düşse bile can yeleğini giyeni siksinler)

Salak ile Avanak Londra Deplasmanında – III

Salak ifadesini vermiştir. Daha önce anlaştıkları gibi olayı olduğu gibi anlatmıştır. Aslına bakarsanız Avanak zaten dürüsttü ama derdini anlatamadı garibim. Bu arada Salak'ın ifadesinden ufak bir anektod; - Why did you take? - For fun - Is it Funny? - No İfade odasında kısa bir sessizlik... - Why did you take Life Jacket? - For fun - Is it Funny? - No Bu arada figüranlarımız konsolosluğu aramış bekçi ile sonuç alamayacaklarını anladıklarından muhabbeti kısa kesmişlerdir. Polisten hala bilgi almaya çalışmaktadırlar. Polis sorar "alkollü müydü arkadaşlar?" Figüranlar hayır diye cevaplar. Bugüne kadar bu suçtan 3. kez birilerini gözaltına alıyoruz. İlk ikisi aşırı alkollüydü. Böyle bir idiotluğu ayık kafayla kim yapar ki?

Salak ile Avanak Londra Deplasmanında – II

Kahramanlarımız –ki neresi kahramanlık tartışılır– havaalanı polisi tarafından bir süre tutulduktan sonra Luton Karakolu polisleri tarafından ayrı ayrı teslim alınır. Hiçbir suçu olmayan AVANAK karakola ilk gelen zanlıdır. Bindiği ilk sağdan direksiyonlu araba polis aracıdır malesef. Birden İstanbul'da oynana Chelsea maçı sonrasını hatırlar. “Sallasana sallasana mendilini, Abramoviç kurtarsana piçlerini”... Tekrar görebilecek miyim acaba İstanbul'u, başıma ne gelecek soruları ile kafa patlatır. Ellerde kelepçe ufak bir odaya alınır. Kelepçeler çıkar. “So little” seviyesinde ingilizcesi ile polis amcalarıyla ve amcalardan daha geniş vücuda sahip olan teyzeleriyle anlaşmaya çalışır. Montu, laptopu, cüzdanı, kemeri ve ceplerindeki herşey büyük bir poşete konur. Polis amcalardan biri yırtılma ve açılma ihtimali olmadığını göstermek için "bak ulan güneşin batmadığı ülkede biz torbanın bile kralını yaparız" diye ufak bir şov yapar.

Salak ile Avanak Londra Deplasmanında – I

Hikayede anlatılan olayların ve kahramanların gerçek olaylar, kurumlar ve kişilerle kesinlikle ilgisi yoktur. Tamamen hayal ürünüdür. Hikayemiz, bir grup arkadaşın yurtdışında maça gitme istekleri ile başlar. Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final Kuraları çekilir çekilmez ucuz yollu alınan uçak biletleri, ucu ucuna denkleştrilen paralar, vize işlemleri, hostel masrafları, iş-güç ayarlaması derken 08.04.2008 Pazartesi yani maçtan bir gün önce Londra'ya gidilecek uçağın içerisinde kendisini bulur 2 kafadar (aslında 4 kişidirler ama diğerleri bu hikayede figüran görevi görmektedir).

God save the Queen

Majestelerinin ülkemizi ziyaret ettiği şu günlerde böyle bir yazı yazmak farz oldu. Aslında Kraliçelik fazlaca sembolik bir görev olduğundan ülkemize yaptığı ziyaret de politik değil magazinsel boyutuyla (politik magazin diyelim, en bayağı tabloid gazetesi bile kraliçenin çıplak fotoğrafları için tıklayınız gazeteciliği yapamaz heralde, yemez!) ilgi çekmekte. Ziyaretle ilgili satırları süsleyen haberler Cumhurbaşkanının giyeceği kıyafetin rengi, kraliçenin elinin nasıl sıkılacağı gibi ilgi çekici konulara odaklanmış durumdaydı. Böyle kavramlara çok da alışık olmadığımız bu yazının garip başlığından ve giriş kelimelerinden belli. God Save the Queen'i tercüme edince "Tanrı Kraliçeyi Korusun", "Her Majesty"i tercüme edince "Majesteleri" gibi güdük çeviriler yapıyoruz çünkü hakikaten anlamıyoruz bunları.

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?