Yazmayalı da epey olmuş be günlük!

“Sana da yazmayalı epey oldu be günlük!” diyordu ortaokullu bir genç uzak bir coğrafyada… Ben mi? Yok canım, şimdi elle, kodla yarattığımız bir internet sitesine 3-5 gün yazmadık diye pişmanlık mı duyalım?

Duyalım tabii, eşşoğlusu!

Yazmıyoruz etmiyoruz ama, neler neler yaşıyoruz bir bilsen be günlük! (Haha, bak hala!)

Hacı ben şimdi sigarayı bırakmış ve neredeyse bir aydan beri içmeyen birisi olarak abur cubura verdim kendimi. Eti Hoşbeş, Crunch çikolatalı gofret, tuzlu fıstık yemediğim, cola içmediğim gün yok neredeyse… Şahken şahbaz, 100 iken 120 kilo oldum yemin ilen! Sigara sağlığa daha az zararlı olabilir mi lan acaba? Yani ciğerleri kurtaralım derken obeziteden gitmeyelim?

Haftada bir halı sahada maç yapıyorduk. Artık yapmıyoruz. O kadar benimsemiştim ki “her hafta maçımız, on numara şeklimiz var” diye etrafımdakilere hava atmama, kendimi haftada bir maç yapmayı sağlıklı yaşam sanan kel mahalle dayısı sanmama ramak kalmıştı. Takım olma yolunda çok önemli adımları da atmıştık aslında. 3-1’ken, o 2. golü ataydık, ahh, kopmazdı o maç aslında… Neyse… Havaların anlamsızca soğuk ve sibiryasal olmasının etkisi var elbette. Yine de ben tekrar maç yapacağım, yeşil sahalara döneceğim günün özlemiyle yanıp tutuşuyorum.

Başka başkaa… Hah, bak bu cümleyi kurmayı çok uzun zamandır istiyordum, kuranlara da hep imrendim: Yeni bir proje var günlük, üzerinde çalışıyoruz şu anda… Çalışıyoruz derken, neozepron’u eve hapsettim, laptopu da kucağına bağladım; o kod yazıyor ben de işte abur cubur yiyorum. Çok yakında buradan duyururuz zaten… Eee Fenerbasket’ten duyurmuştuk zaten… Off çok karışığım be günlük! Ohaa olm ben neden günlük tutmuyorum ki sahiden?!

Pazar günü sabah 6’da yataktan kalkarken kurduğum “neyse iş yerine gideyim de, en azından sakin kafayla 2-3 yazı yazarım site için…” cümlesi güne dair tek motivasyonumdu ama işe geldim ve yine uyudum… Sonra uyandım, tv izledim, sonra uyudum, sonra uyandım… Öff nasıl hayat lan bu…

Şimdi mesai bitecek ve eve gideceğim diye telaş yaptım, bari salak saçma da olsa birşeyler karalayayım dedim… O yüzden “bu nasıl bir yazı lan, bu mudur yani?” demeyin rica ediyorum. Hassas dönemimdeyim zaten, kalp kırarım…

Bir daha haftasonu çalışırken fıstık getirmeliyim yanımda, bir de cola… Ama colayı nasıl soğutucam ki burda?! (Haa bak alınca da 2 litre alacak pezevenk)

O değil, ışıklar da yanmıyor… Delirecem!

Fazlasını Oku

Yılbaşı çekilişleri yasaklansın!

Yazının ana fikrini en baştan vereyim de, içinde kalmasın: Her sene sonunda ilkokul seviyesinden tutun da, 35 ülkede 80 yıldır faaliyet gösteren çok uluslu bir şirketin plazasına kadar, toplumun her, ama bakın abartmıyorum, her kademesini esir alan bu yılbaşı çekilişlerine derhal son verilsin!

MGK tavsiye niteliğinde karar mı alır, Bakanlar Kurulu acil gündemle mi toplanır, Cemil Çiçek toplantı sonrası o melul bakışlarıyla açıklama mı yapar, Bülent Arınç “durun bakalım, arkasından neler çıkacağını hep birlikte göreceğiz” mi der, sonra savcılar bunu vazife edinip, bunun bir Ergenekon tertibatı olduğuna dair kuşkularla 5 muvazzaf subayı gözaltına mı alır bilmem… Ama ne gerekiyorsa yapılsın! Derhal yapılsın! Nolur, ama nolur yapılsın!

Yahu, salak bir torbaya koyduğunuz, salak salak kağıtlardan birisini çekmek suretiyle, o ana kadar zerre aklımda olmayan, hiç istemediğim, belki hiç umursamadığım birisine neden hediye almak zorunda kalıyorum? Ya da bir başkası için torbadaki onca isimden birisi olmam dışında herhangi bir özelliğim yokken, neden bana hediye alıyor? Neden bu zorunluluğu sevimli kılmaya çalışıyoruz? Bu isteksizlikle, bu temelsizlikle alınan hediyenin hükmü mü olur? Nereden geliyor bu teamül?

Hööfff! Darlandım lan!

Haa bir de okulda öğretmen, işyerinde müdür çıkar der ki “Bakın kimin kime çıktığını söylemeyin, heyecanı ölmesin” Haaah, her kuşu öttürdük, bir işyerinde yapılan yılbaşı çekilişinde yaşanacak heyecan kalmıştı, di mi? Lan daha o odadan çıkar çıkmaz herkes kimi çektiğini ötüyor zaten. Yetmiyor kimin kendisini çektiğine dair veri alışverişini sağlamak için dakkasında sigara içmeye iniyor. Ne heyecanı? Bu ne zorlama bir heyecan böyle?

Olmaz efendim, olmaz arkadaşım, olmaz güzelim, olmaz!
Bu zorlama sikindirik adetlerinizle ne amaçlıyorsanız, işte o olmaz!

Fazlasını Oku

Paramparça

zVn91

Belki her şey daha kolay olacaktı uyusaydım. Yani normal insanlar gibi uyusaydım. Ömrümün en verimli olması gereken günlerini, sabah 7’de mesela, pencereden işe giden insanları izleyip son sigaramı içerek geçirdim. Herkes tuttu bir yerinden hayatı, tam da o saatlerde hatta; ben ise, ehh sigara da bitti, yatayım bari diyerek kapadım gözlerimi yeni doğan güneşe.

Bilir misiniz, haftalarca güneş yüzü görmediğim dönemlerim çokçadır. Güneş doğarken yatıp, battıktan sonra kalkmaktan bahsediyorum. Hayatı ıskalamak, günü ıskalamak, onu ıskalamak, bunu ıskalamak… Bıkmadan, usanmadan, saçmasapan bir motivasyonla her şeyi ıskalamak…

Hiçbir şeyi elinde tutamamak, tüm kalelerinin birbir yıkılması nasıl bir şeydir bilir misiniz? Ve daha da acısı, bu durumu hiçbir şey yapmadan, zaten yapacak mecalin olmadan, ellerin ceplerinde izlemek? Kafaya takacak onlarca “gerçek” derdin arasında tek derdin paketteki sigara sayısı… Sigara varsa hayat devam ediyor, yoksa, ı ıh, yatağa girip yatıyorsun.

“Geçsin gitsin bu üzerimdeki lanet” diye yırtın dur ama, başkaca hiçbir şey yapmayarak nasıl olacak sanıyorsun kardeşim? Kim çıkıp vuracak tokatı suratına? Kim ağzını burnunu dağıtacak, kim tuz basacak iltihaplı yaralarına?

Hayata yeniden başlamak, yeniden, en başından başlamak ne kadar da değerli bir seçenek… Kimse sahip değil ama buna. Oynadığın bilgisayar oyunun bir bölümünde, gizli bir nesne sanki… O labirentleri koştukça, her gördüğün sandığın arkasına baktıkça, karşına çıkan canavarları süpersonik tabancanla vurdukça, o gizli nesneye yaklaşma ihtimalini arttırıyorsun arttırmasına da; işte sol alt köşede kalp şeklinde bir şey var, o paramparça…

Fazlasını Oku

Tembellik

arbeit

Ömrümün hiçbir döneminde, anında, saniyesinde çalışkan birisi olmadım. Olamadım değil tabii, olmadım. Bir tercih çünkü tembellik. Okul öncesi çocuklara yüklenen sikimtırak sorumluluklardan tutun da, okuyalım-öğrenelim öğleden sonralarına, kesirler vesaireden evrilip tanjant, kotanjant bahçesinde dal olamadığımız o ergenliğin en sivilceli günlerine, ordan daha yukarıya, üniversiteye… Şimdi de karnımızı doyurabilmek için sabah 8 akşam 6 mesailere…

Çalışkan olmamak demek kaybetmek demek bu hayatta, bu kesin. Hayatı başka türlü hayal etmekten öte çaren kalmıyor çünkü bir yerden sonra. Şöyle olsaydı, böyle olurdu. Belki olurdu, kesin olmazdı… Ve bir zaman sonra kurduğun hayallerin gele gele “ulan sayısalı bi’ vursam”a gelip dayanması. Hiç oynamadığın kuponlara umut yüklemek. Bir insanın hayatında daha zavallıca ne olabilir ki?

Hayat garip tamam da, insan dediğin bambaşka bir şey.

görsel şurdan,
tam o sırada sago kürdan kollar çalmakta.

Fazlasını Oku

Kapa Monitörü!

İş yerinde yeni bir uygulama söz konusu. Uygulama değil de, sosyal sorumluluğa davet, telkin. Küresel Isınma teması adı altında ve bilhassa elektrikten tasarruf için, akşam çıkarken monitörü kapamak konusunda sık sık uyarılar yapılıyor. Bizim yönetici de, bu tip uyarılar karşısında askeri disiplinle tavır alıyor. “Tasarruf için monitörleri kapatmanızı rica ederiz” diye bir mail geldi, tamam, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! Tüm monitörler kapanacak! Bunun istisnası, insiyatifi, esnek bir yanı yok. KAPANACAK! Yani dediğim gibi yapılan bir telkin, ve amaç sosyal sorumluluk, ya da tasarruf… Eee o zaman kişisel tercih ve gönüllülük esas olmalı değil mi? Zaten genel de bu konuda gerekli hassasiyetten uzağım, dün akşam da monitörü kapamayı unutmuşum. Ee nedir yani, zaten 10-15 dakika sonra stand-by konumuna düşecek, ve çok cüzi bir miktar elektrik sarfedecek.

Sabah işe geldim. Monitörün üzerine bir A4 kağıt asılmış. Kocaman fontlarla “Bundan sonra çıkarken bilgisayarımın ekranını kapatacağıma söz veriyorum. Aksi takdirde bana verilecek her cezaya razıyım. İmza: Dea yazıyor. Yönetici asmış. Verilecek ceza da, daha önceden de uyguladığı, işte nedir, ekibe çay ısmarlamak, kahva ısmarlamak, tatlı ısmarlamak…

kapa monitörü!

Şimdi A4 kağıdın arkasına tükenmez kalemle “Bundan sonra gereksiz çıktı alıp, gereksiz kağıt sarfiyatı yapmayacağıma, bir adet a4 çıktı almanın maliyeti ve zararları yanında, monitörün bir gece stand-by konumunda kalmasının esamesi bile okunmayacağı konusunda kafamda soru işareti oluşmayacağına söz veriyorum. İmza: Yönetici yazdım. O gelmeden monitörüne yapıştırmayı düşünüyorum.

Sizce kovulur muyum?

Fazlasını Oku

Altı Üst Olsa Hayatın

Anarşik bi çıkış yapmak değil amacım sadece hepimizi az yada çok bir şekilde etkileyen toplumsal alışkanlıklar tersine çevrilebilse, altı üstte olsa hayatın neler olur diye fantaziler kuruyorum : )

Mesela ortak iletişim ve kolaylık için zaman akışını bölüp isimler vermişiz. Hafta diyerek zamanı 7 birimlik günlere, günleri de 24 birimlik saatlere ayırmışız. Referans noktamız son derece somut bir geçek olan güneşin doğuşu, batışı ve bir sonraki doğuşuyla geçen süre, yani bir gün. Gerisi soyut ve değiştirilebilir kavramlar. (daha&helliip;)

Fazlasını Oku

En güzeli kendi işini yapacaksın…

“Aslında en güzeli kendi işini yapacaksın”a çıkan kısırdöngü muhabbetler. “Yedirmezler, o işin mafyası var” diyip şevk kırıcılar… “Öyle bir niyetin varsa, bizim bir tanıdık var, kredi falan alırız, dur hemen arayayım” diyip yardım etme ayağına hava atanlar… (havan kime yabancı?) Müdür dırdırı, müşteri kaprisi, bilumum ağız kokuları, ego tatminleri, sokak arası mafyası… Sahi ne iş yapabiliriz ki?

Dönemsel moda olanlar belki… Her adım başı peydahlanan dükkanlar. Bunların ilki kumpircilerle başladı. Sonra Ayvalık Tostçu. Simit sarayları. Daha sonra mısır. Şimdilerde makarna ve yoğurt. Portakal sucuları da ekleyebilirim. (daha&helliip;)

Fazlasını Oku