Ege Türk Olsun!

Bu aralar “Ortadoğuyu Anlamak” diye bir kitap okuyorum. Askerliğimi yaptığım birlikte, sanırım biraz da eğitim birliği olması sebebiyle, fena sayılmayacak bir kütüphane var, oradan düzenli olarak kitap alıp okuyorum ayıptır söylemesi. Askerliğimi yedek subay olarak yaptığımdan mütevellit azımsanamayacak kadar boş zamanım var, değerlendirmek lazım.Tabii, okumakla ilgili sıkıntılarım az biraz devam ediyor hâlâ, ama bir şekilde üstesinden gelmeye çalışıyorum.

Kitabın konusu, isminden de tahmin edileceği üzere, Ortadoğu ve süregelen sorunları hakkında. Tavsiye edip etmemek konusunda henüz biraz kararsızım, çünkü daha başlarındayım kitabın. Ancak şu noktaya kadar güzel devam etti, bitirince unutmazsam kitap hakkındaki görüşlerimi de not düşerim. Yazarı İsrailli Ilan Pappé, ancak kitap hiç de (artık aşina olduğumuz) İsrail propaganda kitaplarından değil, hatta gözlemlediğim kadarıyla gizli propaganda bile değil. Zaten araştırdığım kadarıyla Ilan Pappé de hiç o taraklarda bezi olacak tiplerden değil. Daha Fazlasını Oku

“Artık Yoruldum”

Uzun zamandır yapmak istediğim bir röportajdı. Kendisine ulaşabilmek için çok kazalar yaptım, kafamı duvarlara vurdum ve sonunda istediğimi elde ettim. Randevu almak gerekiyordu aldım, intihar edenlere yüzünü göstermiyordu saygı duydum. Prensipli bir adam, karşı gelsen o dakika seni küşleme yapar, ekmek banar. Sırat Köprüsü’nün yakınlarında ateş kenarında bir kafede buluştuk, off the record olmasını istediğinden herhangi bir kayıt aleti de almadım yanıma dolayısıyla aklıma kalanları sizlere aktarıcam.

Herkesin merak ettiği soruyla başlamak istiyorum, bu işler nasıl yürüyor?

Doğrusunu söylemek gerekirse çok yoruldum, artık başkasına devretmek istiyorum. Kaldırmıyor bünyem, en ücra yerlere bile ben gidiyorum. Bazen gönderildiğim yerde saatlerce beden aradığım oluyor, insani yardım ekiplerine onların görmeyecekleri şekilde yardım ediyorum. Eceliyle ölmek üzere olan adama bile git bir bak deniyor. Uzaktan göründüğü kadar kolay değil bu işler. Sizin en çok eğlendiğiniz Cumartesi akşamları bizler için azap oluyor, bu pazarı da etkiliyor tabi. İlk röportajımda bu kadar dürüst olduğuma bakılırsa baya dolmuşum bu konuda.

İşiniz hiç kolay değil anlayabiliyorum, peki canlarını yaktığınız insanlardan aldığınız beddualar için ne söylemek istersiniz?

Lütfen beni bağışlasınlar, çünkü ben de emir kuluyum. Sistemin bana biçtiği bir rol bu, hem ayrıca beddualarını boşa harcamasınlar bana işlemiyor. Ben kendimi öldürmek istemedim mi sanıyorsunuz, sizin gibi ölümlü olmak istemedim mi sanıyorsunuz. Dostum senin aracılığınla bütün insanlığa sesleniyorum, şu siktiğiminin ölümsüzlük iksirini bulun artık yeter. Mahşer çizgimden çıktım yemin ediyorum.

Diğer meleklerle aranız nasıl, geçinebiliyor musunuz kendileriyle?

En haytaları benim aralarındaki, bütün gün ölüm işleriyle uğraşınca insan kendini komikliğe vermeye başlıyor. Devamlı uğraşıyorum onlarla, saolsunlar hoşgörüyorlar beni. En son İsrafil’in elinden boruyu kaptığım gibi üflüyordum, dur dedi o an aklıma dank etti. Milyonlarca insanı galeyana getirecektim nerdeyse, vuvuzela gibi bir sesi var diyorlar gerçi resmen soykırım yapıcaktım. Bazen Mikail’e oğlum havada yağmur havası var falan derim, bu da inanır gider yayar herkese. İklim değiştirdiğim oldu bir dönem yanlışlıkla, siz de zaten konuşuyorsunuz kendi aranızda duyuyorum doğa bizi sınıyor diye. Yok aslında öyle bir şey, her şey Mikail’in bir lafına bakıyor buralarda.

Dünya üzerinde en fazla şarkı yazılan kişilerdensiniz, işten fırsat bulduğunuzda dinleyebiliyor musunuz?

Bu aralar Six Feet Under’ın son sezonunu indirdim, onun soundtrackini dinliyorum gün içinde. Kendime yazılan şarkıları çok umursamıyorum, genelde bana gider yapıyorlar sözlerinde. Popüler kültürle genelde Cebrail ilgileniyor, insanlara oku-dinle gibi emirler veriyor. Ben de o yattıktan sonra karıştırıyorum bilgisayarını, çok güzel bir arşivi var gerçekten.

Sizin isminiz üzerinden DJ’lik, rapçilik müesseselerinde prim yapılıyor, rantlar yeniyor. Telif konularındaki bilgisizliğinize mi yoralım bu konuyu yoksa gönlübol kişiliğinize mi?

Ruhları önümde diz çökücek hepsinin, bazı not aldığım isimler var onlar kendilerini biliyor akıllı olsunlar. Dualara, cevşenlere sarılmasınlar çünkü ben unutmam bana yapılanı. Benim adımla başkalarına diss atmasınlar, başka bir şey demiyorum ayrıca bol gönüllü değil bol gömüllüyüm.

“Evini temiz tut misafir gelebilir, kendini temiz tut azrail gelebilir.” gibi bir atasözü mevcut bizim oralarda, burdan pis ve leş insanların aslında siz gelmeyesiniz diye o yolu seçtikleri gibi bir anlam çıkarılabilir mi? Nedir bu hijyen takıntınız, kokluyor musunuz önce insanları?

Yok insan ayırmam, bu arkadaş kendi dininin propagandasını yapmış. Kendi temizliğime de çok önem vermiyorum, bazen şöyle bir gir çık yapıyorum ateşe o kadar. İnsanlık böyle dogmatik şeylere inanmasın, gelmek istediğim zaman gelirim.

9 canlı kedi efsanesine ne diyorsunuz, size karşı bir müstehzi oyun var gibi sanki?

Oyuna satanizm patchi yükledim, doya doya oynayabilirler artık. Level atladıkça coşuyor piçler, çok sevdim kendilerini. Efsaneler bozulmak içindir unutmayın dostum.

Şu anda sizle röportaj yapıyorum diye büyük tepki alacağımı biliyorum, tanık koruma programı dahilinde can güvenliği rica ediyorum sizden.

Sen esprili bir çocuğa benziyorsun, yanımıza alıp bir iş bulalım burda sana 🙂

Değerli vaktinizi bana ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum, söyledikleriniz insanlığa ışık tutucaktır eminim. Son bir can alıcı cümleniz var mı paylaşmak istediğiniz?

.

Telefon Kulübesi

Telefon kulübesi, Süpermen hikayelerinin en önemli figürlerinden birisidir. Clark Kent, müdahele etmesi gereken bir durum olduğunda, hemen ilk gördüğü telefon kulübesine girer, takım elbisesini çıkarır, altında gizlediği süper kahraman kostümüyle telefon kulübesinin içinden fırlar ve dünyayı kurtarır.

Telefon kulübesi, Clark Kent’ten Süpermen’e giden yoldur.  Telefon kulübesi, Clark Kent’in içindeki Süpermen’i ortaya çıkarır.

Daha Fazlasını Oku

Moleskine fetişizmi

Oldum olası kırtasiye ürünlerine zaafım var. Çocukluğumun en güzel anlarından birisi okulun başlamasına birkaç gün kala dedemle birlikte gittiğimiz kırtasiyede defter, kalem, silgi gibi olmazsa olmazlardan başlayıp çeşit çeşit not defterleri, ilkokul çocuğundan ziyade bir büronun ihtiyaçlarını karşılayacak ıvır zıvırlar, muhakkak bir ece ajanda, sırf sınıf arkadaşlarıma gasp şakası yapabilmek için maket bıçağı gibi birçoğunun o an için lüzumsuz olduğunu bildiğim ürünleri almak için sonsuzmuş gibi gelen kredimi kullanmak. Dede şunu da alalım‘lı cümleler ile envai çeşit şey yüklenmek. İnanılmaz bir haz. Şimdilerde de küçük bir kırtasiyeden Office 1 Superstore gibi devasa mağazalara terfii eden, karşı koyulamaz bir keyif. Daha Fazlasını Oku

Derinliğimi verdim suya…

Karanlık bir geceyarısını aydınlatmak için yanmak gerekir önce. Ama öyle böyle değil, ölümüne, dibine kadar yanmak. Yağmurdan sırılsıklam olmuş sokakları kurutmak için esmek gerekir önce. Ama öyle böyle değil, ölümüne, fırtına gibi esmek. Ve abicim, taş üstünde taş komamak için kalkmak gerekir önce. Yırtıp atmak tüm ataleti… S.kip atmak tüm adaleti… Bir daha durmamacasına, yorulmamacasına, uyuşmamacasına… Daha Fazlasını Oku