Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Blogumu Elletirim ama Vermem

Bu siteyi ısrarla okuyan bir insan olarak, internet dünyasına uzak olmadığını tahmin ediyorum ey sevgili okur. Haliyle, iki gündür devam eden #blogumadokunma mevzusundan da haberdarsındır haliyle. Yuotube, fizy, google falan derken sıra blogger'a da geldi. Her internet sitesi bir gün sansürü tadacaktır şiarından hareketle, kullanım listesinin tepesinde ne kadar site varsa, hepsini sırayla kapatıp kapatıp açıyorlar. Bu seferkinin sebebi de digiturk denen heyula çıktı, iyi mi? Ya bakıyorum sanal ortama, feysbuku olsun, tivitırı olsun, protesto gırla gidiyor, #blogumadokunma ve #digiturk maddeleri ülkemizin en çok hit alan maddeleri arasında görünüyor mesela. Ee, sonra? Cevabını vereceklerini bilsem, arayıp digiturk'a sorasım var, "Abilerim, haftabaşından beri kaç kişi üyeliğini iptal ettirdi acaba?" diye. Şurada kırk kişiyiz, birbirimizi biliriz, çoğunuz üyeliğinizi iptal falan ettirmeyeceksiniz.

Leyla ile Mecnun

FasulyedenKom dizi tavsiyeleri kuşağının bu sezonki talihlisi Leyla ile Mecnun oldu sevgili takipçiler. Takipçiler bilir, pek televizyon izleyen bir kitle değiliz fasulyeden camiası olarak. Bir Altar insanı var aramıza, Sülüman'ı olsun, Ali Kaptan'ı olsun, Fatmagül'ü olsun sektirmeden takip eden. Onun dışındakiler, dea zaten bir tek Behzat Ç. reyizi pazarları televizyondan, haftanın geri kalan her gününde de internetten izliyor (bu da böyle bir manyak işte, adam haftada 8 10 kere falan aynı bölümü izliyor); ben zaten televizyondan komedi dizileri dışında pek hazzetmiyorum, Ağa dediğin British Columbia Radio Television sevdalısı falan filan derkeeen konu dağıldı, toparlama aşamasına geçeyim. Geçenlerde bir pazartesi, bu Altar topacı evde hasta ayağına malak gibi yaymış testislerini, ben de feysbuhta saçma sapan oyunlarla ömrümü heba ediyorum. İçeriden çağırdı beni, tosun koş diye. Dedim n'oluyor, gene burnunu karıştırırken eli beynine mi kaçtı diye telaşla koştum yanına. Baktım, girmiş televizyonun dibine ilkokul çocuğu gibi, anıra anıra bir şeylere gülüyor. Trt'de güzel bir dizi başlamış olm, dedi, kesin beğenirsin sen de gel bak biraz. Derken olaylar gelişti...

Zebanisiz Türkler

Fıkrayı biliyorsunuzdur da, özet geçiyorum yine de, cehennemi dolaşanlar, her milletin farklı kazanlarda toplandığını ve sadece Türklerin kazanının başında zebani bekçilerin beklemediğini görürler. Sebebini sorunca da, "Onların başına zebani dikmedik, çünkü birisi kaçmaya çalıştığında içeridekiler paçasından yakalayıp tekrar içeri çekiyorlar." denilir. Tamam, bu modellerden her yerde vardır, sadece ülkemize özgü değiller. Ben de bunun farkındayım da, yine de bu model insanların varlığını anlayamıyorum arkadaş. Konuyu nereden açtım, şu yetenek yarışmasındaki arkadaş var ya, Arif Gaffuri kendince bir şeyler yapıyor. Tümdengelim yapayım, yarışmayı pek takip etmiyorum. Katılan yarışmacıların çoğu birbirinin tekrarı anasını satayım, kaç kere denk gelip de izlediysem, paso dans eden yarışmacılar, ya da beatbox denemeleri falan oluyor. O yüzden gerçekten en ufak bir yetenek kırıntısı ya da sıradan olmayan bir şey hemen göze batıyor. Geçenlerde taklit yapan bir tane eleman vardı, o da yetenekli birisiydi, haliyle hemen parladı. Bu Arif kardeşimiz de, haliyle sıradanın dışında bir şeyler yaptığı için bir adım öne çıktı aynı şekilde.

Tutarsızlık

Defalarca söyledim, ülke gündemini takip etmemeye çalışıyorum. Artık sinirlerim kaldırmıyor. Ama gel gör ki, Cengiz Üstün'ün gündemden kaçamayan kişi karakteri gibi, gündem gelip gelip beni buluyor, üstüme üstüme geliyor. Son alkol yasakları, gene çileden çıkardı bünyemi. Mesele sadece bu yasakların kendisi değil aslında. Mesele tutarsızlık, mesele ısrarla ve inatla bu adamların dedikleri ve yaptıklarının birbirini tutmaması. Alkol yasaklarını koyuyorlar önüne, diyorlar ki sana gençlerimizin sağlığı için çıkarttık bu yasakları. Alkışlıyorsun. Samimi olsalar ben de alkışlayacağım. Ama değiller. Gündemleri başka. İnsanların sağlığını düşünen adam, GDO'lu besinleri serbest bırakır mı? Serbest bırakmayı geçtim, adamlar yiyecek piyasasını GDO'lu gıdalara teslim ettiler. Filmlerde şehrin altın anahtarının teslim edilmesi gibi hem de. Yahu adamlar, çıkarttıkları kanunda GDO'suz besinlere GDO'suzdur etiketinin vurulmasını engellediler ki sen gidip GDO'suz olanı seçme, illa ki GDO'lu olanı tüket. Yahu bu mu halkın, gençlerin sağlığını düşünmek?

Herkes için Felsefe – II

Aşağıdaki satırlar yeniHarman dergisinin Ocak 2011 sayısında Duygu Sarı'nın DİKKAT BUYUR köşesinden alıntıdır. Bugün okurken sesli güldüm, şukusunu verdim, sizleri de bu yazıdan mahrum bırakmayayım istedim. Merak edenler için, Duygu Sarı kişisi dikkatbuyur mahlasıyla cikcikliyor, takip edilebilir. Merak edenler için, özet geçiyorum, Duygu Sarı yazısında kendi deyimiyle "adını çokça duyduğumuz fakat hayatları hakkında pek de fazla bilgi sahibi olmadığımız filozofların felsefe ve kişiliklerini, kısa cümlelerle ve uygun bulduğu hayat mottoları eşliğinde tanıtmak niyetinde." Buyurun: Sokrates: Diyalektiğin kaşifi. Platon'un mentoru. Çocuğu koyma ustası. Dırdırcı karısına laf yetiştirmekten yazılı herhangi bir eser bırakmaya vakt bulamadı. Çirkinliğiyle ortamda nam salsa da "Yakışıklı değilim ama sempatikim" diyerek piyasayı iyi salladı. Atinalı gençleri yoldan çıkardığı gerekçesiyle ölüm cezasına çarptırıldı ve baldıran zehri içmeye mahkum edildi. Ölmeden önce son sözlerinin "Ovlum gerçek ölüm seks bitince başlar" olduğu rivayet edilir. Mottosu: "Erdemim nerde lan benim! Ben bu s*tiğimin evinde bi' kere de erdemimi koyduğum yerde bulamayacak mıyım!"

Karabiber Duası

Gözlerini yine araladı usulca. Gözlerini camdan ışık düşen omzuma dikti. "Burada ne yazıyor?" diye fısıldadı. Sesi yorgundu. "Bir dua..." dedim kısa kestirip. "Ne duası?" diye üsteledi. "Karabiber duası..." dedim, "Uyu artık,…

Viva la Chuck Norris

Hepimiz ergen yıllarımızda o "vurdulu kırdılı" diye tabir edilen dövüş filmlerinden izlemişizdir. Ben hatırlıyorum, hele de ilkokul yıllarımda çocuk aklımda çok severdim. Tabii o yıllar, Bruce Lee'nin ölümünün üzerinden 15 sene geçmiş, hâlâ televizyonda filmleri oynuyor, ama yine de eski popülerliği yok. Meydan Jean-Claude van Damme'a kalmış, tam da patlamaya başladığı yıllar hatta. Ara sıra televizyonlarda Bruce Lee filmlerine denk geliyoruz, ama çoğunlukla van Damme filmleri veriliyor, ve sinemalarda oynayanlar da gene onun filmleri. Dediğim gibi, ergenliğe kadar bu tip filmlere az çok ilgi duymuş bir insanım. Ama mesela, bir Chuck Norris denildiğinde aklımda ne canlanır? Bugüne kadar hiç bir filmini oturup da başından sonuna kadar izlemişliğim yoktur. Hatta gözümde dövüş filmlerinin ikinci sınıf aktörlerinden birisidir. Ve hatta, dost meclislerinde muhabbeti şimdiye kadar filmleriyle değil, hep Atilla Atasoy'a olan benzerliğiyle geçmiştir. Bruce Lee bir efsanedir, van Damme'ın kendi çapında bir ünü vardır, Jackie Chan mevzuya mizah katmıştır, Steven Seagal bile filmlerinin kötülüğüyle bu konuda gene adından söz ettirir. Ama Chuck Norris sanki onca filmi çekmemiş gibi pek ciddiye alınmaz bu mevzularda. Hep aşağılanır, hep hor görülür, hakettiği değer pek verilmez kendisine.

Dünya Şampiyonu

Fenerbahçe Acıbadem, ya da Fenerbahçelilerin deyimiyle "Armanın Gururu Sarı Melekler", bugün Katar'da dünya şampiyonu oldu. Hem de rakiplerine bir tek set bile vermeden. Voleybol üzerine ahkam kesecek değilim. Söyleyecek çok sözüm yok…

Yetmez ama Allah Belanızı Versin

Bazen bu ülkede yaşayan insanlara şaşırıyorum. Bunca yıldır bu ülkenin insanları nasıl başardılar da bu kadar saf, bu kadar temiz kalmayı başarabildiler inanamıyorum. Ben kendimi bildim bileli bu ülkede öğrenciler dövülüyor. Bu olay ilk kez olan bir şey mi de bu kadar şaşırdınız? Ben küçüktüm, televizyonlarda haberler gösterilerde dayak yiyen öğrenci haberleriyle doluydu. Ben büyüdüm, haberler hâlâ gösterilerde dayak yiyen öğrenci haberleriyle dolu. Bu ülkede, bir iki ufak yol kazasını saymazsanız, 60 senedir sağcı hükümetler iktidarda. O yüzden bu ülkede, 60 senedir sağ görüşlü olmayanların söz hakkı yok. Öğrenciler, işçiler, memurlar, öğretmenler, kadın hakları savunucuları ne zaman sokağa çıksalar hep aynı görüntüler. En hafifinden biber gazı, cop, kask, tekme yerler. O da şanslılarsa tabii. Yoksa standart muameledir yerlerde sürüklemeler, linç misali dövülmeler. Ya da emir gelir bir yerlerden, otellerden ateş edilir üstlerine, panzerlerle ezilirler canlı canlı. Demiştim size, gündemi takip etmemeye çabalıyorum bir süredir. Bünyem kaldırmıyor artık. Bu ülkeye, ya da daha doğrusu bu ülkenin insanlarına olan inancım zaten her geçen gün ölüyordu. 12 Eylül'de de bir daha geri gelmemek üzere bu kez tamamen yok oldu. İnanmıyorum artık insanlara. İnanamıyorum çünkü.

Yeni yazilar neden ayagina gelmesin?