Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Bir Duygusal Egzersiz Olarak Futbol

Yaygın bir spor dalı, aidiyet tatmini, eğlence, otorite ihtiyacı, oyun, kısmi toplum afyonu, rekabet arayışı, megalomanlık, din… Bana göre biraz önce saydığım terimlerden rastgele paylar alarak hoş bir karışıma dönüşen ve bütün bu mefhumlardan daha geçerli olanı; duygusal egzersiz. Futboldan bahsediyorum.

Bu Zamanda İyi Para

Bilen bilir; kendi halimde, zararsız, kişisel haklara saygılı ve insan hakları evrensel beyannamesinin herhangi bir maddesini yirmi kusur yıllık insanlık kariyerim boyunca çiğnememeye özen göstermiş pirezentabıl bir insanım. Henüz on beş (15) dakika önce kapıma gelen ne idüğü belirsiz adamın, ‘kapıcı parası’ kisvesi altında istediği on beş (15) Türk lirasını kibarlıkla kendisine takdim ettim. ‘Bizim kapıcımız mı var birader? 4 ayda bir merdivenleri temizlediğini sanan bir adam var sadece.’ demedim. Evet, öyleydi fakat demedim. Çünkü toplumsal bilincim ve birlikte yaşayabilme yeteneğim hatırı sayılır bir olgunluğa erişmiş durumda.

Çek bir İzmir !

Hayatımıza renk katmak amacıyla yepyeni bir ütopyayla sizlerle beraberim. Bu sefer hedefimde askerliği daha cazip daha heyecanlı hale getirmek var. Hem haftasonu askere gidicek arkadaşları hem de yarın çekilecek Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi kuralarını aynı potada eritip ekmeğe sürmek istiyorum izninizle.

3G Bir Devrimdir!

İhalesiyle, öncesiyle, sonrasıyla, türlü türlü, abidik gubidik reklamlarıyla hayatımıza en orta yerinden, en cüretkar şekilde giren 3G teknolojisinin özeti, birbirini ilk kez görüntülü olarak arayan Türk insanının karşısındakine hareket çekmesi…

Rahmet, sabır, metanet…

Birkaç gündür keyfimiz yok, haliyle duruldu buralar. Çok da umrumuzda değil ya, belki merak eden olur diye, zorunluluktan yazıyorum bunu da. Pazar akşamı Ozan demişti, "Sevincimiz de, hüznümüz de…

İğrenç yayıncılık için tıklayınız…

Hurriyet.com.tr’nin günümüz haber alma telaşının neresine düştüğü hepimizin malumu. Türkiye’nin nerden baksan, en çok ziyaret edilen 5-10 sitesinden birisi. Amacı haber vermek. Hürriyet gibi köklü ve Türk basınında hayati öneme sahip bir gazetenin resmi web sayfası olması, kalite ve yayıncılık beklentilerini epey yukarıya çıkarmakta elbette. Lakin gazete olan Hürriyet’in durumu ortadayken, yani imam osurmakta bu bakar ısrarcıyken, web sayfasının rezillik deryasında attığı kulaçların hesabını tutabilmek gittikçe zorlaşıyor. “Seksi fotoğrafları için tıklayınız” yayıncılığının mihenk taşı olan bu sitenin bugün imza attığı rezilliği ise kelimeler tarif etmekte oldukça yetersiz kalıyor.

Ofisim var şeker gibin, çalışanım var lokum gibin…

Reklam ajanslarının web sayfalarını gezmeye bayılıyorum. Hele son trendleri "Bir blog açalım, ofis ortamını sitemize koyalım, herkes ne kadar eğlendiğimizi, ne kadar keyif aldığımızı görsün" söz konusu olunca, vazgeçilmez bir tutku halini aldı benim için. Sürekli bakınıyorum. Evet, çalışma ortamları, amaçladıkları ve iddia ettikleri gibi eğlenceli görünüyor. Benim çalıştığım ofisle kıyaslanamayacak kadar özgür, renkli ve ferah... İnsanın da dibi düşüyor haliyle. X kişisinin doğum gününü kutladık diyorlar misal, anam ellerde bira şişeleri, patronla enseye şaplak vaziyetler, kakara kikiri... Muazzam bir coşku. Diyorsun ki içinden "Lan bu adamlar 7/24 makara yapsınlar diye mi maaş alıyorlar, bu nasıl bir meslektir, helolooy ben de reklamcı olacağım."

13 saniye!

13 saniyede neler yapılabilir? Misal gözlerinizi kaç kere kırpabilir, kaç adım yol katedebilir, kaç kere ellerinizi çırpabilirsiniz? Kaç tane çekirdek çitleyebilirsiniz? Bir sosisliyi 13 saniyede yiyebilir misiniz mesela? Ya da 100 metreyi 13 saniyede koşabilir misiniz? Yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’de nüfusa oranla, günlük kişi başı ayrılan okuma süresi sadece 13 saniye. Bu süre bazı Avrupa ülkelerinde 24 dakikaya kadar çıkabiliyor ki, 13 saniye okuyan bir toplum ile ve onun 110 katı fazla okuyan bir toplumun arasında ne ciddi, ne manyak, ne delice bir uçurum olabileceğini aklınız alabiliyor mu?

Rahat Uyu Hocam!

Siz! İçinizde beslediğiniz, büyüttüğüz, tam yerinde, tam zamanında kustuğunuz o arsız nefretin esiri olanlar! Kim bilir, gözleriniz yeri kesiyordur şimdi, başınız önde, eğik. Ya da, o kadar da uzun boylu değil, kim bilir, ölçüsüzlüğünüzün, dengesizliğinizin ve hepsinden vahimi, bunu zerre önemsemiyor olmanızın getirdiği o alçak tebessüm yerleşmiştir o nurlu yüzlerinize. Artık daha az kız çocuğu okuyacak, artık daha çok kız çocuğu kendisine tecavüz edenin koynuna imam nikahı ile sokulacak diye mutlusunuzdur belki de. Evet, evet! Belki de, biz farkında değilken, biz alabildiğine uzaktan seyrederken hayatı, siz o denli büyüttünüz o yerin dibine geçesice nefretinizi. Kimbilir, belki de biz varız sırada, hepimizi gömecek kadar coşkulu, hepimizin arkasından gülecek kadar iğrenç durumdasınız ya, biz de bekleyelim keser döner, sap döner diye.

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?